top of page

HACİZDE İSTİHKAK DAVASI, MÜLKİYET KARİNESİ VE ORGANİK BAĞ Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2026 Tarihli, 2025/12-428 Esas ve 2026/199 Karar Sayılı İlamı Çerçevesinde Doktrin ve İçtihat İncelemesi


I. GİRİŞ

Cebrî icranın temel amacı, borçlunun malvarlığının haczedilip paraya çevrilmesi suretiyle alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamaktır. Ne var ki icra takibi, yalnızca alacaklı ile borçlu arasındaki hukukî ilişkiyi etkilemez. Haciz sırasında borçluya ait olduğu düşünülerek işlem yapılan bir malın gerçekte üçüncü kişiye ait olması mümkündür. Böyle bir durumda, alacaklının cebrî icra yoluyla tatmin edilme hakkı ile üçüncü kişinin mülkiyet ve malvarlığı hakkı karşı karşıya gelir.


İcra ve İflas Kanunu, bu çatışmayı “istihkak iddiası” ve “istihkak davası” kurumlarıyla çözmektedir. Hacizde istihkak davası, maddi hukuk bakımından malın gerçek malikinin kim olduğunu kesin hükümle belirleyen klasik bir mülkiyet davası olmaktan ziyade, haczedilen mal üzerinde yürütülen cebrî icranın devam edip etmeyeceğini belirleyen, takip hukukuna özgü bir hukukî koruma yoludur.


İstihkak uyuşmazlıklarında çoğu zaman asıl sorun, üçüncü kişinin mülkiyetini ispatlayıp ispatlayamadığından önce, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün belirlenmesidir. Bu belirleme ise haczin nerede ve kimin fiilî hâkimiyet alanında yapıldığına bağlıdır. İİK’nın 96, 97 ve 97/a maddelerinde borçlunun elinde veya borçlu ile üçüncü kişinin birlikte elinde bulunan mallar; 99. maddesinde ise yalnızca üçüncü kişinin elinde bulunan mallar düzenlenmiştir.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2026 tarihli kararı, özellikle şu üç mesele bakımından önem taşımaktadır:


  1. Üçüncü kişinin işyerinde yapılan hacizde mülkiyet karinesinin kimin lehine olduğu,

  2. Borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasındaki organik bağın hangi delillerle kanıtlanabileceği,

  3. Salt ortak, çalışan, faaliyet alanı, adres veya ticarî ilişki benzerliklerinin mülkiyet karinesini çürütmeye yeterli olup olmadığı.


Karar, uygulamada zaman zaman başvurulan “şirketler arasında organik bağ vardır” şeklindeki genel ve soyut iddianın tek başına hacizli malın borçluya ait sayılması için yeterli olmayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır.


II. HACİZDE İSTİHKAK KAVRAMI


A. İstihkak iddiası

İstihkak iddiası, haczedilen malın borçluya değil üçüncü kişiye ait olduğunun veya üçüncü kişinin mal üzerinde hacze engel nitelikte bir hakkının bulunduğunun ileri sürülmesidir.


İstihkak iddiası yalnızca mülkiyet hakkına dayanmak zorunda değildir. Üçüncü kişi, somut olayın niteliğine göre;


  • mülkiyet,

  • sınırlı ayni hak,

  • rehin hakkı,

  • intifa hakkı,

  • mülkiyeti muhafaza kaydı,

  • finansal kiralama ilişkisi,

  • malın kendisine ait olduğu sonucunu doğuran başka bir ayni veya şahsi hak


ileri sürebilir.


Bununla birlikte, üçüncü kişinin ileri sürdüğü her şahsi hak hacze engel olmaz. Örneğin sıradan bir kira, kullanım veya ödünç ilişkisi, tek başına malın mülkiyetinin üçüncü kişiye ait olduğunu göstermeyebilir. İleri sürülen hakkın, haczin kaldırılmasını veya üçüncü kişinin hakkı dikkate alınarak uygulanmasını gerektirecek nitelikte olması gerekir.


B. İstihkak davası

Haciz sırasında ileri sürülen istihkak iddiasına alacaklı veya borçlu tarafından itiraz edilmesi hâlinde uyuşmazlık yargısal bir nitelik kazanır. İstihkak davasının amacı, hacizli malın maddi hukuk bakımından mutlak ve herkese karşı geçerli biçimde malikini belirlemekten çok, ilgili icra takibi yönünden haczin devam edip etmeyeceğini saptamaktır.


Bu nedenle kararın etkisi kural olarak takip hukukuyla sınırlıdır. İstihkak davasında verilen hüküm, taraflar arasında aynı malın mülkiyetine ilişkin ayrı bir genel mahkeme davasının bütün ihtimallerde gereksiz olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte, mahkemenin mülkiyet ve zilyetlik konusunda yaptığı değerlendirmeler, sonraki uyuşmazlıklarda güçlü delil etkisi yaratabilir.


III. İSTİHKAK DAVASININ HUKUKİ NİTELİĞİ


Öğretide istihkak davasının hukukî niteliği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür.


A. Maddi hukuk davası görüşü

Bu görüşe göre istihkak davasının merkezinde mülkiyet veya başka bir ayni hak bulunduğu için dava esasen maddi hukuka ilişkindir. Mahkeme, hacizli malın borçluya mı, üçüncü kişiye mi ait olduğunu incelemekte ve tarafların maddi hukuk ilişkisini değerlendirmektedir.


B. Takip hukuku davası görüşü

Baskın görüşe göre istihkak davası, takip hukukuna özgü bir davadır. Davanın doğmasına neden olan olay hacizdir; dava, ancak bir cebrî icra takibi içinde anlam kazanır ve hükmün başlıca sonucu haczin devamı veya kaldırılmasıdır.

Bu yaklaşımın temel gerekçeleri şunlardır:


  • Dava, bir icra takibine bağlı olarak ortaya çıkar.

  • Görevli mahkeme icra mahkemesidir.

  • Özel ve kısa süreler öngörülmüştür.

  • Takibin ertelenmesi veya devamı bakımından özel hükümler uygulanır.

  • Hükmün temel sonucu, belirli bir takipte haczin sürdürülmesi veya kaldırılmasıdır.


C. Karma nitelik görüşü

Bir diğer görüş ise davanın hem maddi hukuk hem takip hukuku unsurları taşıdığını savunur. Gerçekten de uyuşmazlığın maddi temelinde mülkiyet bulunmakla birlikte, dava takip hukuku içinde ve takip hukukuna özgü sonuçlar doğuracak şekilde görülür.

En isabetli yaklaşım, istihkak davasının maddi hukuk sorunlarını inceleyen, ancak amacı ve sonuçları itibarıyla takip hukukuna özgü bir dava olduğunu kabul etmektir.


IV. İSTİHKAK PROSEDÜRÜNÜN BAŞLAMASI


A. Haczin yapılması

İstihkak prosedürünün başlaması için öncelikle geçerli bir haciz işleminin bulunması gerekir. İcra müdürü haciz mahallinde malın kime ait olduğunu kesin biçimde çözüme bağlayamaz. Mülkiyet konusunda ciddi bir uyuşmazlık varsa, icra müdürünün görevi haczi gerçekleştirmek, istihkak iddiasını tutanağa geçirmek ve kanunda öngörülen prosedürü işletmektir.

İcra müdürü, yalnızca üçüncü kişinin “mal benimdir” beyanından hareketle haciz yapmaktan kaçınamaz. Aynı şekilde alacaklının “mal borçludur” şeklindeki soyut beyanıyla da üçüncü kişinin iddiasını yok sayamaz.


B. İstihkak iddiasında bulunabilecek kişiler

İstihkak iddiasında esas olarak;

  • üçüncü kişi,

  • üçüncü kişinin temsilcisi,

  • borçlu,

  • haciz sırasında hazır bulunan ve üçüncü kişi hesabına hareket ettiği anlaşılan kişi

bulunabilir.

Borçlunun üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunabilmesi mümkün olmakla birlikte, borçlunun beyanı tek başına üçüncü kişinin hakkını kanıtlamaz. Özellikle borçlu ile üçüncü kişi arasında yakın akrabalık, ortaklık veya ekonomik birlik bulunduğu durumlarda borçlunun beyanı ihtiyatla değerlendirilir.


C. İddianın süresi

İstihkak iddiası, haczin öğrenilmesinden itibaren kanunda öngörülen süre içinde ileri sürülmelidir. Sürenin başlangıcı, üçüncü kişinin haczi hangi tarihte öğrendiğinin belirlenmesini gerektirir.

Haciz sırasında hazır bulunan üçüncü kişi bakımından öğrenme tarihi haciz tarihidir. Hacizde bulunmayan üçüncü kişi bakımından ise fiilî öğrenme tarihi araştırılmalıdır. Öğrenme tarihi belirlenemiyorsa, haczin üçüncü kişiye usulüne uygun şekilde bildirildiği tarih önem kazanır.

İstihkak iddiasına ilişkin süreler hak düşürücü nitelikte kabul edilmektedir. Mahkeme süreyi kendiliğinden gözetir.


V. İİK M.96-97 İLE İİK M.99 AYRIMI

İstihkak uyuşmazlığında yapılması gereken ilk ve en önemli tespit, haczin hangi yasal prosedüre tabi olduğudur.


A. Borçlunun elinde haciz: İİK m.96-97

Mal borçlunun elinde haczedilmişse, kanuni karine malın borçluya ait olduğu yönündedir. Üçüncü kişi bu karinenin aksini ispat etmekle yükümlüdür.

Bu durumda istihkak iddiasına itiraz edilirse icra müdürü dosyayı icra mahkemesine gönderir. İcra mahkemesi takibin devamı veya ertelenmesi konusunda karar verir. Takibin devamına karar verilmesi hâlinde üçüncü kişi, kanunda belirtilen süre içinde istihkak davası açmalıdır.

Bu sistemde:

  • dava açma yükümlülüğü üçüncü kişiye,

  • esas ispat yükü de üçüncü kişiye

aittir.


B. Borçlu ile üçüncü kişinin birlikte elinde haciz

İİK m.97/a uyarınca borçlu ile üçüncü kişinin taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları hâlinde mal, borçlunun elinde sayılır. Dolayısıyla mülkiyet karinesi borçlu lehine, ispat yükü üçüncü kişi aleyhine işler.

Birlikte zilyetlik özellikle şu hâllerde gündeme gelebilir:

  • borçlu ile üçüncü kişinin aynı işyerini kullanması,

  • borçlunun üçüncü kişinin işyerinde faaliyetini sürdürmesi,

  • aynı konutta aile bireyleriyle birlikte yaşanması,

  • malların borçlu ile üçüncü kişinin ortak kullanımında bulunması,

  • haciz sırasında borçlunun veya yetkilisinin mallar üzerinde fiilî tasarruf yetkisinin görülmesi.

Ancak aynı adreste bulunmak her durumda birlikte zilyetlik anlamına gelmez. Fiilî hâkimiyet, kullanım biçimi, işyeri düzeni, tabelalar, kira sözleşmeleri, vergi ve ticaret sicili kayıtları ile haciz sırasındaki somut durum birlikte değerlendirilmelidir.


C. Üçüncü kişinin elinde haciz: İİK m.99

Mal yalnızca üçüncü kişinin elindeyken haczedilmişse İİK m.99 uygulanır. Bu durumda malın üçüncü kişiye ait olduğu karine olarak kabul edilir.

Alacaklı, üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmiyorsa icra müdürlüğünce kendisine dava açması için süre verilir. Dava açma yükümlülüğü ve üçüncü kişi lehindeki mülkiyet karinesini çürütme külfeti alacaklıya aittir.

İİK m.99 sisteminde:

  • üçüncü kişi davalı,

  • alacaklı davacı,

  • ispat yükü kural olarak alacaklı üzerindedir.

Bu dava uygulamada “istihkak iddiasının reddi davası” olarak adlandırılmaktadır.


D. Ayrımın temel ölçütü: Haciz anındaki fiilî hâkimiyet

Hangi prosedürün uygulanacağı belirlenirken yalnızca tapu, ticaret sicili, vergi levhası veya kira sözleşmesine bakılmaz. Esas olan, haciz anında mal üzerinde fiilî hâkimiyetin kimde bulunduğudur.


Şu olgular birlikte değerlendirilmelidir:


  • Haciz adresi kimin resmî adresidir?

  • İşyeri tabelası kime aittir?

  • Vergi levhası ve işyeri ruhsatı kimin adınadır?

  • Elektrik, su ve doğalgaz abonelikleri kimdedir?

  • İşyerindeki çalışanlar hangi şirketin sigortalısıdır?

  • Haciz sırasında kim hazır bulunmuştur?

  • Borçlu, mal veya işyeri üzerinde fiilî tasarrufta bulunmakta mıdır?

  • Faturalar, sevk irsaliyeleri ve muhasebe kayıtları kimin adınadır?

  • Mallar hangi işletmenin faaliyet alanıyla bağlantılıdır?

  • Borçluya ait evrak, kaşe veya ticari defterler bulunmuş mudur?


Haciz anındaki zilyetlik durumu yanlış nitelendirilerek m.97 yerine m.99’un veya m.99 yerine m.97’nin uygulanması, ispat yükünü ve dava açma yükümlülüğünü değiştirdiği için sonuca doğrudan etkili bir hukuka aykırılıktır.



VI. MÜLKİYET KARİNESİ


A. Karinenin kaynağı

İİK m.97/a, taşınır mallarda zilyetliğe bağlı mülkiyet karinesini takip hukuku bakımından özel olarak düzenlemektedir. Bir taşınır malı elinde bulunduran kimse malik sayılır. Borçlu ile üçüncü kişinin birlikte zilyetliğinde ise mal borçlunun elinde kabul edilir.

Bu karine kesin değil, aksi ispatlanabilir bir kanuni karinedir.


B. Karinenin işlevi

Mülkiyet karinesi, yalnızca soyut bir ispat kuralı değildir. İstihkak davasının bütün yapısını etkiler:


  • Kimin dava açacağını,

  • kimin ispat yükü altında olduğunu,

  • hangi delillerin yeterli sayılacağını,

  • şüpheli durumun kimin aleyhine sonuç doğuracağını

belirler.


Mal borçlunun elinde haczedilmişse şüphe üçüncü kişinin aleyhine; mal yalnızca üçüncü kişinin elinde haczedilmişse şüphe alacaklının aleyhine sonuç doğurur.


C. İspat yükü ile delil gösterme yükü arasındaki ayrım

İspat yükü, belirli bir olgunun ispatlanamaması hâlinde aleyhe karar verilmesi riskini ifade eder. Delil gösterme yükü ise yargılamanın gelişimine göre tarafların belirli delilleri sunma ihtiyacıdır.


Örneğin m.99 kapsamında esas ispat yükü alacaklı üzerinde olmakla birlikte üçüncü kişi, malın kendisine ait olduğunu ileri sürüyorsa elinde bulunan faturaları, demirbaş kayıtlarını ve ödeme belgelerini sunmalıdır. Üçüncü kişinin delil sunması, kanuni ispat yükünün kendisine geçtiği anlamına gelmez.


VII. İSTİHKAK DAVASINDA İSPAT


A. Genel ilkeler

İstihkak davasında taraflar iddialarını her türlü hukuka uygun delille ispatlayabilir. Ancak delillerin değerlendirilmesinde hayatın olağan akışı, işlemlerin gerçekliği, belgelerin düzenlenme tarihi ve taraflar arasındaki ilişki önem taşır.


Mahkeme yalnızca tek bir faturaya, tek bir tanık beyanına veya ticaret sicilindeki şekli kayda dayanarak karar vermemelidir. Deliller bütünsel biçimde değerlendirilmelidir.


B. Faturalar

Fatura, tek başına mülkiyeti kesin olarak kanıtlayan bir belge değildir. Faturanın delil değeri bakımından şu hususlar araştırılmalıdır:


  • Fatura hacizden önce mi düzenlenmiştir?

  • Malın marka, model, seri numarası veya ayırt edici özelliği faturada mevcut mudur?

  • Fatura bedeli gerçekten ödenmiş midir?

  • Ödeme banka kayıtlarıyla doğrulanmakta mıdır?

  • Satıcı firmanın gerçek bir faaliyeti bulunmakta mıdır?

  • Fatura ticari defterlere işlenmiş midir?

  • Malın teslimine ilişkin sevk irsaliyesi var mıdır?

  • Faturadaki mal ile haczedilen mal aynı mıdır?


Hacizden hemen sonra düzenlenen, ödeme kaydı bulunmayan, seri numarası içermeyen veya üçüncü kişiyle yakın ilişkili bir şirket tarafından kesilen faturaların ispat gücü zayıftır.


C. Ticari defter ve muhasebe kayıtları

Usulüne uygun tutulmuş ticari defterler, demirbaş kayıtları, amortisman listeleri, KDV kayıtları ve banka hareketleri güçlü delil oluşturabilir.


Ancak kayıtların hacizden sonra geriye dönük şekilde oluşturulup oluşturulmadığı, karşı taraf kayıtlarıyla uyumu ve malın gerçekten işletmede kullanılıp kullanılmadığı denetlenmelidir.


D. Banka kayıtları

Malın bedelinin üçüncü kişi tarafından banka yoluyla ödendiğinin gösterilmesi, özellikle fatura ve teslim belgeleriyle birleştiğinde önemli bir delildir.


Buna karşılık ödemenin borçlu tarafından yapılması, bedelin üçüncü kişiye borçlu tarafından aktarılması veya ödeme açıklamasının belirsiz olması alacaklı lehine değerlendirmeye elverişli olabilir.


E. Tanık delili

Tanık beyanları, işyerinin kim tarafından kullanıldığı, malları kimin satın aldığı ve borçlunun üçüncü kişi işyerindeki faaliyetleri konusunda önemlidir.


Bununla birlikte çalışan, ortak veya yakın akraba tanıkların beyanları tek başına yeterli görülmemeli; objektif belgelerle desteklenip desteklenmediği araştırılmalıdır.


F. Haciz tutanağı

Haciz tutanağı, haciz anındaki maddi olguları gösteren en önemli belgelerden biridir. Tutanakta özellikle şu hususlar açıkça belirtilmelidir:

  • İşyerindeki tabela,

  • hacizde hazır bulunan kişiler,

  • borçluya ait evrak ve kaşeler,

  • bilgisayar ve muhasebe kayıtları,

  • malların bulunduğu bölüm,

  • işyerinin kullanım biçimi,

  • üçüncü kişinin beyanları,

  • haczedilen malların marka, model ve seri numaraları.


Haciz sırasında evrak araştırması yapılmaması, daha sonra organik bağ veya birlikte zilyetlik iddiasının kanıtlanmasını ciddi ölçüde zorlaştırır.


G. Bilirkişi incelemesi

Bilirkişi;

  • ticari defterlerin karşılaştırılması,

  • malların işletmenin faaliyet alanına uygunluğu,

  • amortisman ve demirbaş kayıtları,

  • şirketler arasındaki para ve mal hareketleri,

  • SGK kayıtları,

  • araç devirleri,

  • stok ve üretim kapasitesi


gibi teknik konularda inceleme yapabilir.


Ancak bilirkişi hukukî nitelendirme yapamaz. “Şirketler arasında organik bağ vardır” veya “muvazaa gerçekleşmiştir” biçimindeki nihai hukukî değerlendirme mahkemeye aittir.


VIII. ORGANİK BAĞ KAVRAMI


A. Tanım

Organik bağ, iki veya daha fazla gerçek ya da tüzel kişi arasındaki hukuki, ekonomik, yönetsel veya fiilî bağlantının, bu kişilerin şeklen ayrı olmalarına rağmen belirli bir uyuşmazlık bakımından birlikte hareket ettiklerini gösterecek yoğunluğa ulaşmasıdır.


Organik bağ kanunda ayrıntılı şekilde tanımlanmış bağımsız bir sorumluluk türü değildir. Kaynağını dürüstlük kuralı, hakkın kötüye kullanılması yasağı ve somut olayın özelliklerinden alır.


B. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin kaldırılması arasındaki ilişki

Tüzel kişilik, şirket malvarlığının ortakların ve diğer şirketlerin malvarlığından bağımsız olmasını sağlar. Bu ayrılık, ticari hayatın ve sınırlı sorumluluğun temelidir.


Ancak tüzel kişilik;

  • alacaklılardan mal kaçırmak,

  • borçlu şirketin faaliyetini görünüşte başka şirkete aktarmak,

  • borçlu şirketi içi boş bir yapıya dönüştürmek,

  • aynı işletmeyi farklı şirket adı altında sürdürmek

amacıyla kullanılıyorsa tüzel kişilik perdesinin aralanması veya organik bağ ilkesi gündeme gelebilir.


Bununla birlikte organik bağ, şirketlerin bütün borçlarından otomatik olarak birbirlerinin sorumlu tutulmasını sağlayan genel bir kural değildir. İstisnai ve son çare niteliğinde uygulanmalıdır.


C. Organik bağın göstergeleri

Yargısal uygulamada organik bağ değerlendirmesinde şu olgular dikkate alınabilir:

  • Ortakların veya yöneticilerin aynı olması,

  • ortaklar arasında yakın akrabalık,

  • aynı adreste faaliyet,

  • aynı telefon, internet sitesi veya e-posta kullanımı,

  • aynı çalışanların kullanılması,

  • aynı araç, makine ve ekipmanlardan yararlanılması,

  • aynı müşteri portföyü,

  • aynı ticaret unvanı veya markaya benzer ibareler,

  • borçlu şirketin faaliyetinin üçüncü kişi şirket tarafından kesintisiz sürdürülmesi,

  • işletme varlıklarının karşılıksız veya düşük bedelle devri,

  • borcun doğumundan sonra şirket kurulması,

  • borcun doğumundan sonra payların devredilmesi,

  • borçlu şirket yöneticilerinin üçüncü kişi şirkette fiilen yönetici gibi davranması,

  • para ve mal hareketlerinin ekonomik gerekçeden yoksun olması,

  • borçlu şirketin haczedilebilir malvarlığının üçüncü kişiye aktarılması.

Bu unsurların hiçbiri tek başına her olayda yeterli değildir. Mahkeme, olguların birleşerek borçtan kaçınmaya veya alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik somut bir düzenek oluşturup oluşturmadığını araştırmalıdır.


D. Salt benzerliğin yetersizliği

Aynı sektörde faaliyet göstermek, aynı sanayi sitesinde bulunmak, geçmişte ortak çalışanlara sahip olmak veya şirket ortaklarının birbirini tanıması ticari hayatta olağan durumlardır.


Organik bağın kabulü için salt benzerlik değil;

  • ekonomik ve ticari bağımlılık,

  • yönetim ve karar alma birliği,

  • malvarlığı aktarımı,

  • borçtan kaçınma amacı,

  • dürüstlük kuralına aykırı somut davranış

aranmalıdır.


IX. YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNUN 01.04.2026 TARİHLİ KARARI


A. Uyuşmazlığın özeti

İnceleme konusu olayda alacaklı, borçlu şirket hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatmıştır. Haciz, üçüncü kişi şirketin ticaret sicilinde kayıtlı işyeri adresinde gerçekleştirilmiştir.


Haciz sırasında üçüncü kişi şirket yetkilisi hazır bulunmuş ve haczedilen malların üçüncü kişi şirkete ait olduğunu ileri sürmüştür. Bunun üzerine uyuşmazlık İİK m.99 kapsamında değerlendirilmiş ve alacaklı tarafından üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi davası açılmıştır.


Alacaklı özetle;

  • borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasında organik ve fiilî bağ bulunduğunu,

  • borcun doğumundan sonra pay devirleri yapıldığını,

  • borçlu şirketin eski çalışanlarının üçüncü kişi şirkette çalıştığını,

  • iki şirketin aynı veya benzer alanda faaliyet gösterdiğini,

  • araç ve malvarlığı devirleri bulunduğunu,

  • şirketlerin mal kaçırmak amacıyla birlikte hareket ettiğini

ileri sürmüştür.


B. İlk derece ve istinaf kararları

İlk derece mahkemesi, haczin üçüncü kişi şirketin işyerinde yapıldığını, hacizli malların üçüncü kişi şirkete ait olduğuna ilişkin deliller bulunduğunu ve alacaklının mülkiyet karinesinin aksini kanıtlayamadığını kabul ederek davayı reddetmiştir.

Bölge adliye mahkemesi de mülkiyet karinesinin üçüncü kişi lehine bulunduğu ve alacaklının bu karineyi güçlü ve inandırıcı delillerle çürütemediği gerekçesiyle istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.


C. Özel Dairenin bozma gerekçesi


Yargıtay 12. Hukuk Dairesi;

  • şirketler arasındaki pay devirlerini,

  • eski çalışan ilişkilerini,

  • araç devirlerini,

  • faaliyet alanlarındaki benzerliği,

  • şirket ortak ve yöneticileri arasındaki bağlantıları

birlikte değerlendirerek borçlu ile üçüncü kişi arasında organik bağ bulunduğu ve davanın kabulü gerektiği sonucuna ulaşmıştır.


D. Direnme kararı

İlk derece mahkemesi, Özel Dairenin bozmasına direnmiştir. Mahkeme özellikle;

  • haciz adresinin üçüncü kişi şirketin resmî adresi olduğunu,

  • borçlu şirketin farklı bir adreste kayıtlı bulunduğunu,

  • şirketlerin kuruluş tarihleri arasında uzun süre olduğunu,

  • üçüncü kişi şirketin borcun doğumundan önce kurulduğunu,

  • çalışan ve faaliyet alanı benzerliklerinin ticari hayatın olağan akışı içinde kalabileceğini,

  • şirketler arasındaki ilişkilerin mal kaçırma amacı taşıdığının kanıtlanamadığını

belirtmiştir.


E. Hukuk Genel Kurulunun değerlendirmesi

Hukuk Genel Kurulu öncelikle hacizli malların yalnızca üçüncü kişinin elinde bulunduğunu, bu nedenle mülkiyet karinesinin üçüncü kişi lehine olduğunu ve ispat yükünün alacaklıya düştüğünü kabul etmiştir.


Kurula göre alacaklı, yalnızca iki şirket arasındaki bazı bağlantıları göstermekle yetinemez. Bu bağlantıların;

  • borçlu şirketin malvarlığının üçüncü kişiye kaçırıldığını,

  • üçüncü kişi şirketin borçlunun devamı veya paravanı olduğunu,

  • hacizli malların gerçekte borçluya ait bulunduğunu,

  • tüzel kişilik ayrılığının kötüye kullanıldığını

gösterecek yoğunlukta olması gerekir.


Kararda özellikle şu hususlar belirleyici olmuştur:

  1. Haciz, üçüncü kişi şirketin ticaret sicilindeki adresinde yapılmıştır.

  2. Borçlu şirkete ödeme emrinin tebliğ edildiği adres farklıdır.

  3. Takip konusu borcun doğduğu tarih itibarıyla şirketler aynı adreste faaliyet göstermemektedir.

  4. Üçüncü kişi şirket, borcun doğumundan önce kurulmuştur.

  5. Pay devirlerinin kötü niyetli veya muvazaalı olduğu kanıtlanamamıştır.

  6. Borçlu şirket ortağının oğlunun üçüncü kişi şirkette ortak veya yönetici olması tek başına yeterli değildir.

  7. Eski bir çalışanın üçüncü kişi şirkette çalışmaya devam etmesi organik bağın kesin kanıtı değildir.

  8. Aynı veya benzer sektörde faaliyet gösterilmesi tek başına şirketler arasında ekonomik birlik bulunduğunu göstermez.

  9. Şirketler arasında alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik karşılıksız veya orantısız malvarlığı aktarımı kanıtlanamamıştır.

  10. Hacizli malların üçüncü kişi şirketin faaliyet alanına ve ticari işletmesine uygun mallar olduğu bilirkişi raporuyla belirlenmiştir.

  11. Haciz sırasında borçlu şirkete ait güncel ve belirleyici evrak bulunmamıştır.

  12. SGK kayıtlarındaki çalışan benzerliği, sektörün ve ticari hayatın olağan akışı içinde değerlendirilmiştir.

  13. Araç alım satım işlemlerinin mal kaçırma mekanizmasının parçası olduğu ispatlanamamıştır.

  14. Daha önce yapılan hacze ve başka bir istihkak davasına ilişkin karar, somut uyuşmazlıkta kesin veya güçlü bir delil olarak kabul edilmemiştir.


HGK, bütün bu nedenlerle alacaklının üçüncü kişi lehindeki mülkiyet karinesini çürütemediğini kabul etmiş ve direnme kararını onamıştır.


X. KARARIN GETİRDİĞİ TEMEL HUKUKİ İLKELER


1. İİK m.99’da belirsizlik alacaklı aleyhine sonuç doğurur

Mal üçüncü kişinin münhasır zilyetliğinde haczedilmişse mülkiyet karinesi üçüncü kişi lehinedir. Deliller değerlendirilmesine rağmen malın borçluya ait olduğu konusunda kesin kanaat oluşmuyorsa dava reddedilmelidir.


Alacaklı açısından “şüphe uyandırmak” yeterli değildir; karinenin aksini kanıtlamak gerekir.


2. Organik bağ soyut bir etiket değildir

Organik bağ kavramı, farklı şirketler arasındaki her ticari veya kişisel ilişkiye uygulanamaz. Şirketler arasında bağlantı bulunduğunun gösterilmesi ile tüzel kişilik ayrılığının kötüye kullanıldığının kanıtlanması aynı şey değildir.


Organik bağın hukuki sonuç doğurması için bağlantının;

  • borçtan kaçınma,

  • mal kaçırma,

  • işletme devamlılığını gizleme,

  • alacaklıyı zarara uğratma

amacıyla kullanıldığının somutlaştırılması gerekir.


3. Borcun doğum tarihi kritik önemdedir

Üçüncü kişi şirketin borcun doğumundan önce kurulmuş olması, şirketin sırf takipten kaçmak için oluşturulduğu iddiasını zayıflatır.


Benzer şekilde;

  • pay devirlerinin,

  • adres değişikliklerinin,

  • araç ve makine devirlerinin,

  • çalışan geçişlerinin

borcun doğumundan önce mi sonra mı gerçekleştiği kronolojik olarak incelenmelidir.


4. Haciz adresi tek başına değil, güçlü bir başlangıç olgusudur

Haczin üçüncü kişinin ticaret sicilindeki işyerinde yapılması m.99’un uygulanması yönünde güçlü bir göstergedir. Ancak borçlunun bu adreste fiilen faaliyette bulunduğu kanıtlanırsa birlikte zilyetlik veya borçlu zilyetliği gündeme gelebilir.

Dolayısıyla adres kaydı kesin delil değil, haciz mahallindeki fiilî durumla birlikte değerlendirilmesi gereken güçlü bir emaredir.


5. Aynı sektör ve çalışan geçişleri tek başına yeterli değildir

Aynı sektörde faaliyet gösteren şirketler arasında çalışan geçişi, mal ve araç alım satımı veya müşteri benzerliği olağandır. Bunların mal kaçırma düzeninin parçası olduğu ayrıca kanıtlanmalıdır.


6. Tüzel kişilik ayrılığı asıldır

Her şirket bağımsız bir tüzel kişidir ve kendi malvarlığıyla sorumludur. Organik bağ, bu temel ilkenin kolayca bertaraf edilmesine hizmet eden genel bir araç değildir.

Tüzel kişilik perdesinin aralanması ve organik bağın sonuç doğurması istisnai olmalıdır.


XI. KARARIN ELEŞTİREL DEĞERLENDİRİLMESİ


A. Kararın isabetli yönleri

Kararın en güçlü yönü, organik bağ kavramının sınırsız biçimde genişletilmesine engel olmasıdır. Ticari hayatta aynı aileden kişilerin farklı şirketlerde ortak olması, çalışanların şirket değiştirmesi, benzer faaliyet alanlarının bulunması veya şirketler arasında mal alım satımı yapılması olağan durumlardır.


Bu tür ilişkilerin tamamının organik bağ ve mal kaçırma olarak kabul edilmesi, tüzel kişilik ve malvarlığı ayrılığı ilkelerini anlamsızlaştırır. Ayrıca üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı, yalnızca borçluyla ticari veya kişisel bağlantı içinde oldukları gerekçesiyle zedelenmiş olur.


HGK’nın kararı bu açıdan mülkiyet hakkı, hukuki güvenlik ve şirketlerin malvarlığı bağımsızlığıyla uyumludur.


B. Alacaklının korunması bakımından taşıdığı risk

Bununla birlikte mal kaçırma işlemleri çoğu zaman açık belgelerle yapılmaz. Borçlu ve üçüncü kişinin muvazaalı hareket ettiği durumlarda alacaklının doğrudan delile ulaşması son derece güçtür.


Bu nedenle mahkemelerin “doğrudan yazılı delil yoktur” yaklaşımıyla bütün emareleri ayrı ayrı etkisiz sayması da doğru değildir. Organik bağ ve muvazaa çoğu zaman;

  • kronolojik yakınlık,

  • olağan dışı malvarlığı hareketleri,

  • ekonomik gerekçesizlik,

  • faaliyet devamlılığı,

  • ortak yönetim,

  • piyasa değerinin çok altında devir,

  • borçlu şirketin içinin boşaltılması

gibi emarelerin bir araya gelmesiyle kanıtlanabilir.


Dolayısıyla HGK kararının, organik bağın hiçbir zaman emarelerle ispatlanamayacağı şeklinde yorumlanmaması gerekir. Kararın mesajı, emarelerin somut olayda birbirini destekleyen, tutarlı ve yoğun bir bütün oluşturması gerektiğidir.


C. İspat ölçüsü

Kararda “inandırıcı ve güçlü deliller” vurgusu yapılmaktadır. Bu ifade, ceza yargılamasındaki her türlü şüpheden uzak ispat standardı olarak anlaşılmamalıdır.

Hukuk yargılamasında hâkim, delilleri serbestçe değerlendirerek iddia edilen olgunun gerçekleştiği konusunda kanaate ulaşır. Ancak kanuni karine üçüncü kişi lehine olduğu için, birbirine eşit ihtimallerin bulunması hâlinde alacaklı ispat yükünü yerine getirmiş sayılmaz.


XII. İSTİHKAK DAVASININ TARAFLARI


A. İİK m.97 kapsamındaki dava

Mal borçlu veya borçlu ile üçüncü kişinin birlikte elinde haczedilmişse davacı üçüncü kişidir.


Davalı kural olarak haciz alacaklısıdır. Borçlu, üçüncü kişinin iddiasına itiraz etmişse davalı olarak gösterilmelidir. Borçlunun istihkak iddiasını kabul etmesi hâlinde her olayda zorunlu davalı olması gerekmez.


B. İİK m.99 kapsamındaki dava

Mal üçüncü kişinin münhasır zilyetliğinde haczedilmişse davacı alacaklı, davalı üçüncü kişidir.


Uyuşmazlığın niteliğine göre borçlunun davaya katılması veya taraf olarak gösterilmesi gündeme gelebilir. Ancak mülkiyet karinesinin çürütülmesi esas olarak alacaklının yükümlülüğündedir.


C. Taraf sıfatının önemi

İstihkak davalarında taraf sıfatının yanlış kurulması, usulden ret veya eksik taraf teşkili sonucunu doğurabilir. Mahkeme, istihkak iddiasına kimin itiraz ettiğini, hacizli mal üzerinde kimin hak ileri sürdüğünü ve davanın m.97’ye mi m.99’a mı dayandığını dikkatle belirlemelidir.


XIII. GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME


A. Görev

Hacizde istihkak davalarında görevli mahkeme icra mahkemesidir.

İcra mahkemesi bu davada şikâyet incelemesinden farklı olarak tarafların delillerini toplar, gerektiğinde bilirkişi ve tanık deliline başvurur ve maddi hukuk ilişkisini takip bakımından inceler.


B. Yetki

İstihkak davası, takibin yapıldığı yer veya haczin gerçekleştirildiği yer icra mahkemesinde açılabilir. Yetki değerlendirmesinde özel icra hukuku hükümleri esas alınır.


C. Basit yargılama usulü

İstihkak davası basit yargılama usulüne tabidir. Ancak davanın basit yargılama usulüne tabi olması, yüzeysel inceleme yapılabileceği anlamına gelmez. Mahkeme;

  • ticaret sicili kayıtlarını,

  • vergi kayıtlarını,

  • SGK kayıtlarını,

  • banka hareketlerini,

  • şirket defterlerini,

  • araç ve taşınır devirlerini,

  • haciz tutanağını

gerektiğinde ayrıntılı biçimde incelemelidir.


XIV. TAKİBİN ERTELENMESİ VE TEMİNAT


İİK m.97 prosedüründe icra mahkemesi, istihkak iddiası hakkında karar verilinceye kadar takibin ertelenmesine karar verebilir.


Takibin ertelenmesi, alacaklının tahsilini geciktirebileceği için mahkeme üçüncü kişiden teminat alınmasına karar verebilir. Teminatın miktarı belirlenirken;

  • alacağın tutarı,

  • hacizli malın değeri,

  • satış tehlikesi,

  • tarafların muhtemel zararı

dikkate alınmalıdır.


Takibin devamına karar verilmesi, istihkak davasının esası hakkında kesin bir hüküm değildir. Bu karar geçici niteliktedir ve üçüncü kişinin süresinde dava açmasına engel olmaz.


İİK m.99’da ise mal üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunduğu için alacaklıya dava açma süresi verilmesi ve bu süreçte satış işlemlerinin dava sonucuna göre yürütülmesi gerekir.

XV. İSTİHKAK DAVASININ SONUÇLARI


A. Davanın kabulü

İİK m.97 kapsamında üçüncü kişinin davası kabul edilirse haciz kaldırılır. Mal üçüncü kişiye bırakılır ve o mal bakımından takip yürütülemez.

İİK m.99 kapsamında alacaklının davası kabul edilirse üçüncü kişinin istihkak iddiası reddedilir ve hacizli mal üzerinde takip devam eder.


B. Davanın reddi

İİK m.97 kapsamında üçüncü kişinin davası reddedilirse haciz kesin olarak devam eder.

İİK m.99 kapsamında alacaklının davası reddedilirse üçüncü kişinin istihkak iddiası kabul edilmiş olur ve haciz kaldırılır.


C. Tazminat

Kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde haksız istihkak iddiası veya haksız itiraz nedeniyle tazminata hükmedilebilir.

Tazminat bakımından yalnızca davanın kaybedilmiş olması yeterli değildir. Tarafın kötü niyeti veya kanunda aranan kusur ve diğer şartlar somut biçimde değerlendirilmelidir.


D. Yargılama giderleri ve vekâlet ücreti

Yargılama giderleri ve vekâlet ücreti, davanın kabul veya ret sonucuna göre belirlenir. Dava konusu değer kural olarak hacizli malın değeri ile takip alacağından düşük olanı dikkate alınarak değerlendirilir.


XVI. KANUN YOLLARI VE KESİNLİK SINIRI

İcra mahkemesi kararlarına karşı istinaf ve temyiz yolları, İİK’nın özel hükümlerine tabidir. Parasal kesinlik sınırının belirlenmesinde karar tarihinde yürürlükte bulunan düzenlemeler önem taşır.


İncelenen HGK kararında ön sorun olarak, bozma sonrasında verilen direnme kararının temyiz edilip edilemeyeceği tartışılmıştır. Kurul, kanun yolu hakkının kural olarak kararın verildiği tarihteki hukukî duruma göre değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.


Sonradan yürürlüğe giren bir kanun değişikliğinin, daha önce doğmuş temyiz hakkını açık bir geçiş hükmü bulunmadan ortadan kaldırmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.


Bu yaklaşım;

  • hukuki güvenlik,

  • usuli kazanılmış hak,

  • kanun yollarının öngörülebilirliği,

  • mahkemeye erişim hakkı

bakımından önemlidir.


XVII. ALACAKLI VEKİLİ BAKIMINDAN UYGULAMA STRATEJİSİ


İİK m.99 kapsamında açılacak davada alacaklı vekilinin yalnızca “şirketler arasında organik bağ vardır” demesi yeterli değildir. İddia somut olgulara bölünmelidir.


A. Kronolojik tablo hazırlanması

Aşağıdaki tarihler karşılaştırılmalıdır:

  • Alacağın doğum tarihi,

  • takip tarihi,

  • ödeme emrinin tebliğ tarihi,

  • üçüncü kişi şirketin kuruluş tarihi,

  • pay devirleri,

  • adres değişiklikleri,

  • çalışan geçişleri,

  • araç ve makine devirleri,

  • haciz tarihi.

Borcun doğumundan hemen sonra başlayan işlemler, mal kaçırma iddiasını güçlendirebilir.


B. Haciz mahallinde ayrıntılı araştırma talebi

Haciz sırasında;

  • borçluya ait kaşe,

  • fatura,

  • sevk irsaliyesi,

  • cari hesap kayıtları,

  • bilgisayar kayıtları,

  • tabela,

  • çalışan beyanları,

  • ruhsat ve abonelikler

tespit edilmelidir.


Fotoğraf ve video kaydı alınması, malların seri numaralarının belirlenmesi ve işyerindeki belgelerin hangi şirkete ait olduğunun tutanağa geçirilmesi büyük önem taşır.


C. Kurum kayıtlarının karşılaştırılması

Mahkemeden;

  • ticaret sicili,

  • vergi dairesi,

  • SGK,

  • banka,

  • noter,

  • trafik tescil,

  • tapu,

  • oda kayıtları

istenmelidir.


Şirketler arasındaki mal ve para hareketleri, gerektiğinde uzman bilirkişi kurulunca incelenmelidir.


D. Devirlerin ekonomik gerekçesinin sorgulanması

Araç, makine, stok veya müşteri portföyü devirlerinde;

  • satış bedeli,

  • ödeme şekli,

  • rayiç değer,

  • teslim,

  • muhasebe kaydı,

  • KDV beyanı

araştırılmalıdır.


Karşılıksız, düşük bedelli veya ödeme kaydı bulunmayan devirler güçlü emare oluşturabilir.


E. Faaliyet devamlılığının gösterilmesi

Borçlu şirketin faaliyetini sona erdirmesiyle üçüncü kişinin aynı yerde, aynı çalışanlarla, aynı makinelerle ve aynı müşterilerle işe başlaması hâlinde işletme devamlılığı somutlaştırılmalıdır.


XVIII. ÜÇÜNCÜ KİŞİ VEKİLİ BAKIMINDAN UYGULAMA STRATEJİSİ


A. Münhasır zilyetliğin belgelenmesi

  • Kira sözleşmesi,

  • tapu kaydı,

  • işyeri ruhsatı,

  • vergi levhası,

  • abonelikler,

  • tabela ve işyeri fotoğrafları

sunulmalıdır.


B. Malların iktisabının kanıtlanması

Her hacizli mal bakımından;

  • fatura,

  • ödeme belgesi,

  • sevk irsaliyesi,

  • demirbaş kaydı,

  • amortisman listesi,

  • garanti belgesi,

  • servis kaydı

eşleştirilmelidir.


C. Borcun doğumundan önceki ticari faaliyetin gösterilmesi

Üçüncü kişinin borcun doğumundan önce kurulmuş ve aynı alanda düzenli faaliyet yürütmüş olması, paravan şirket iddiasını zayıflatır.

Bu nedenle eski tarihli;

  • beyannameler,

  • faturalar,

  • banka hareketleri,

  • SGK kayıtları,

  • kira ve ruhsat belgeleri

sunulmalıdır.


D. Ticari ilişkilerin olağanlığının açıklanması

Borçlu şirketle yapılan araç, mal veya hizmet alışverişlerinin piyasa koşullarında ve gerçek ödemelerle gerçekleştiği gösterilmelidir.


E. Her emareye ayrı cevap verilmesi

Organik bağ iddiası toplu biçimde reddedilmemeli; alacaklının ileri sürdüğü;

  • ortaklık,

  • çalışan,

  • adres,

  • araç devri,

  • faaliyet alanı,

  • akrabalık

olgularının her biri ayrı ayrı açıklanmalıdır.


XIX. MAHKEMENİN YAPMASI GEREKEN İNCELEME


Sağlıklı bir istihkak yargılamasında mahkeme şu sırayı izlemelidir:

  1. Haczin geçerli olup olmadığını belirlemek.

  2. İstihkak iddiasının süresinde ileri sürülüp sürülmediğini incelemek.

  3. Haciz anında malın kimin zilyetliğinde olduğunu saptamak.

  4. İİK m.97 veya m.99’dan hangisinin uygulanacağını belirlemek.

  5. Dava açma yükümlülüğü ve ispat yükünü doğru tarafa yüklemek.

  6. Haciz tutanağını ayrıntılı biçimde değerlendirmek.

  7. Tarafların ticaret sicili, vergi, SGK ve banka kayıtlarını toplamak.

  8. Şirketler arasındaki malvarlığı hareketlerini kronolojik olarak incelemek.

  9. Organik bağ iddiasının yalnızca şekli benzerliğe mi, yoksa somut mal kaçırma düzenine mi dayandığını belirlemek.

  10. Her hacizli malı faturalar ve demirbaş kayıtlarıyla ayrı ayrı eşleştirmek.

  11. Bilirkişinin hukukî değerlendirmelerini değil teknik tespitlerini esas almak.

  12. Delilleri parçalı değil bütünsel olarak değerlendirmek.

  13. Kanuni karinenin hangi taraf lehine olduğunu gerekçeli kararda açıkça göstermek.


XX. HGK KARARINDAN ÇIKARILABİLECEK SOMUT KRİTERLER


İncelenen karar ışığında organik bağ ve mülkiyet karinesinin çürütülmesi bakımından aşağıdaki üçlü ayrım yapılabilir.


A. Tek başına genellikle yetersiz olgular

  • Aynı sektörde faaliyet,

  • ortakların akraba olması,

  • eski çalışanın diğer şirkete geçmesi,

  • şirketler arasında alışveriş yapılması,

  • bazı araçların el değiştirmesi,

  • aynı sanayi bölgesinde bulunma,

  • benzer ticaret unvanı,

  • bir ortağın geçmişte diğer şirkette çalışması.


B. Destekleyici delil olabilecek olgular

  • Borçtan sonra pay devri,

  • borçtan sonra adres değişikliği,

  • aynı çalışanların topluca geçirilmesi,

  • aynı makinelerin kullanılmaya devam edilmesi,

  • borçlu şirket müşterilerinin üçüncü kişiye aktarılması,

  • ortak telefon, internet sitesi veya e-posta,

  • borçlu yöneticisinin üçüncü kişi adına fiilen yönetim faaliyeti.


C. Organik bağ ve mal kaçırmayı güçlü biçimde gösterebilecek olgular

  • Borçlu şirketin bütün malvarlığının karşılıksız devri,

  • gerçek ödeme içermeyen satışlar,

  • piyasa değerinin çok altında devirler,

  • borçlu şirketin içinin boşaltılması,

  • üçüncü kişi şirketin yalnızca borçtan sonra kurulması,

  • faaliyet, müşteri, personel, makine ve adresin kesintisiz biçimde yeni şirkete aktarılması,

  • borçlu şirket yöneticilerinin üçüncü kişi şirketi fiilen yönetmesi,

  • haciz sırasında borçluya ait güncel ticari evrak ve kayıtların bulunması,

  • üçüncü kişi şirket hesaplarının borçlu tarafından kullanılması,

  • devirlerin ekonomik ve ticari gerekçeden tamamen yoksun olması.


Mahkeme, üçüncü gruptaki olguların varlığını ve birbirleriyle bağlantısını araştırmalıdır.


XXI. SONUÇ


Hacizde istihkak davası, alacaklının cebrî icra yoluyla tatmin hakkı ile üçüncü kişinin mülkiyet hakkı arasında hassas bir denge kurar. Bu dengenin temel aracı, haciz anındaki zilyetliğe göre belirlenen mülkiyet karinesidir.


Mal borçlunun veya borçlu ile üçüncü kişinin birlikte elinde haczedilmişse İİK m.97; yalnızca üçüncü kişinin elinde haczedilmişse İİK m.99 uygulanır. Bu ayrım, yalnızca usulî bir sınıflandırma değildir. Davacı tarafı, dava açma süresini ve ispat yükünü doğrudan belirler.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2026 tarihli, 2025/12-428 Esas ve 2026/199 Karar sayılı ilamı, üçüncü kişinin münhasır zilyetliğinde yapılan hacizlerde alacaklının ağır bir ispat yükü altında bulunduğunu vurgulamıştır.


Karara göre;

  • aynı faaliyet alanı,

  • çalışan geçişleri,

  • ortak veya yönetici bağlantıları,

  • pay devirleri,

  • araç alım satımları,

  • ticari ilişki ve benzerlikler


tek başına üçüncü kişi lehindeki mülkiyet karinesini çürütmez.


Organik bağın hukuki sonuç doğurabilmesi için şirketler arasındaki bağlantının, tüzel kişilik ayrılığını alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla kullanan somut, yoğun ve dürüstlük kuralına aykırı bir yapılanmayı göstermesi gerekir.


Bu karar, organik bağ kavramının ölçüsüz genişletilmesine karşı önemli bir sınır getirmektedir. Ancak karar, muvazaa ve mal kaçırmanın yalnızca doğrudan delillerle ispatlanabileceği anlamına da gelmez. Birbirini destekleyen kuvvetli emareler, kronolojik uyum ve ekonomik hayatın olağan akışına aykırı işlemler bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde mülkiyet karinesinin aksi ispatlanabilir.


Sonuç olarak istihkak davalarında doğru yaklaşım;

  • şekli kayıtlara körü körüne bağlanmamak,

  • soyut organik bağ iddialarıyla yetinmemek,

  • haciz anındaki fiilî hâkimiyeti doğru belirlemek,

  • işlemlerin kronolojisini incelemek,

  • malvarlığı hareketlerinin gerçek ekonomik nedenlerini araştırmak,

  • bütün delilleri birlikte değerlendirmek

olmalıdır.


İstihkak davasının sonucu çoğu zaman tarafların kaç adet belge sunduğuna değil, sunulan delillerin mülkiyet karinesi, zilyetlik ve mal kaçırma iddiasıyla ne ölçüde tutarlı bir bütün oluşturduğuna bağlıdır.



Yorumlar


bottom of page