CÜPPENİN ALTINDAKİ SESSİZ YORGUNLUK: AVUKATLIKTA RUH SAĞLIĞI
- Av. Özgür GÜL

- 5 dakika önce
- 5 dakikada okunur
Aşağıdaki yazı, avukatların ruh sağlığı meselesinin yalnızca “kişisel dayanıklılık” konusu değil; meslek örgütler, barolar, hukuk büroları, adliyeler ve yargı kültürü bakımından yapısal bir sorun olduğunu göstermek amacı ile hazırlanmıştır.
1. Konunun özü: Avukatlıkta ruh sağlığı neden ayrı bir başlık?
Avukatlık mesleği, diğer birçok meslekten farklı olarak sürekli çatışma, süre baskısı, hak kaybı riski, müvekkil baskısı, ekonomik belirsizlik, adalete erişim sorunları, adliye/kurum yıpranması, karşı tarafla mücadele, yoğun duygusal aktarım ve çoğu zaman sonucu tamamen kontrol edemediği bir süreçten sorumlu tutulma gibi yükleri aynı anda barındırır.
Dünya Sağlık Örgütü, tükenmişliği bir “hastalık” olarak değil, başarıyla yönetilemeyen kronik işyeri stresinden doğan mesleki bir olgu olarak tanımlar. Bu olgu; enerji kaybı/tükenme, işe karşı zihinsel mesafe veya olumsuzluk/sinizm ve mesleki etkinlikte azalma şeklinde üç ana belirtiyle açıklanır.
Bu tanım avukatlık açısından oldukça önemlidir. Çünkü avukattaki tükenmişlik çoğu zaman “yorgunluk”tan ibaret değildir; zamanla dosyaya yabancılaşma, müvekkile tahammülsüzlük, sürelere karşı kaygı, sürekli tetikte olma, mesleki anlam kaybı, karar verme yorgunluğu ve duygusal duyarsızlaşma biçiminde ortaya çıkabilir.
2. Uluslararası veriler ne söylüyor?
2016 yılında yayımlanan ve Amerikan avukatları üzerinde yapılan önemli çalışmada, avukatların %28’inde depresyon, %19’unda anksiyete, %23’ünde stres belirtileri saptanmıştır. Aynı çalışmada kariyer boyunca anksiyete kaygısı bildirenlerin oranı %61, depresyon kaygısı bildirenlerin oranı ise %46 olarak aktarılmıştır.
Bu oranlar, avukatlıkta ruh sağlığı meselesinin münferit birkaç örnekten ibaret olmadığını gösteriyor. Özellikle depresyon, anksiyete, stres ve alkol kullanım bozukluğu gibi başlıkların birlikte ele alınması gerektiği anlaşılıyor. Nitekim aynı çalışmada ruh sağlığı sorunları ile problemli alkol kullanımı arasında da ilişki bulunduğu ifade edilmiştir.
3. Uluslararası Barolar Birliği’nin yaklaşımı
International Bar Association’ın 2021 tarihli küresel çalışması, hukuk mesleğinde ruh sağlığı sorununu “global kriz” olarak ele alıyor. Raporda hiçbir ülke veya meslek alanının bu sorundan tamamen etkilenmemiş sayılamayacağı; meslek örgütleri, işverenler ve düzenleyici kurumların avukatların ruhsal iyilik halini korumada etik ve hukuki sorumlulukları bulunduğu belirtiliyor.
Rapordaki en önemli tespitlerden biri şudur: Sorun yalnızca bireysel dayanıklılık eksikliği olarak görülmemelidir. IBA, hukuk mesleğinde ruh sağlığı için yapısal ve kültürel çalışma pratiklerinin ele alınması gerektiğini, yalnızca avukatlara “daha dayanıklı olun” demenin yetersiz olduğunu vurgular.
Bu tespit Türkiye bakımından da çok değerlidir. Çünkü avukatın yaşadığı stresin önemli kısmı kişisel mizacından değil; dosya yükü, ekonomik tahsilat sorunu, yargılama süreleri, adliye işleyişi, duruşma bekleme düzeni, tebligat/süre riski, UYAP aksaklıkları, müvekkil beklentisi ve mesleğin itibarsızlaştırılması gibi dışsal faktörlerden kaynaklanır.
4. Türkiye’deki çalışmalar ve özel risk alanları
Türkiye’de de avukatlarda tükenmişlik üzerine akademik çalışmalar yapılmıştır. Sakarya Barosu’na bağlı 149 avukat üzerinde yapılan çalışmada Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılarak avukatların mesleki tükenmişlik düzeyleri incelenmiştir. Sivas Barosu merkezli çalışmalarda da avukatlarda tükenmişlik sendromu ayrı bir araştırma konusu yapılmıştır.
Türkiye açısından ayrıca önemli bir başlık ikincil travmatik strestir. Özellikle aile içi şiddet, cinsel istismar, çocuk mağduriyeti, ağır ceza dosyaları, boşanma, velayet, ölüm, deprem, kamulaştırma/konut kaybı gibi insan hayatına doğrudan temas eden dosyalarda avukat, müvekkilin travmasını sadece hukuken değil duygusal olarak da taşır. Travmatize olmuş mağdurları temsil eden avukatlar üzerine yapılan bir çalışmada, aile içi şiddet ve/veya cinsel istismar mağdurlarını temsil eden 131 avukat incelenmiş; mağdurun yaşadığı acı, korku ve olay ayrıntılarını yoğun şekilde öğrenen avukatlarda ikincil travmatik stres riskinin anlaşılması amaçlanmıştır.
Bu durum özellikle şu alanlarda çalışan avukatlar için önemlidir:
Ceza ve ağır ceza dosyaları, çocuk istismarı, kadına yönelik şiddet, boşanma ve velayet, deprem/afet sonrası tazminat ve idari davalar, iş kazası ve ölüm dosyaları, sağlık hukuku, icra-iflas dosyalarında yoğun borçlu teması, tahliye ve aile konutu uyuşmazlıkları.
5. Avukatlık mesleğinde ruh sağlığını bozan temel faktörler
Araştırmalardan çıkan tablo şu başlıklar altında toplanabilir:
Birincisi, sürekli yüksek sorumluluk duygusu.Avukat, kendi kusuru olmasa bile müvekkilin hak kaybı yaşamasından endişe eder. Süreler, itirazlar, istinaf/temyiz, delil sunma, harç yatırma, keşif, bilirkişi raporu gibi her aşama zihinsel alarm halinde takip edilir.
İkincisi, sonuç üzerinde sınırlı kontrol.Avukat en iyi dilekçeyi yazsa da hâkimin yaklaşımı, bilirkişi raporu, tanık beyanı, kurum cevabı, yargılama süresi veya karşı tarafın tutumu sonucu değiştirebilir. Ancak müvekkil çoğu zaman tüm sonucu avukata yükleyebilir.
Üçüncüsü, ekonomik baskı.Serbest avukatlıkta düzenli gelir garantisi yoktur. Vekâlet ücretinin tahsili, aidatlar, personel gideri, kira, vergi, UYAP/tebligat/seyahat giderleri, tahsilat gecikmeleri ve müvekkilin ödeme direnci ciddi stres kaynağıdır.
Dördüncüsü, adliye ve kurum yıpranması.Duruşma bekleme, kalem işlemleri, fiziki koşullar, bürokratik gecikmeler, kamu kurumlarının cevapsızlığı, UYAP sorunları ve sürekli “acil” iş akışı mesleki tükenmeyi artırır.
Beşincisi, duygusal emek.Avukat çoğu zaman müvekkilin öfkesini, korkusunu, çaresizliğini, haksızlığa uğramışlık hissini ve bazen de gerçek dışı beklentilerini yönetmek zorunda kalır. Bu, hukuki emekten ayrı ve görünmeyen bir emektir.
Altıncısı, mesleki yalnızlık.Özellikle küçük büro veya tek başına çalışan avukatlarda kararları paylaşacak, riskleri birlikte tartışacak, duygusal yükü dengeleyecek ekip eksikliği tükenmişliği artırır.
6. Türkiye’de kurumsal destek var mı?
Türkiye Barolar Birliği bünyesinde Psikolojik Danışma ve Gelişim Merkezi bulunmaktadır. Merkez, meslektaşlara ücretsiz hizmet verdiğini, Ankara’da yüz yüze; Ankara dışındaki meslektaşlara ise online psikolojik danışmanlık ve psikoterapi hizmeti sunulabildiğini duyurmuştur.
TBB’nin duyurusuna göre bu merkez, meslektaşlara psikolojik destek vermek amacıyla 1 Kasım 2022 tarihinde kurulmuş ve faaliyetlerini sürdürmektedir. Ayrıca merkez sayfasında gizlilik prensibine vurgu yapılmakta; seanslar süresince paylaşılan bilgilerin gizli tutulacağı belirtilmektedir.
Bu, Türkiye’de avukatların ruh sağlığının artık kurumsal düzeyde fark edilmeye başlandığını gösteren önemli bir adımdır. Ancak yeterli midir? Kanaatimce hayır. Çünkü mesele yalnızca bireysel psikolojik destekle çözülemez; barolar, bürolar, adliyeler ve meslek kültürü bakımından daha geniş tedbirler gerekir.
7. Çözüm önerileri
A. Barolar ve TBB düzeyinde
Barolar bünyesinde sürekli çalışan psikolojik destek birimleri kurulmalı veya TBB merkezi daha görünür hale getirilmelidir. Genç avukatlar, stajyerler ve tek başına çalışan meslektaşlar için gizlilik esaslı danışmanlık hattı oluşturulmalıdır.
Barolar, sadece meslek içi eğitim değil; tükenmişlik, stres yönetimi, müvekkil iletişimi, ikincil travma, öfke yönetimi, bağımlılık farkındalığı ve finansal planlama eğitimleri de vermelidir.
Özellikle ağır ceza, çocuk, aile içi şiddet, deprem/afet dosyaları, icra yoğunluğu ve adli yardım dosyalarında çalışan avukatlara özel destek programları yapılmalıdır.
B. Hukuk büroları düzeyinde
Büro içinde dosya yükü ve süre takibi tek kişinin zihnine bırakılmamalıdır. Ortak takvim, kontrol listesi, yedek kontrol, dosya sorumlusu ve haftalık iş bölümü sistemi kurulmalıdır.
Müvekkil iletişimi sınırsız hale getirilmemelidir. Özellikle WhatsApp üzerinden gece-gündüz ulaşılabilir olmak, avukatın zihinsel sınırlarını yok eder. Büro politikası olarak görüşme saatleri, acil durum tanımı ve yazılı bilgilendirme sistemi oluşturulmalıdır.
Dosya başarısızlığı veya olumsuz kararlar, büro içinde kişisel başarısızlık gibi değil, hukuki süreç yönetimi olarak değerlendirilmelidir. Avukatın her karardan duygusal olarak sorumlu tutulduğu bir çalışma kültürü sürdürülebilir değildir.
C. Bireysel mesleki pratik düzeyinde
Avukatın kendisini koruması “zayıflık” değildir. Aksine mesleki kaliteyi sürdürebilmenin şartıdır.
Her avukatın kendisine şu soruları düzenli sorması gerekir:
“Son dönemde sürekli yorgun muyum?”
“Dosyalara karşı ilgim azaldı mı?”
“Müvekkillere karşı tahammülüm düştü mü?”
“Sürekli hata yapma korkusu yaşıyor muyum?”
“Uyku, öfke, dikkat ve karar verme düzenimde bozulma var mı?”
“Mesleğin anlamını kaybettiğimi hissediyor muyum?”
Bu sorulara uzun süre “evet” cevabı veriliyorsa, bu yalnızca yoğun çalışma dönemine bağlanmamalı; profesyonel destek düşünülmelidir.
8. Hukuki ve mesleki sonuç
Avukatın ruh sağlığı, yalnızca avukatın özel hayatına ilişkin bir konu değildir.
Bu sorun doğrudan doğruya;
Müvekkilin etkili temsil hakkını,
Adil yargılanma sürecinin kalitesini,
Mesleğin itibarını,
Hata ve hak kaybı riskini,
Büro içi verimliliği,
Genç avukatların meslekte kalma motivasyonunu,
Savunma makamının gücünü etkiler.
Bu nedenle “avukatların ruh sağlığı” başlığı, artık hukuk dünyasında tali bir konu olarak değil, savunma hakkının sürdürülebilirliği başlığı altında değerlendirilmelidir.





Yorumlar