top of page

AYM’DEN NOTERLERİN DÜZENLEDİKLERİ TAŞINMAZ SATIŞ SÖZLEŞMELERİNDEN DOĞAN ZARARLARDAKİ DOĞRUDAN SORUMLULUĞUNA İPTAL

Anayasa Mahkemesi, noterler tarafından düzenlenen taşınmaz satış sözleşmelerinden doğan zararlar bakımından doğrudan noterlere dava açılmasını öngören düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Kararda; noterliğin bir kamu hizmeti, noterlerin ise görevlerini kamu gücü kullanarak yerine getiren kamu görevlileri olduğu ayrıntılı biçimde vurgulandı. Bu nedenle, noterlerin görev sırasında verdikleri zararlarda sorumluluğun öncelikle devlete ait olduğu, zarar görenlerin taleplerini idareye yöneltmesi gerektiği, devletin ise ancak kusur bulunması hâlinde ilgili notere rücu edebileceği ifade edildi. AYM, kamu görevlilerinin şahsen davalı yapılmasına yol açan bu sorumluluk modelinin, Anayasa’nın 40. ve 129. maddeleriyle kurulan idari sorumluluk ve güvence sistemini zedelediğini belirterek önemli bir ilkesel kuralı açıkça dile getirmiştir.


ANAYASA MAHKEMESİ'NİN 01.04.2026 TARİHLİ RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANAN 25.12.2025 TARİH, 2025/209 ESAS SAYILI KARARI


ÖZET :


Anayasa Mahkemesi’nin incelediği uyuşmazlık, 23/6/2022 tarihli ve 7413 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesine eklenen düzenlemeye ilişkindir. Bu düzenleme, taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlenmesinden dolayı doğan zararlardan noterlerin de sorumlu olduğunu, ayrıca bu zararın devlet tarafından ödenmesi hâlinde devletin sözleşmeyi düzenleyen notere rücu edeceğini öngörmekteydi. Dava konusu da tam olarak bu doğrudan sorumluluk rejimidir. 

Mahkeme önce noterlerin taşınmaz satış sözleşmesi yapma yetkisinin yasal dayanağını ortaya koymuştur. Kararda, 1512 sayılı Kanun’un 60. maddesi uyarınca noterlerin taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmak ve belirli şartlarda bunu tapu siciline şerh vermek gibi görevlerinin bulunduğu; 61/A maddesinde ise noterler tarafından taşınmaz satış sözleşmesi düzenlenmesine ilişkin usul ve esasların belirlendiği belirtilmiştir. Bu çerçevede AYM, dava konusu kuralın noter tarafından düzenlenen taşınmaz satış sözleşmesinden doğan zararda, noterin de tazminat sorumlusu hâline getirildiğini tespit etmiştir. 

Başvuruda ileri sürülen temel anayasal sorun, noterlerin bu işlemleri yaparken bir kamu görevlisi gibi hareket edip etmediği ve bu nedenle doğrudan dava edilebilir olup olmadıkları noktasında toplanmıştır. Mahkeme, Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasını esas almıştır. Bu hükme göre, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir. Kararda, bu anayasal ilkenin kamu görevlilerinin görevleriyle bağlantılı kusurlu eylem ve işlemlerinden doğan zararların doğrudan kamu görevlisine değil, idareye yöneltilmesini zorunlu kıldığı vurgulanmıştır. 

Mahkeme, bu noktada daha önceki içtihadına da atıf yapmıştır. Kararda, kamu görevlilerinin görevleriyle bağlantılı kusurlu davranışları sebebiyle verdikleri zararlardan esas itibarıyla idarenin sorumlu tutulduğu, idarenin ödediği tazminat için ilgili kamu görevlisine rücu edebileceği, bunun anayasal sorumluluk rejiminin parçası olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca kamu görevlisinin hükmedilen tazminatı tam ve zamanında ödeyememe ihtimali karşısında, davacının zararının önce idare tarafından karşılanmasının hak arama bakımından daha güçlü bir güvence oluşturduğu belirtilmiştir. 

Kararın en önemli bölümü, noterliğin hukuki niteliğine ilişkin değerlendirmedir. AYM, 1512 sayılı Kanun’daki düzenlemeleri ayrıntılı biçimde inceleyerek noterliğin özel teşebbüs değil, bir kamu hizmeti olduğunu ortaya koymuştur. Kararda, noterliğin amacının hukuki güvenliği sağlamak ve uyuşmazlıkları önlemek olduğu; noterliklerin açılması, sınıflandırılması, atanması, denetlenmesi, disiplin işlemleri ve görevden uzaklaştırma gibi alanlarda Adalet Bakanlığı’nın kapsamlı yetkilerle donatıldığı; noterlerin Bakanlık ve Türkiye Noterler Birliği’nin gözetim ve denetimi altında faaliyet gösterdiği vurgulanmıştır. Bu yapısal özellikler nedeniyle noterlerin klasik anlamda özel faaliyet yürüten kişiler değil, kamu hizmetinin bir parçası olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 

Mahkeme ayrıca, hukuki güvenliğin sağlanması ve hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi amacıyla işlemlere resmiyet kazandırmanın noterlerin asli ve temel görevi olduğunu belirtmiştir. Bu sebeple noterlerin taşınmaz satış sözleşmesi düzenlerken gerçekleştirdikleri faaliyet, salt özel hukuk ilişkisi içinde verilen bir hizmet olarak değil, kamu gücüne ve kamu hizmeti niteliğine bağlı bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. AYM, bu nedenle noterlerin taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlenmesi sırasında verdikleri zararların da kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken verdikleri zararlar kapsamında görülmesi gerektiğini kabul etmiştir. 

Buradan hareketle Mahkeme, dava konusu kuralın zarar görene doğrudan notere karşı tazminat davası açma imkânı tanıdığını, bunun ise Anayasa’daki sorumluluk sistemiyle bağdaşmadığını tespit etmiştir. Başka bir ifadeyle, Anayasa’ya göre bu tür zararların muhatabı önce idaredir; kamu görevlisine yönelme ise ancak rücu mekanizması çerçevesinde mümkündür. Oysa dava konusu düzenleme, zarar görene devleti dava etme zorunluluğu olmaksızın doğrudan notere gitme yolu açtığından anayasal çerçeveyi ihlal etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, kuralın Anayasa’nın 40. ve 129. maddelerine aykırı olduğuna karar vermiştir. 

Kararda ayrıca, 1512 sayılı Kanun’un 162. maddesine eklenen ikinci fıkranın birinci cümlesi iptal edilince, bu fıkranın ikinci cümlesinin de uygulanma imkânı kalmadığı belirtilmiştir. Aynı şekilde, 162. maddenin üçüncü fıkrasında yer alan ve ikinci fıkraya yapılan atıf içeren ibare de bu iptal nedeniyle ayrıca iptal edilmiştir. Böylece sadece doğrudan sorumluluğu kuran cümle değil, onunla bağlantılı tamamlayıcı hükümler de hukuk düzeninden çıkarılmıştır. 

Yürürlüğün durdurulması talebi ise kabul edilmemiştir. Mahkeme, iptal talebi incelenirken dava konusu kuralların uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğabileceği ileri sürülmüş olmasına rağmen, yürürlüğün durdurulması için gerekli koşulların oluşmadığı sonucuna varmış ve bu talebi reddetmiştir. 

Sonuç olarak bu kararın özü şudur:Noterlerin taşınmaz satış sözleşmesini düzenlerken verdikleri zararlardan dolayı zarar gören kişinin doğrudan notere karşı dava açmasına izin veren kanun hükmü iptal edilmiştir. AYM’ye göre noterlik faaliyeti kamu hizmeti niteliğindedir; noter de bu bağlamda kamu görevlisi sayılır. Bu yüzden görev sırasında verilen zararlarda anayasal sorumluluk rejimi gereği dava, doğrudan notere değil, idareye yöneltilmelidir. Devlet ödeme yaparsa daha sonra ilgili notere rücu edebilir.


 


Yorumlar


bottom of page