top of page

YALNIZCA DAVALI TARAFIN KARARI TEMYİZ ETTİĞİ DİKKATE ALINMADAN DAVALININ KENDİ TEMYİZİ NEDENİYLE ALEYHİNE DURUM MEYDANA GETİRECEK ŞEKİLDE KARAR VERİLMESİ HATALIDIR.

Mahkemece verilen ilk karara yönelik davacı vekilinin temyiz isteminin bulunmadığı gözetilerek 12.05.2016 tarihli bilirkişi raporundaki veriler dikkate alınıp bu raporda işlemiş (bilinen) devre sonu olarak esas alınan 31.12.2016 tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki artışlar yansıtılmadan maddi tazminat hesabı yapılması gerekirken asgari ücretin kamu düzenine ilişkin olduğu gerekçesiyle davalı taraf lehine oluşan usulî kazanılmış haklar göz önünde bulundurulmaksızın yalnızca davalı tarafın kararı temyiz ettiği dikkate alınmadan davalının kendi temyizi nedeniyle aleyhine durum meydana getirecek şekilde karar verilmesi hatalıdır.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU'NUN 16.04.2025 TARİH, 2023/1048 ESAS VE 2025/244 KARAR SAYILI İLAMI


MAHKEMESİ : İş Mahkemesi

SAYISI : 2021/504 E., 2023/217 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.06.2021 tarihli ve 2020/7311 Esas, 2021/8989 Karar sayılı BOZMA kararı



1.Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 19. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.


2. Direnme kararı davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş ve Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.


3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ


Davacı İstemi


4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait maden ocağı işyerinde çalışırken meslek hastalığına yakalandığını, davalının gerekli önlemleri almadığından kusurlu olduğunu belirtilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiş; 17.05.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile de maddi tazminat talebini 254.753,12 TL’ye yükseltmiş, ayrıca 100.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.


Davalı Cevabı


5.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davacının çalışırken tüm sağlık kontrollerinden geçirildiğini, düzenli ölçüm ve analizler yapılarak gerekli tedbirlerin alındığını, davacının iş gücü kaybına ilişkin tespit bulunmadığını, kaçınılmazlık faktörünün dikkate alınması gerektiğini, davacının uzun yıllardır sigara kullandığını ve müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını belirtilerek davanın reddini savunmuştur.


Mahkemenin Birinci Kararı


6. Ankara 19. İş Mahkemesinin 16.06.2016 tarihli ve 2014/1364 Esas, 2016/483 Karar sayılı kararı ile; bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamından davacının meslek hastalığı sonucunda %49 oranında sürekli iş göremezlik kaybına uğradığı, işverenin %90,25 oranında kusurlu olduğu, %9,75 oranında kaçınılmazlık faktörünün etkili olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 254.753,12 TL maddi, 60.000,00 TL manevi tazminatın maluliyetin belirlendiği 02.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.


Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı


7. Ankara 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


8. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 11.12.2018 tarihli ve 2016/18608 Esas, 2018/9153 Karar sayılı kararı ile temyiz edenin sıfatına ve temyiz kapsam ve nedenlerine göre temyiz eden davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra;“…mahkemece yapılacak iş, usuli kazanılmış hak gözetilerek 12/05/2016 tarihli hesap raporundeki veriler dikkate alınarak, bu rapordan sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki farklar rapora yansıtılmamak ve bilinen varken farazi duruma göre hesap yapılmayacağı gözetilerek, davacının 01/08/2015 tarihinden itibaren emekliye ayrıldığı gözetilerek, bu tarih pasif devre başlangıç tarihi olarak esas alınarak, bu tarihten itibaren asgari geçim indirimi ücrete dahil edilmeden asgari ücret üzerinden hesap yapılması gerekirken; 60 yaşın ikmal edildiği tarihten itibaren pasif devre hesabı yapılması ve bu devrede asgari geçim indiriminin de hesaba esas alınan ücrete dahil edilmesi hatalı olmuştur...” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.


Mahkemenin İkinci (Direnme) Kararı


9. Ankara 19. İş Mahkemesinin 11.07.2019 tarihli ve 2019/55 E., 2019/352 K. sayılı kararı ile; asgari ücret artışlarının bozma ilâmı sonrası da uygulanması gerektiği, bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğu ve bu konuda usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceğinden bu kısım yönünden önceki kararda direnilmesine; diğer bozma nedenleri ise yerinde görülerek uyulmasına karar verildikten sonra bozma ilâmının direnilen ve uyulan kısımları birlikte göz önünde bulundurularak düzenlenen 23.05.2019 tarihli ek hesap raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, 218.425,38 TL maddi, 60.000,00 TL manevi tazminatın maluliyetin belirlendiği 02.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.


Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı


10. Ankara 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


11. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.06.2021 tarihli ve 2020/7311 Esas, 2021/8989 Karar sayılı kararı ile; temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz eden davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…Somut olayda Mahkemece uyulmasına karar verilen (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 11.12.2018 tarih ve 2016/18608 E- 2018/9153 K sayılı ilamında mahkemece yapılacak işin davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek 12.05.2016 tarihli hesap raporundaki verilerin dikkate alınması, bu rapordan sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki farkların rapora yansıtılmamak ve bilinen varken farazi duruma göre hesap yapılmayacağı gözetilerek, davacının 01.08.2015 tarihinden itibaren emekliye ayrıldığı gözetilerek, bu tarih pasif devre başlangıç tarihi olarak esas alınarak, hesap yapılması yönünden karar bozulmuştur. Bozmaya uyan mahkemece hesap bilirkişiden alınan 23.05.2019 tarihli hesap raporunda pasif devre başlangıcının emeklilik aylığının başlangıç tarihi olan 01.08.2015 tarihi olarak esas alınması yerinde olmuş ise de; bozmada açıkça işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerektiğine işaret edilmesine karşın işlemiş devre sonunun 31.12.2016 tarihinden 31.12.2019 tarihine çekilmek suretiyle hesap yapılması usul ve yasaya aykırı olmuştur.


Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, uyulan bozma ilamı gereğince davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gözeterek 12.05.2016 tarihli hesap raporundaki verileri dikkate alıp, bu raporda işlemiş (bilinen) devre sonu olarak esas alınan 31.12.2016 tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki farkları rapora yansıtmamak ve pasif devre başlangıcı olarak da davacının emeklilik aylığı almaya başladığı 01/08/2015 tarihini esas alıp bu tarihten itibaren asgari geçim indirimini ücrete dahil etmeden asgari ücret üzerinden hesap yaptırmak, alınacak bu hesap raporuyla beraber davacının maddi tazminat alacağı hakkında bir karar vermekten ibarettir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.


Mahkemenin Üçüncü Kararı


12. Ankara 19. İş Mahkemesinin 30.03.2023 tarihli ve 2021/504 Esas, 2023/217 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda somut olaya uygun, denetime açık ve bozma ilâmında yer verilen hususlara uygun olduğu değerlendirilen 19.01.2023 tarihli bilirkişi ek hesap raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 119.389,20 TL maddi; 60.000,00 TL manevi tazminatın maluliyetin belirlendiği 02.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.


Mahkemenin Üçüncü Kararının Temyizi


13. Karar süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK


14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Mahkemece verilen ilk karara yönelik davacı vekilinin maddi tazminatın hesabı noktasında temyiz itirazının bulunmadığı eldeki davada, 12.05.2016 tarihli bilirkişi raporundaki veriler dikkate alınıp bu raporda işlemiş (bilinen) devre sonu olarak esas alınan 31.12.2016 tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki farklar yansıtılmadan maddi tazminat hesabı yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.


III. ÖN SORUN


15. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle Mahkemece verilen 11.07.2019 tarihli ve 2019/55 Esas, 2019/352 Karar sayılı kısmen direnme kararına yönelik 24.06.2021 tarihli Özel Daire bozma kararının maddi hataya dayanıp dayanmadığı, buradan varılacak sonuca göre 24.06.2021 tarihli Özel Daire bozma kararı ile bu karara uyularak verilen 30.03.2023 tarihli mahkeme kararı kaldırılarak Mahkemenin 11.07.2019 tarihli kararı yönünden temyiz incelemesi yapılmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiş olup direnme kararlarını inceleme görevinin Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu, Özel Daire gönderme kararında direnme kararının yerinde olmadığı yönünde görüş bildirildiği dikkate alındığında maddi hataya dayalı Özel Dairenin 24.06.2021 tarihli ve 2020/7311 Esas ve 2021/8989 Karar sayılı ikinci bozma kararı ile bu karara uyulmak suretiyle verilen Ankara 19. İş Mahkemesinin 30.03.2023 tarihli ve 2021/504 Esas ve 2023/217 Karar sayılı üçüncü kararının ortadan kaldırılmasına oy birliği ile karar verilerek Mahkemenin 11.07.2019 tarihli kısmen direnme kararı yönünden esasın incelenmesine geçilmiştir.


16. Davalı vekilinin direnme kararının duruşmalı incelenmesine yönelik talebi bulunmakta ise de direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilmiştir.


IV. GEREKÇE


A. Direnme kararı yönünden


17. Öncelikle uyuşmazlık konusu ile ilgili yasal düzenlemelere kısaca değinilmelidir.


18. İş kazası, sigortalının işyerinde iş dolayısıyla ya da işverence yürütülmekte olan işyeri dışındaki çalışması sırasında ortaya çıkan, sigortalının hemen ya da sonradan sakatlığına neden olan olay olarak tanımlanabilir (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara, Cilt I, 2021, s.605).


19. İş kazası sonucunda işçi kazanç kaybına uğrar ve meydana gelen kazanç kaybının maddi tazminatla karşılanması gerekir. Maddi tazminatın hesabında ise eğer iş kazası yaşanmasaydı işçi hangi maddi durumda olacak idiyse o durumun sağlanması gerekir. Bu amaçla, iş kazası tarihi ile muhtemel yaşam süresinin bitiş tarihine kadar olan zaman içinde uygun illiyet bağı çerçevesinde malvarlığındaki gelir kaybı hesaplanarak işçiye ödenir (Sarper Süzek, İş Hukuku, İstanbul, 16. Bası, 2018, s. 429).


20. Gerçek zarar hesabı, tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler doğrultusunda yapılmalı ve işçinin, sürekli iş göremezlik durumuna girmiş ise bedensel zararı; ölümü hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmalıdır. Gerçek zarar hesaplanırken zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerekir.


21. Öte yandan uyuşmazlıkla ilgisi nedeniyle “usuli kazanılmış hak” kavramının üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.


22. Bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka, usule ilişkin kazanılmış hak denir.


23. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Konu, yargı içtihadı ile gelişmiştir.


24. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.


25. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.


26. Bu aşamada asgari ücret ile ilgili olarak gerçek zarar hesabına etkisi nedeniyle açıklamalar yapılması gerekmektedir.


27. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39. maddesine göre: “İş sözleşmesi ile çalışan ve bu Kanunun kapsamında olan veya olmayan her türlü işçinin ekonomik ve sosyal durumlarının düzenlenmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca Asgari Ücret Tespit Komisyonu aracılığı ile ücretlerin asgari sınırları en geç iki yılda bir belirlenir.”


28. Ayrıca 01.08.2004 tarihli ve 25540 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Asgari Ücret Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde, “Asgari ücret; işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücreti ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.


29. Asgari ücret, tüm çalışanlar için uygulanması zorunlu “taban ücret” tir. Asgari ücretin, işçilerin yaptıkları işe uygun ve insanlık onuruna yaraşır bir yaşam seviyesini sağlaması için gerekli olan en az ücreti ifade ettiği ve adil bir ücret elde edilmesi, böylece çalışanların ekonomik ve sosyal durumlarının düzeltilmesi amacına yönelik olduğu gözetildiğinde asgari ücretin kamu düzeni ile ilgili olduğu ve bunun altında bir ücretten söz edilemeyeceği, asgari ücretin altında kararlaştırılan ücretlerin ve buna ilişkin sözleşmelerin geçerli olmadığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır.


30. Bu noktada “kamu düzeni” kavramına açıklık getirilmesinde yarar bulunmaktadır. Kamu düzeni; toplumun temel yapısını ve bireylerin güvenlik, huzur ve sağlık içinde yaşamaları için kamusal yararları koruyan; devletin güvenliğini, düzenini ve bireyler arasındaki ilişkilerde hukuku sağlamaya yarayan kurallar bütününün oluşturduğu hukuk düzenidir (Türk Hukuk Lügatı, s.636).


31. Kamu düzeniyle ilgili durumlarda, usulî kazanılmış haktan söz edilemeyecektir. Bu niteliği dikkate alındığında asgari ücretteki değişiklikler de usulî kazanılmış hakkın istisnası niteliğinde bulunup aynı davada ve yargılamanın her aşamasında hâkim tarafından resen gözetilmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.01.2004 tarihli, 2004/10-24 Esas, 2004/47 Karar sayılı kararında da aynı yaklaşım benimsenmiştir.


32. Tazminat hesabında hüküm tarihine en yakın tarihteki ücretlerin esas alınmasının nedeni, tazminatın hesaplanma yöntemiyle ilgili olup tazminat miktarının belirlenmesinin ileriye dönük varsayımsal hesaplamaları gerektirmesi ve gerçek belli iken varsayıma dayalı hesaplama yapılıp buna göre karar verilmesinin mümkün olmaması esasına dayalıdır. Bu durumun “gerçek belli iken varsayıma gidilemez” ilkesine uygun olduğu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.05.1991 tarih 1991/9-102 Esas, 1991/267 Karar. sayılı kararında da belirtilmiştir.


33. Somut olayda meslek hastalığından kaynaklanan maddi-manevi tazminat istemiyle açılan eldeki davada Mahkemece 12.05.2016 tarihli hesap raporu benimsenerek 16.06.2016 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın sadece davalı vekili tarafından temyiz edildiği, davacı vekilinin temyiz isteminin bulunmadığı, Özel Dairenin 11.12.2018 tarihli kararı ile davacının emekliye ayrıldığı 01.08.2015 tarihi pasif devre başlangıç tarihi olarak esas alınarak, bu tarihten itibaren asgari geçim indirimi ücrete dahil edilmeden asgari ücret üzerinden usuli kazanılmış haklar gözetilmek suretiyle 12.05.2016 tarihli bilirkişi raporundaki veriler dikkate alınıp bu raporda işlemiş (bilinen) devre sonu olarak esas alınan 31.12.2016 tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki farklar yansıtılmadan maddi tazminat hesabı yapılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğu, bozma sonrası mahkemece verilen kısmen uyma kararı doğrultusunda hesap raporu alındığı, 23.05.2019 tarihli bu raporda bilinen dönemin 31.12.2016 tarihinden 31.12.2019 tarihine çekildiği, bozmada belirtilen pasif devre başlangıcı ve bu döneme ilişkin diğer nedenlere göre yapılan hesaplama doğrultusunda Mahkemece maddi tazminatın hüküm altına alındığı anlaşılmıştır.


34. Şu hâlde yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yukarıda da belirtildiği üzere mahkemece verilen ilk karara yönelik davacı vekilinin temyiz isteminin bulunmadığı gözetilerek 12.05.2016 tarihli bilirkişi raporundaki veriler dikkate alınıp bu raporda işlemiş (bilinen) devre sonu olarak esas alınan 31.12.2016 tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki artışlar yansıtılmadan maddi tazminat hesabı yapılması gerekirken asgari ücretin kamu düzenine ilişkin olduğu gerekçesiyle davalı taraf lehine oluşan usulî kazanılmış haklar göz önünde bulundurulmaksızın yalnızca davalı tarafın kararı temyiz ettiği dikkate alınmadan davalının kendi temyizi nedeniyle aleyhine durum meydana getirecek şekilde karar verilmesi hatalıdır. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(21)10-188 Esas, 2022/87 Karar sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.


35. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacının ilk kararı temyiz etmemesi nedeniyle davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşmayacağı, asgari ücret artışlarının bozma sonrası da uygulanması gerektiği ve bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenlerle direnme kararının isabetli olduğu ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.


36. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.


37. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.


B. Uyulan kısımlar yönünden


38. Temyize konu Özel Dairenin 11.12.2018 tarihli bozma kararında yer alan ve “…davacının 01/08/2015 tarihinden itibaren emekliye ayrıldığı gözetilerek, bu tarih pasif devre başlangıç tarihi olarak esas alınarak, bu tarihten itibaren asgari geçim indirimi ücrete dahil edilmeden asgari ücret üzerinden hesap yapılması…” gereğine işaret eden bozma nedenine mahkemece uyularak bozma doğrultusunda işlem yapılmıştır.


39. Bu durumda bozma kararına uyularak oluşturulan hüküm Özel Dairece incelenmediğinden uyulan kısımlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.


V. SONUÇ


Açıklanan sebeplerle;


1-Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla (IV-A),


2-Davalı vekilinin bozma ilâmının ilgili kısımlarına uyularak verilen yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle (IV-B),


İstek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,


Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.04.2025 tarihinde kesin olarak karar verildi.



ree

Yorumlar


bottom of page