SOSYAL GÜVENLİK UYUŞMAZLIKLARINDA KAMU DÜZENİ NİTELİĞİ, RESEN ARAŞTIRMA İLKESİ VE TARAFLAR ARASINDA ÇEKİŞMESİZ VAKIALARIN HAKİM TARAFINDAN KENDİLİĞİNDEN İNCELENMESİ
- Av. Özgür GÜL

- 17 Oca
- 11 dakikada okunur
Sosyal güvenlik hakkına ilişkin davaların kamu düzenine ilişkin olduğu ve sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davalarda temel kuralın resen araştırma ilkesi olduğunu belirtmekte fayda vardır. Zira resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalar daha çok tarafların dava konusu üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri davalardır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hâkimin kararını (hükmünü) tarafların bildirmiş oldukları vakıalara dayandırabilmesi için onların varlığına kanaat getirmiş olması gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olmayan vakıaları da hâkim kendiliğinden inceleme konusu yapar. Bundan başka hâkim tarafların ileri sürmedikleri vakıaları da kendiliğinden araştırıp kararını bu vakıalara dayandırabilir ve davanın ispatı için bütün delillere kendiliğinden başvurabilir. Bu bağlamda, hak kayıplarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği açıktır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 5510 sayılı Kanun'un 25. maddesinde malûl sayılmanın şartları belirlendikten sonra ilk defa çalışmaya başlanıldığı tarihten önce %60 malûl olduğu tespit edilenlerin malûllük aylığından yararlanamayacağı ayrıca ve açıkça belirtilmiş olup Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp İkinci Üst Kurulu raporu ile çalışma gücünün en az %60 (yüzdealtmış)'ını kaybetmiş olduğu tespit edilen davacının Adli Tıp İkinci Üst Kurulu raporu ile de yaşamın ilk yıllarından itibaren hafif MR, spastik hemiparezi ve tedavi ile işlevselliği düzelmeyen beyin hasarının bulunduğu tespitinin yapıldığı, bu durumda davacının sigorta başlangıç tarihinden önce de bu hastalığının mevcut olduğu anlaşılmakta olup malûllük aylığı bağlanma şartlarının düzenlendiği 5510 sayılı Kanun'un 25/2. maddesi uyarınca talebinin reddi yerine eldeki davanın kamu düzenine ilişkin ve resen araştırma ilkesine tâbi dava olduğu dikkate alınmadan yalnızca taraflar arasında mevcut olduğu belirtilen uyuşmazlıktan yola çıkılarak yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU'NUN 08.10.2025 TARİH, 2024/738 ESAS VE 2025/605 KARAR SAYILI İLAMI
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1381 E., 2024/1705 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.01.2024 tarihli ve 2024/113 Esas, 2024/524 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili tarafından 18.09.2018 tarihinde yapılan malûlen emeklilik başvurusunun davalı Kurum tarafından çalışma gücünün %60 oranında kaybedilmediğinden bahisle reddedildiğini ancak hastane raporlarından da anlaşılacağı üzere müvekkilinin çalışamaz durumda olduğunu ve malûl sayılması gerektiğini ileri sürerek Kurum işleminin iptaline malûllük aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; malûlen emekliliği düzenleyen 5510 sayılı Kanun’un 25... . maddeleri kapsamında değerlendirme yapıldığında davacının şartları yerine getirmediğinin anlaşıldığını, vergi indirimine tâbi engellik hâline dayalı yaşlılık aylığı bağlanması yönünde talebi olması hâlinde de 5510 sayılı Kanun'un geçici 10. maddesindeki koşullarında oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 30.05.2023 tarihli ve 2019/209 Esas, 2023/195 Karar sayılı kararı ile; 22.09.2007 tarihinde sigortalılığı başlayan davacının malûliyet başlangıç tarihinin dosya kapsamında net olarak belirlenmediği ancak Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun 24.11.2022 tarihli ve 3138 sayılı kararında yaşamın ilk yıllarından itibaren hafif MR, spastik hemiparezi ve tedavi ile işlevselliği düzelmeyen beyin hasarı nedeniyle çalışma gücünün en az %60'ını kaybetmiş olduğunun ve malûl sayılması gerektiğinin belirlendiği, bu hâliyle davacının malûliyetini gerektirir rahatsızlığı ile sigortalı çalışmaya başladığı anlaşıldığından 5510 sayılı Kanun’un 25... sayılı Kanun’un 53. maddeleri gereğince malûliyet aylığı bağlanmasının mümkün olmadığı, ayrıca 5510 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinde yer alan 15 yıl sigortalılık süresi ve 3600 gün prim ödeme şartlarının da davacı bakımından oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 18.10.2023 tarihli ve 2023/2712 Esas, 2023/2530 Karar sayılı kararı ile; İlk derece mahkemesince taraflar arasında çekişme konusu olmayan maddi vakıâ çekişme konusuymuş gibi değerlendirme yapılarak sonuca gidildiği, ancak davalının gerek Kurum Sağlık Kurulu ve Yüksek Sağlık Kurulu raporlarında gerekse yaptığı işlemlerde davacının %60 oranında malûl olmadığını belirttiği, ayrıca cevap dilekçesinde davacının %60 oranında malûl olmadığının savunulduğu, bu hâli ile Kurumun davacının sigortalılığının başladığı tarihte %60 mâluliyetinin bulunmadığını kabul ettiği, davacı tarafın da malûliyet aylığı bağlanmasını talep etmesinden dolayı sigortalılığının başladığı tarih itibariyle %60 malûliyetinin bulunmadığını iddia ettiği dikkate alındığında taraflar arasında sigortalılığın başladığı tarih itibariyle davacının malûliyetinin %60 oranında olmadığı konusunda çekişme bulunmadığının kabulü gerektiği, bu nedenle çekişmesiz bir konuda delil toplanması ve delil değerlendirmesi yapılması mümkün olmadığından davacının sigortalılığının başladığı tarih itibariyle malûl olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin, ayrıca hükme esas alınan raporda malûliyete konu hastalığın başlangıç tarihi ve malûliyetin %60 oranına ulaştığı tarihin belirtilmemiş olmasından dolayı sigortalılığın başladığı tarih itibariyle davacının %60 malûl olduğu iddia edilemeyeceğinden bu şartın gerçekleşmediğine dair kabulün isabetli olmadığı, dosya kapsamına göre davacının %60 oranında maluliyetinin bulunduğu tespit edilmiş olmakla davanın kabulü gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne, davacının 01.10.2018 tarihinden itibaren malûliyet aylığı tahsisine hak kazandığının tespitine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"..1.Dosya kapsamı incelendiğinde, 22.09.2007 tarihinde ilk defa sigortalı olan davacının %60 oranında maluliyetinin bulunmaması nedeniyle davalı Kurum tarafından talebinin reddedildiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından alınan en son 24.11.2022 tarihli Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulu raporunda "...'in yaşamın ilk yıllarından itibaren hafif MR, spastik hemiparezi ve tedavi ile işlevselliği düzelmeyen beyin hasarı nedeniyle; 03.08.2013 tarihli, 28727 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği B-9 uncu maddesi gereğince çalışma gücünün en az %60 (yüzdealtmış)'ını kaybetmiş olduğu, malul sayılması gerektiği" şeklinde rapor düzenlendiği, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, sigortalılığın başladığı tarih itibariyle davacının maluliyetinin %60 oranında olmadığı konusunda çekişme bulunmaması, hastalığın başlangıç tarihinin ve maluliyetin %60 oranına ulaştığı tarihin belirtilmemesi nedeniyle sigortalılığın başladığı tarih itibariyle davacının %60 malul olduğunun iddia edilemeyeceği ve dosya kapsamındaki verilere göre davacının %60 oranında maluliyetinin bulunduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulüne karar verildiği ne var ki hükmün yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmıştır.
2.5510 sayılı Kanun'un "malul sayılma" başlıklı 25 nci maddesi"Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usûlüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malûl sayılır.
Ancak, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce sigortalının çalışma gücünün % 60'ını veya vazifesini yapamayacak derecede meslekte kazanma gücünü kaybettiği önceden veya sonradan tespit edilirse, sigortalı bu hastalık veya engelliliği sebebiyle malûllük aylığından yararlanamaz. " hükmüne amir olup kanunda malul sayılmanın şartları belirlendikten sonra ilk defa çalışmaya başlanıldığı tarihten önce %60 malul olduğu tespit edilenlerin malullük aylığından yararlanamayacağı ayrıca belirtilmiştir.
3.Belirtilen belirlemeler ışığında somut olaya dönüldüğünde, en az %60 oranında maluliyeti bulunan davacının sigorta başlangıç tarihinden önce de bu hastalığının mevcut olduğu sabit olup, her ne kadar davacının %60 oranında maluliyetinin bulunmaması nedeniyle talebi reddedilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince uyuşmazlıktan yola çıkılarak karar verilmiş ise de, malullük aylığı bağlanma şartları kanunla düzenlenmiş olup 5510 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereğince talebinin reddedilmesi gerekirken aksine düşünceyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
...." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının sigortalılık başlangıç tarihi itibariyle malûliyeti gerektirir derecede çalışma güç kaybının bulunmadığı kayıtlarla sabit ve taraflar arasında çekişmesiz olup malûliyet aylığı bağlanabilmesi için sigortalının ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihten önce malûl sayılmayı gerektirecek derecede hastalık ve arızasının bulunmaması gerektiği, davacının malûliyeti gerektirir düzeyde çalışma güç kaybıyla çalışmaya başladığı yönünde bir iddia ileri sürülmediği gibi davalı Kurum tarafından dava tarihi itibariyle dahi davacının malûliyeti gerektirir düzeyde çalışma güç kaybı bulunmadığı için malûliyet aylığı koşullarına sahip olmadığı kabulünden hareketle işlem yapıldığı için eldeki davanın açıldığı, sigortalılık öncesi malûl sayılmayı gerektirmeyecek düzeyde hasta veya sakat iken bu hastalık veya sakatlığı ilerlemiş ve sigortalılık sonrası malûl sayılmayı gerektirecek dereceye ulaşmış olması halinde sigortalıya malûliyet aylığı bağlanabileceğine ilişkin açık yasal düzenleme ve yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla çelişen bozma ilamına uyulması mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, davacının 5510 sayılı Kanun’un 25... . maddelerinde yer alan şartları sağlamadığını, bu nedenlerle ve resen de tespit edilecek nedenlerle direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce çalışma gücünü en az %60 oranında kaybetmiş olduğunun sabit olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre 5510 sayılı Kanun’un 25. maddesi de dikkate alınarak davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 25... . maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.
2. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde kısa vadeli sigorta kollarının iş kazası ve meslek hastalığı, hastalık ve analık sigortası kollarını; uzun vadeli sigorta kollarının malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortası kollarını ifade ettiği belirtilmiştir.
3. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nda (506 sayılı Kanun) olduğu gibi her bir sosyal riski güvence altına alan bir sosyal sigorta sistemi benimsememiş, sosyal tehlikeleri kendi içinde gruplandırarak uzun vadeli sigorta kolu ile kısa vadeli sigorta kolu olmak üzere iki sigorta kolu içinde düzenlemiştir (Ali Güzel, Ali Rıza Okur, Nurşen Caniklioğlu, Sosyal Güvenlik Hukuku, Yenilenmiş 18. Bası, İstanbul 2020, s.463).
4. Malûllük durumu uzun vadeli sigorta kolu içinde düzenlenen ilk sosyal tehlikedir. Malûllük yaşlılık ve ölüm gibi kalıcı ve sürekli etki yaratır. Bu nedenle bu kapsamda yapılan yardım da süreklilik taşır. Malûl duruma düşmesi nedeniyle çalışamayan ve ücretinden yoksun kalan sigortalıya mahrum kaldığı bu gelir, uzun vadeli sigorta kolundan sağlanır (Güzel, Okur, Caniklioğlu, s. 463).
5. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 26 ve devam eden maddelerinde düzenlenen malûllük sigortası, ölüm ve yaşlılık sigortası gibi uzun vadeli sigorta kolları arasında yer almakta olup malûllük çalışma gücünün sürekli biçimde kısmen veya tamamen kaybedilmesi sonucunu doğuracak şekilde sağlığın bozulması hâli olarak tanımlanabilir. Malûllük hâlinde sigortalıya malûllük aylığı bağlanmakla birlikte bu aylıktan yararlanma da bazı koşulların yerine getirilmesine tâbi kılınmıştır. Bu koşullar kişinin malûl olması, belli bir süre sigortalı bulunma, belli bir süre prim ödeme, işten ayrılma ve Kuruma başvurma olarak sıralanabilir.
6. Nitekim 5510 sayılı Kanun'un 26. maddesinde;"Malûllük sigortasından sigortalılara sağlanan hak, malûllük aylığı bağlanmasıdır.
Sigortalıya malûllük aylığı bağlanabilmesi için sigortalının;
a) 25 inci maddeye göre malûl sayılması,
b) (Değişik: 17/4/2008-5754/14 md.) En az on yıldan beri sigortalı bulunup, toplam olarak 1800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malûl olan sigortalılar için ise sigortalılık süresi aranmaksızın 1800 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması,
c) Malûliyeti nedeniyle sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan veya işyerini kapattıktan veya devrettikten sonra Kurumdan yazılı istekte bulunması,
halinde malûllük aylığı bağlanır. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı sayılanların kendi sigortalılığı nedeniyle genel sağlık sigortası primi dahil, prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması zorunludur." şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
7. Bu noktada malûl sayılma şartlarının incelenmesi gerekmekte olup 5510 sayılı Kanun'un 25. maddesinde “malul sayılma” başlığı altında kimlerin malûl sayılacağı ve malûl sayılmak için gereken şartlar düzenlenmiştir.
8. Buna göre; 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usûlüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen; (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için ise çalışma gücünün en az %60'ını kaybettiği veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı malûl sayılacaktır.
9.Bunun yanı sıra sigortalının sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce çalışma gücünün %60'ını veya vazifesini yapamayacak derecede meslekte kazanma gücünü kaybettiği önceden veya sonradan tespit edilirse, sigortalı bu hastalık veya engelliliği sebebiyle malûllük aylığından yararlanamayacaktır.
10.Hemen belirtilmelidir ki, bedensel ve ruhsal arızalar nedeniyle sigortalıya ya da hak sahiplerine sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi, yasal çerçevede bir raporun alınmış olmasına bağlıdır.
11. Malûliyetin tespiti için sigortalının Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına sevki ile yetkili sağlık kurullarınca usûlüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu Kurum Sağlık Kurulunca malûliyete ilişkin değerlendirme yapılarak malûllük kararının alınması gerekmektedir.
12. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 95. maddesinin 2. fıkrası uyarınca usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbi belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle vazife malûllüğü derecesine, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usulüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı hâlinde durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 tarihli ve 1976/6 Esas, 1976/4 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere Kurulun kararları, Sosyal Sigortalar Kurumunu (Sosyal Güvenlik Kurumunu) bağlayıcı ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı yoktur.
13. Tekrar malûllük aylığı bağlanabilmesi için gerekli olan şartlara dönecek olursak sigortalının malûl sayılması aylık bağlanması için yeterli olmayıp en az on yıldan beri sigortalı olması ve toplam olarak 1800 gün malûllük yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmesi gerekmektedir. Ayrıca Kurum sigortalıya kendiliğinden malûllük aylığı bağlamayacağından sigortalının işten ayrılması veya işyerini kapattıktan ya da devrettikten sonra Kuruma başvurması aylık bağlanması için gerekli şartlar arasında yer almaktadır.
14. Öte yandan sosyal güvenlik hakkına ilişkin davaların kamu düzenine ilişkin olduğu ve sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davalarda temel kuralın resen araştırma ilkesi olduğunu belirtmekte fayda vardır. Zira resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalar daha çok tarafların dava konusu üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri davalardır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hâkimin kararını (hükmünü) tarafların bildirmiş oldukları vakıalara dayandırabilmesi için onların varlığına kanaat getirmiş olması gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olmayan vakıaları da hâkim kendiliğinden inceleme konusu yapar. Bundan başka hâkim tarafların ileri sürmedikleri vakıaları da kendiliğinden araştırıp kararını bu vakıalara dayandırabilir ve davanın ispatı için bütün delillere kendiliğinden başvurabilir. Bu bağlamda, hak kayıplarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği açıktır.
15. Somut olayda 22.09.2007-28.03.2019 tarihleri arasında 2113 gün sigortalılığı bulunan davacının 18.09.2018 tarihli dilekçesiyle malûlen emeklilik için Kuruma müracaat ettiği, Kurum tarafından sevk edildiği İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 10.12.2018 tarihli sağlık kurulu raporu düzenlendiği, Kurum Sağlık Kurulu tarafından rapor ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi neticesinde 04.10.2019 tarihli karar ile davacının çalışma gücünün en az %60'ını kaybetmediğine karar verilmesi akabinde davacının 18.09.2018 tarihli malûliyet aylığı talebinin 14.01.2019 tarihli Kurum yazısı ile malûliyet sigortası yönünden yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığından bahisle reddedildiği, davacının Kurumca verilen karara itirazı üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca 27.02.2019 tarihli karar ile çalışma gücünün en az %60'ını kaybetmemiş olduğundan malûl sayılamayacağı yönünde tespitin yapılması üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
16. İlk Derece Mahkemesince yargılama sırasında Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınan 11.10.2021 tarihli ve 18498 sayılı raporda davacının çalışma gücünün en az %60 (yüzdealtmış)'ını kaybetmiş olduğu, malûl sayılması gerektiğine karar verildiği, Yüksek Sağlık Kurulu ile Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu raporları arasında çelişki oluşması nedeniyle Adli Tıp İkinci Üst Kurulu tarafından düzenlenen 24.11.2022 tarihli ve 3138 Karar sayılı raporda davacının yaşamının ilk yıllarından itibaren hafif MR, spastik hemiparezi ve tedavi ile işlevselliği düzelmeyen beyin hasarı nedeniyle çalışma gücünün en az %60 (yüzdealtmış)'ını kaybetmiş olduğu ve malûl sayılması gerektiğinin mütalaa olunduğu görülmüştür.
17. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 5510 sayılı Kanun'un 25. maddesinde malûl sayılmanın şartları belirlendikten sonra ilk defa çalışmaya başlanıldığı tarihten önce %60 malûl olduğu tespit edilenlerin malûllük aylığından yararlanamayacağı ayrıca ve açıkça belirtilmiş olup Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp İkinci Üst Kurulu raporu ile çalışma gücünün en az %60 (yüzdealtmış)'ını kaybetmiş olduğu tespit edilen davacının Adli Tıp İkinci Üst Kurulu raporu ile de yaşamın ilk yıllarından itibaren hafif MR, spastik hemiparezi ve tedavi ile işlevsselliği düzelmeyen beyin hasarının bulunduğu tespitinin yapıldığı, bu durumda davacının sigorta başlangıç tarihinden önce de bu hastalığının mevcut olduğu anlaşılmakta olup malûllük aylığı bağlanma şartlarının düzenlendiği 5510 sayılı Kanun'un 25/2. maddesi uyarınca talebinin reddi yerine eldeki davanın kamu düzenine ilişkin ve resen araştırma ilkesine tâbi dava olduğu dikkate alınmadan yalnızca taraflar arasında mevcut olduğu belirtilen uyuşmazlıktan yola çıkılarak yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
18. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
19. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Kararın tamamını https://www.avukatozgurgul.com/file-share/f2eb82a7-4e21-4902-8e70-0bcef2f728d0 adresinden indirebilirsiniz.





Yorumlar