MANEVİ TAZMİNAT DAVALARINDA KARŞI TARAF VEKALET ÜCRETİ DEVRİMİ
- Av. Özgür GÜL

- 10 saat önce
- 3 dakikada okunur
Türk tazminat hukuku uygulamasında, manevi tazminat taleplerinin kısmen reddedilmesi halinde davacı aleyhine yüksek (nispi) karşı vekalet ücretine hükmedilmesi, hak arama özgürlüğü önünde yıllarca ciddi bir mali bariyer oluşturmuştur. Anayasa Mahkemesi (AYM), 25 Aralık 2024 tarihli ve E.2024/29, K.2024/226 sayılı tarihi kararıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 326. maddesinin ikinci fıkrasını manevi tazminat davaları yönünden iptal etmiştir. 14 Mart 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan ve geçiş sürecinin ardından yürürlüğe giren bu karar, manevi tazminat davalarında reddedilen kısım için davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücreti yükletilmesi pratiğini sona erdirmiştir. Bu makale, söz konusu iptal kararının hukuki altyapısını, gerekçelerini ve yargı pratiklerine etkilerini detaylıca incelemektedir.
HAK ARAMA HÜRRİYETİ VE MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI BAĞLAMINDA MANEVİ TAZMİNAT DAVALARINDA KARŞI VEKALET ÜCRETİ DEVRİMİ: AYM’NİN 2024/29 E., 2024/226 K. SAYILI KARARI VE ETKİLERİ
I. GİRİŞ: GELENEKSEL UYGULAMA VE ORTAYA ÇIKAN MAĞDURİYETLER
Manevi tazminat; hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle bireyin ruhsal bütünlüğünde, haysiyetinde veya yaşam sevincinde meydana gelen eksilmenin, yani manevi zararın ikame edilmesini amaçlayan özgün bir hukuki çaredir. Maddi tazminattan farklı olarak manevi tazminatın matematiksel bir hesaplama yöntemi, net bir piyasa değeri ya da bilirkişi raporuyla somutlaştırılabilen objektif bir matrahı bulunmamaktadır. Türk Borçlar Kanunu kapsamında manevi tazminatın miktarı, tamamen somut olayın özelliklerine göre hâkimin takdir yetkisine (Medeni Kanun m. 4) bırakılmıştır.
Geleneksel uygulamada, HMK m. 323 ve m. 326/2 uyarınca, vekalet ücreti de dahil olmak üzere yargılama giderleri tarafların haklılık (kabul/ret) oranına göre paylaştırılmaktaydı. Örneğin; uğradığı ağır bir haksız fiil nedeniyle 1.000.000 TL manevi tazminat talep eden bir davacıya, mahkemece yaşanan acının karşılığı olarak 100.000 TL tazminat takdir edildiğinde, davanın %90’ı teknik olarak "reddedilmiş" sayılmaktaydı. Bu durumda davacı, kazandığı 100.000 TL’nin sevincini yaşayamadan, reddedilen 900.000 TL üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) uyarınca davalı tarafın avukatına muazzam tutarlarda "nispi karşı vekalet ücreti" ve yargılama harcı ödemek zorunda kalmaktaydı. Mağdurun davasını kazanmasına rağmen ceza gibi mali bir külfetle karşılaşması, hukuka duyulan güveni zedelemiştir.
II. ANAYASA MAHKEMESİ’NİN İPTAL KARARI VE HUKUKİ GEREKÇELERİ
İlk derece mahkemeleri ve Bölge Adliye Mahkemelerinin itiraz yoluyla konuyu taşıması üzerine Anayasa Mahkemesi, E.2024/29, K.2024/226 sayılı kararı ile HMK m. 326/2'nin manevi tazminat davaları yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna hükmetmiştir. Yüksek Mahkeme iptal gerekçelerini şu temel sütunlara dayandırmıştır:
1. Öngörülebilirlik ve Kanunilik İlkesinin İhlali
AYM, manevi tazminat davası açacak bir bireyin, davanın başında hâkimin ne kadarlık bir tutara hükmedeceğini (yani davanın hangi oranda reddedileceğini) tahmin etmesinin imkânsız olduğunu vurgulamıştır. Net bir ölçüm kriteri bulunmayan ve tamamen yargıcın vicdani kanaatine bağlı olan bir hukuki süreçte, öngörülemez bir ret oranı üzerinden davacıya mali sorumluluk yüklenmesi, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan "kanunilik" ve "hukuki öngörülebilirlik" ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
2. Mahkemeye Erişim Hakkı Üzerindeki Caydırıcı Etki (Ölçülülük İlkesi)
Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan "Hak Arama Hürriyeti ve Adil Yargılanma Hakkı", bireylerin hiçbir çekince yaşamadan yargı mercilerine başvurabilmesini gerektirir. AYM, reddedilen kısım nedeniyle ağır vekalet ücretleriyle karşılaşma riskinin, hak kaybına uğrayan mağdurlar üzerinde ciddi bir mali baskı yarattığını tespit etmiştir. Bu korku nedeniyle vatandaşların dava açmaktan vazgeçmesi veya taleplerini çok düşük tutmak zorunda kalması, mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyen orantısız bir sınırlamadır.
3. Kusur Atfedilememe ve Hakkaniyet İlkesi
Davacının talep ettiği miktarın hâkim tarafından yüksek bulunması, davacının "haksız" ya da "kusurlu" olduğu anlamına gelmez. Manevi zararın parasal karşılığını sübjektif olarak belirleyen davacıya, hakimin farklı bir takdirde bulunması gerekçe gösterilerek ceza mahiyetinde bir gider yüklenmesi hakkaniyet ilkesine açıkça aykırıdır.
III. YENİ UYGULAMA DÖNEMİ VE YARGISAL SONUÇLAR
Resmî Gazete’de yayımlanan kararın yürürlüğe girmesiyle birlikte Türk mizanında köklü değişiklikler meydana gelmiştir:
Karşı Vekalet Ücretinde "Sıfır Lira" Dönemi: Manevi tazminat talebinin ne kadarlık kısmı reddedilirse edilsin, davalı tarafın vekili lehine reddedilen meblağ üzerinden nispi veya maktu vekalet ücretine hükmedilemez.
AAÜT Düzenlemeleri: Geçmişte davacıları bir nebze olsun korumak amacıyla uygulanan ve karşı vekalet ücretini kazanılan miktarla sınırlayan AAÜT Madde 10/2 hükmü, üst norm olan AYM kararının getirdiği tam muafiyet nedeniyle güncel tarifelerden çıkarılmıştır.
Yargılama Giderlerinin Dağılımı: Davanın kısmen reddi halinde, davalı tarafından yapılan posta, tebligat veya harç gibi diğer yargılama giderleri de davacıya oransal olarak yükletilemeyecektir.
Not: Bu devrim niteliğindeki iptal kararı yalnızca manevi tazminat taleplerine özgüdür. Maddi tazminat davalarında (araç değer kaybı, destekten yoksun kalma, tedavi giderleri vb.) hesaplama bilirkişi marifetiyle somut veriler üzerinden yapıldığından, kısmen ret halinde haklılık oranına göre karşı vekalet ücreti uygulaması devam etmektedir.
IV. SONUÇ
Anayasa Mahkemesi'nin HMK 326/2 maddesine ilişkin verdiği iptal kararı, Türk hukuk sisteminde adaletin tesisi adına atılmış en demokratik adımlardan biridir. Bu karar sayesinde, devlet vatandaşın "zararın miktarını tam kestirememe" riskini kendi üzerine almış ve yargısal koruma arayan bireyi korumuştur. Mağdurların, haklarını ararken ekonomik bir yıkımla karşılaşma korkusu (vekalet ücreti baskısı) ortadan kaldırılmış; mahkemeye erişim hakkı gerçek anlamda işlevsel kılınmıştır. Günümüz yargı kararlarında da istikrarlı bir şekilde uygulanan bu içtihat, tazminat hukukunu cezalandırıcı bir mekanizma olmaktan çıkarıp, asıl amacı olan "zararın telafisi ve adaletin tecellisi" çizgisine yeniden taşımıştır.






Yorumlar