top of page

KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS HACİZ YOLUYLA TAKİPLERDE ZAMANAŞIMINI KESEN İŞLEMLER


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2026 Tarihli, 2025/349 E., 2026/253 K. Sayılı Kararı Işığında Uygulama Odaklı İnceleme


I. Giriş


Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu, alacaklıya hızlı ve etkili takip imkânı sağlayan özel bir takip yoludur. Ancak bu takip yolunun hızlı işlemesi, alacaklının takip dosyasını süresiz biçimde işlemden uzak tutabileceği anlamına gelmez. Özellikle bono, poliçe ve çek gibi kambiyo senetlerinde zamanaşımı süreleri, genel alacak zamanaşımı rejimine göre daha kısa ve daha katı bir nitelik taşır.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2026 tarihli, 2025/349 E., 2026/253 K. sayılı kararı, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan takiplerde hangi işlemlerin zamanaşımını keseceği, hangi işlemlerin ise yalnızca şekli veya sonuç doğurmayan işlemler olarak kalacağı konusunda son derece önemli ilkeler ortaya koymaktadır. Kararda özellikle üç nokta öne çıkmaktadır: bonoya dayalı takipte üç yıllık zamanaşımı süresi, alacaklının takip dosyasını ilerletmeye yönelik icra işlemlerinin zamanaşımını kesmesi ve dosyanın yenilenmesi talebinin tek başına zamanaşımını kesen işlem sayılmaması.


Bu karar, uygulamada sıklıkla karşılaşılan “dosyada bir işlem yapılmış mı?”, “yenileme talebi yeterli mi?”, “haciz tutanağı kesin aciz vesikası sayılır mı?”, “aciz vesikası varsa üç yıllık süre yirmi yıla dönüşür mü?” sorularına net ve pratik cevaplar vermesi bakımından önemlidir.


II. Karara Konu Uyuşmazlığın Özeti


Somut olayda alacaklı, borçlu aleyhine bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatmıştır. Borçlu vekili, icra dosyasında en son 27.09.2018 tarihinde işlem yapıldığını, bu tarihten sonra üç yıllık zamanaşımı süresini kesen herhangi bir işlem bulunmadığını ileri sürerek icranın geri bırakılmasını talep etmiştir.


Alacaklı vekili ise borçlunun adresinde yapılan haciz işleminde haczi kabil mal bulunamadığını, bu nedenle haciz tutanağının İİK m.105/1 ve m.143 anlamında kesin aciz vesikası hükmünde olduğunu, bu durumda artık üç yıllık değil, yirmi yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini savunmuştur. Ayrıca takip dosyasında çeşitli tarihlerde işlem yapıldığını ve zamanaşımının kesildiğini ileri sürmüştür.


İlk derece mahkemesi, bonoya dayalı takipte zamanaşımı süresinin üç yıl olduğunu, dosyada zamanaşımını kesen işlem yapılmadığını ve dosyanın yenilenmesi talebinin zamanaşımını kesmeyeceğini kabul ederek borçlu yönünden icranın geri bırakılmasına karar vermiştir. Bölge adliye mahkemesi ise haciz tutanağının kesin aciz vesikası niteliğinde olduğu gerekçesiyle yirmi yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağını kabul etmiş; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bu kararı bozmuş, bölge adliye mahkemesi direnmiş, uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.


Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını bozmuş ve kambiyo takibinde zamanaşımını kesen işlem bulunmadığı sonucuna varmıştır.


III. Kambiyo Senetlerinde Zamanaşımı Süresi


1. Bono bakımından üç yıllık zamanaşımı

Karara konu takip bir bonoya dayanmaktadır. Kararda, senedin düzenleme ve takip tarihi itibarıyla 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilmiş; eski TTK m.661 uyarınca bonolar bakımından üç yıllık zamanaşımı süresinin geçerli olduğu kabul edilmiştir.


Güncel sistem bakımından da bono yönünden poliçeye ilişkin zamanaşımı hükümleri, TTK m.778 atfı ile uygulanır. TTK m.749’da poliçeyi kabul edene karşı ileri sürülecek istemlerin vadenin geldiği tarihten itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. Bonoda düzenleyen, poliçedeki kabul eden gibi sorumlu olduğundan, bono düzenleyeni yönünden de kural olarak üç yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. TTK m.751 ise zamanaşımı kesilince aynı süreli yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağını düzenlemektedir.


Bu nedenle kambiyo senedine dayalı takip kesinleştikten sonra, alacaklının üç yıllık süre içerisinde takibi ilerletmeye yönelik işlem yapmaması halinde borçlu, İİK m.71/2 ve m.33/a hükümleri uyarınca takibin kesinleşmesinden sonraki zamanaşımına dayanarak icranın geri bırakılmasını isteyebilir.


2. Takip kesinleştikten sonraki zamanaşımı itirazının hukuki niteliği

Hukuk Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere, borçlunun başvurusu İİK m.170/b atfıyla uygulanacak İİK m.71/2 ve m.33/a hükümlerine dayanmaktadır. İİK m.71/2’ye göre borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürerse İİK m.33/a hükmü kıyasen uygulanır.


Bu başvuru, ödeme emrine itiraz süresi içindeki klasik kambiyo şikâyeti veya itirazı değildir. Takip kesinleşmiş olsa bile, daha sonra dosya zamanaşımına uğramışsa borçlu icra mahkemesine başvurabilir. Bu yönüyle takip sonrası zamanaşımı itirazı, uygulamada borçlu vekilleri için güçlü ve süreye bağlı olmayan bir savunma aracıdır.


IV. Zamanaşımını Kesen Sebepler: TTK’daki Sınırlı Sayım


Hukuk Genel Kurulu kararında, eski TTK m.662’nin Borçlar Kanunu’ndaki genel zamanaşımını kesen sebeplere göre özel nitelikte olduğu belirtilmiştir. Buna göre kambiyo senetlerinde zamanaşımını kesen sebepler sınırlı olarak şunlardır:


  1. Dava açılması,

  2. Takip talebinde bulunulması,

  3. Davanın ihbar edilmesi,

  4. Alacağın iflas masasına bildirilmesi.


Kararda, bu sebepler dışında zamanaşımının kesilmeyeceği açık biçimde ifade edilmiştir.

Bu noktada “dava açılması” kavramının her türlü davayı kapsamadığı özellikle vurgulanmalıdır. Hukuk Genel Kurulu’na göre TTK anlamında zamanaşımını kesen dava, kambiyo senedinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik eda davasıdır. Bu nedenle istihkak davası, ortaklığın giderilmesi davası, kıymet takdirine itiraz, senet iptali davası ve tasarrufun iptali davası gibi davalar kambiyo senedi zamanaşımını kesmez.

Bunun önemli bir istisnası vardır: Borçlu tarafından açılan menfi tespit davasında alacaklı savunmalarını bildirirse, bu işlem alacaklının kambiyo alacağını ileri sürme iradesini ortaya koyduğu için zamanaşımını kesebilir. Karar, Yargıtay’ın bu yöndeki yerleşik kabulünü de tekrar etmektedir.


V. İcra Dosyasında Zamanaşımını Kesen İşlemler


1. Alacaklının takibi ilerletmeye yönelik icra işlemleri zamanaşımını keser

Kararın en önemli uygulama ilkesi şudur: Alacaklının takibin devamını sağlamaya yönelik icra işlemleri, zamanaşımını keser ve her kesilmeden sonra aynı süreli yeni bir zamanaşımı süresi işlemeye başlar.


Hukuk Genel Kurulu, önceki kararlarına da atıf yaparak, alacaklı tarafından icra işlemi yapılmasının yeterli olduğunu; ayrıca icra müdürünün fiilen takip işlemi yapmasının şart olmadığını belirtmiştir. Örneğin alacaklının borçlunun mallarının haczedilmesini talep etmesi, zamanaşımını kesen işlem olarak kabul edilir. Çünkü alacaklı, kendi üzerine düşen usuli faaliyeti yerine getirmiştir.


Bu kabul, uygulamada önemlidir. Zira icra müdürlüğünün yoğunluğu, UYAP işlemlerinin gecikmesi, müzekkere yazılmasının sonraya kalması veya fiili haciz işleminin daha sonra yapılması gibi nedenler alacaklının aleyhine yorumlanmamalıdır. Alacaklı süresi içinde haciz, satış, müzekkere, sorgu, maaş haczi, banka haczi gibi takibi ilerletmeye yönelik bir talepte bulunmuşsa, kural olarak zamanaşımı bu taleple kesilir.


2. Hangi işlemler zamanaşımını kesebilir?

Karardan ve genel kambiyo takip uygulamasından hareketle, aşağıdaki işlemler zamanaşımını kesmeye elverişli kabul edilebilir:


Haciz talebi,

Borçlunun malvarlığına yönelik UYAP sorgusu yapılması ve haciz şerhi işlenmesi talebi,

Banka hesaplarına haciz ihbarnamesi gönderilmesi talebi,

Araç veya taşınmaz haczi talebi,

Maaş haczi talebi,

Fiili haciz talebi,

Satış talebi,

Kıymet takdiri ve satış sürecini ilerletmeye yönelik talepler,

Sıra cetveli veya paranın paylaştırılmasına yönelik takip içi talepler,

İflas masasına alacağın bildirilmesi

Kambiyo alacağına dayalı eda davası açılması


zamanaşımını kesebilecek işlemler arasında değerlendirilebilir.


Ancak burada belirleyici ölçüt, işlemin gerçekten takibin devamını sağlamaya yönelik olup olmadığıdır. Şeklen dosyaya verilmiş, fakat takibi ilerletmeyen talepler zamanaşımını kesmez.


3. Dosyanın yenilenmesi talebi zamanaşımını kesmez

Hukuk Genel Kurulu kararının uygulama bakımından en çarpıcı yönlerinden biri, dosyanın yenilenmesi talebinin zamanaşımını kesen işlem sayılmamasıdır. Somut olayda alacaklı vekili 15.12.2020 tarihinde icra dosyasının yenilenmesini talep etmiş; ancak Hukuk Genel Kurulu, bu talebin takibin devamını sağlamaya yönelik icra işlemi olmadığını belirterek zamanaşımını kesmeyeceğine karar vermiştir.


Bu tespit, özellikle uzun süre işlem yapılmamış eski kambiyo takipleri bakımından kritik önemdedir. Uygulamada birçok dosyada “yenileme talebi”, “dosyanın işlemden kaldırıldığı yerden açılması”, “dosyanın aktif hâle getirilmesi” veya “harç yatırılarak yenileme” gibi işlemlerin zamanaşımını kestiği düşünülmektedir. HGK kararı, bu yaklaşımı net biçimde sınırlandırmaktadır.


Yenileme talebi ancak bir idari canlandırma veya dosya işlem görsün talebi niteliğindedir. Tek başına borçlunun malvarlığına yönelmez, tahsil kabiliyeti yaratmaz, haciz veya satış sürecini ilerletmez. Bu nedenle zamanaşımını kesebilmesi için yenileme talebinin yanında somut ve takibi ilerletici bir icra talebinin de bulunması gerekir. Örneğin yalnızca “dosyanın yenilenmesini talep ederim” denilmesi zamanaşımını kesmeyebilir. Buna karşılık “dosyanın yenilenerek borçlunun taşınmaz, araç, banka, SGK ve maaş kayıtlarının sorgulanmasına; tespit edilecek malvarlığı üzerine haciz konulmasına; bankalara haciz ihbarnamesi gönderilmesine karar verilmesini talep ederim” şeklindeki talep, takibi ilerletici icra işlemi niteliği taşıyabilir.


VI. Kesin Aciz Vesikası ve Zamanaşımı


1. Kesin aciz vesikasının etkisi

İİK m.143 uyarınca düzenlenen kesin aciz vesikası, zamanaşımını keser. Ayrıca aciz vesikasına bağlanan borç, borçluya karşı aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İİK m.105/1’e göre haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı da İİK m.143’teki aciz vesikası hükmündedir.


Ancak bu sonuç her haciz tutanağı için doğmaz. Hukuk Genel Kurulu, kesin aciz vesikasının iki şekilde ortaya çıkabileceğini belirtmiştir: Birincisi, haczedilen malların satılıp bedelinin paylaştırılmasından sonra alacak tamamen karşılanmamışsa İİK m.143/1 uyarınca verilen kesin aciz vesikasıdır. İkincisi ise haciz sırasında borçlunun haczi kabil hiçbir malının bulunmadığını gösteren haciz tutanağıdır.


Fakat ikinci durumda, borçlunun yalnızca haciz yapılan adreste haczi kabil malının bulunmaması yeterli değildir. Borçlunun başka yerlerde haczedilebilir malvarlığının bulunmadığının da anlaşılması gerekir. Kararda, borçlunun kayıtlı aracı ve taşınmazı bulunduğu için, ev haczinde haczedilebilir eşya bulunmamasının kesin aciz vesikası sonucunu doğurmayacağı kabul edilmiştir.


2. Borçlunun araç ve taşınmazı varsa haciz tutanağı kesin aciz vesikası sayılmaz

Somut olayda borçlu adına kayıtlı araç ve taşınmaz bulunduğu, bunlar üzerine haciz konulduğu ancak satış işlemlerinin yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda borçlunun haczi kabil hiçbir malının bulunmadığı söylenemez. Hukuk Genel Kurulu da bu nedenle 25.09.2018 tarihli haciz tutanağının kesin aciz vesikası hükmünde kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.


Bu tespit uygulamada son derece önemlidir. Alacaklı, yalnızca ev haczinde haczedilebilir eşya bulunmadığına dayanarak “kesin aciz vesikası oluştu, artık zamanaşımı yirmi yıldır” diyemez. Borçlunun araç, taşınmaz, banka hesabı, maaş, üçüncü kişilerdeki alacağı veya başka haczedilebilir malvarlığı bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.


Kesin aciz vesikasının doğması için araştırmanın şekli olmaktan uzak, esaslı ve sonuç alıcı olması gerekir. Kararda da borçlunun malvarlığına ilişkin araştırmanın şekli olmaması, malvarlığı bulunması muhtemel yerlerde esaslı araştırma yapılması gerektiği vurgulanmıştır.


3. Geçici aciz vesikası kesin aciz vesikasıyla karıştırılmamalıdır

Kararda geçici aciz vesikası ile kesin aciz vesikası arasındaki fark da açıklanmıştır. Haciz sırasında borçlunun haczi kabil malları bulunmakla birlikte bunların tahmini kıymeti alacağı karşılamaya yetmeyecekse haciz tutanağı geçici aciz vesikası niteliğinde olabilir. Ancak geçici aciz vesikasının temel sonucu, alacaklıya tasarrufun iptali davası açma imkânı vermesidir.


Buna karşılık geçici aciz vesikası, kesin aciz vesikası gibi borcu yirmi yıllık zamanaşımı rejimine sokmaz. Bu nedenle alacaklıların uygulamada geçici aciz, kesin aciz ve İİK m.105/1 anlamındaki haciz tutanağı ayrımını dikkatle yapması gerekir.


VII. İcra Mahkemesi Kararının Gerekçesi Kesin Hüküm Oluşturur mu?


Kararda tartışılan önemli konulardan biri de önceki icra mahkemesi kararının gerekçesinde haciz tutanağının kesin aciz vesikası niteliğinde olduğunun belirtilmiş olmasıdır. Bölge adliye mahkemesi, bu gerekçenin kesin hüküm oluşturduğunu kabul etmiş; Hukuk Genel Kurulu ise bu yaklaşımı benimsememiştir.


HGK’ya göre icra mahkemesinin önceki kararında alacaklının kesin aciz vesikası verilmesi talebi reddedilmiştir. Asıl olan hüküm fıkrasıdır. Kararın gerekçesinde yer alan ve kendi içinde çelişkili olan tespit, kesin aciz vesikası bulunduğu sonucunu doğurmaz.

Bu yönüyle karar, uygulamada sıkça yapılan bir hatayı da düzeltmektedir. İcra mahkemesi kararlarının gerekçesindeki her ifade, sonraki aşamalar için mutlak kesin hüküm etkisi doğurmaz. Özellikle hüküm fıkrası ile çelişen, maddi hataya dayanan veya takip dosyasındaki somut verilerle bağdaşmayan gerekçe tespitleri, kesin aciz vesikası gibi ağır hukuki sonuçlar doğuracak biçimde yorumlanamaz.


VIII. Kararın Ortaya Koyduğu Temel İlkeler


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararından çıkarılabilecek başlıca ilkeler şunlardır:


Bonoya dayalı kambiyo takiplerinde borçlu yönünden kural olarak üç yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Takip kesinleştikten sonra borçlu, İİK m.71/2 ve m.33/a uyarınca zamanaşımına dayanarak icranın geri bırakılmasını isteyebilir. TTK’da kambiyo senetleri bakımından zamanaşımını kesen sebepler sınırlıdır. Her dava zamanaşımını kesmez; eda davası niteliği taşımayan istihkak, ortaklığın giderilmesi, kıymet takdirine itiraz, senet iptali ve tasarrufun iptali davaları zamanaşımını kesmez. Alacaklının takibin devamını sağlamaya yönelik icra işlemleri zamanaşımını keser. Haciz talebi gibi işlemlerde icra müdürünün ayrıca işlem yapması şart değildir; alacaklının talebi yeterlidir. Dosyanın yenilenmesi talebi, tek başına takibi ilerletmeye yönelik icra işlemi olmadığından zamanaşımını kesmez. Kesin aciz vesikası zamanaşımını keser ve borcu yirmi yıllık zamanaşımı rejimine sokar; ancak her haciz tutanağı kesin aciz vesikası değildir. Borçlunun araç veya taşınmazı varsa, yalnızca ev haczinde haczedilebilir eşya bulunmaması kesin aciz vesikası sonucunu doğurmaz. Geçici aciz vesikası, kesin aciz vesikası gibi yirmi yıllık zamanaşımı sonucu doğurmaz. İcra mahkemesi kararının gerekçesindeki çelişkili tespitler, hüküm fıkrası ile bağdaşmıyorsa kesin hüküm etkisiyle yirmi yıllık zamanaşımı sonucuna dayanak yapılamaz.


IX. Alacaklı Vekilleri İçin Uygulama Rehberi


Bu karar, alacaklı vekilleri bakımından ciddi bir dosya takip disiplini gerektirmektedir. Kambiyo senedine dayalı takiplerde özellikle üç yıllık süre kritik önemdedir. Dosyada her üç yıllık süre dolmadan takibi gerçekten ilerleten bir işlem yapılmalıdır.


Alacaklı vekili açısından güvenli uygulama, dosyanın yalnızca yenilenmesini talep etmek değil, yenileme ile birlikte somut icra taleplerinde bulunmaktır. Örneğin borçlunun taşınır, taşınmaz, araç, banka, maaş, SGK, vergi kaydı, şirket ortaklığı, üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları yönünden araştırma ve haciz talep edilmelidir. Satış kabiliyeti olan malvarlığı tespit edilmişse, yalnızca hacizle yetinilmemeli; süresi içinde satış, kıymet takdiri ve paraya çevirme işlemleri de takip edilmelidir.


Alacaklı, kesin aciz vesikasına dayanmak istiyorsa, borçlunun gerçekten haczedilebilir hiçbir malının bulunmadığını ortaya koyan açık, tutarlı ve kapsamlı bir dosya zemini oluşturmalıdır. Sadece ev haczinde haczedilebilir eşya çıkmaması yeterli görülmemelidir. Borçlu adına kayıtlı araç veya taşınmaz varsa, bunların satış kabiliyetinin bulunmadığı veya alacağı karşılamadığı satış süreci veya ciddi araştırma ile ortaya konulmalıdır.


X. Borçlu Vekilleri İçin Uygulama Rehberi


Borçlu vekilleri açısından karar, eski kambiyo takiplerinin incelenmesinde önemli bir savunma alanı açmaktadır. Öncelikle takip dosyasında son zamanaşımını kesen işlemin tarihi belirlenmelidir. Bu tarihten itibaren üç yıl içinde takibi ilerleten gerçek bir icra işlemi bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.


Dosyada yalnızca yenileme talebi, dosya açılış talebi, masraf yatırılması, kapak hesabı alınması veya pasif nitelikte işlemler varsa, bunların zamanaşımını kesmediği ileri sürülebilir. Alacaklı kesin aciz vesikasına dayanıyorsa, gerçekten kesin aciz vesikası bulunup bulunmadığı; varsa bunun borçlu yönünden geçerli olup olmadığı; yoksa haciz tutanağının İİK m.105/1 anlamında kesin aciz vesikası sayılmasını gerektiren şartları taşıyıp taşımadığı incelenmelidir.


Borçlu adına araç, taşınmaz, maaş, banka hesabı veya haczedilebilir başka malvarlığı bulunduğu hâlde yalnızca ev haczinde haczedilebilir eşya bulunmadığı gerekçesiyle kesin aciz vesikası iddia ediliyorsa, HGK kararındaki ilkelere dayanılarak bu iddia çürütülebilir.


XI. Uygulamada Kontrol Listesi


Kambiyo takibinde zamanaşımı incelemesi yapılırken şu sorular sırayla cevaplanmalıdır:


  • Takip hangi kambiyo senedine dayanıyor?

  • Bono ise düzenleyen yönünden üç yıllık süre mi uygulanıyor?

  • Takip kesinleşmiş mi?

  • Borçlunun başvurusu takipten önceki zamanaşımı itirazı mı, yoksa takip kesinleştikten sonraki İİK m.71/2 ve m.33/a kapsamında icranın geri bırakılması talebi mi?

  • Dosyada son gerçek icra işlemi hangi tarihte yapılmış?

  • Bu işlem takibi ilerletmeye yönelik mi?

  • Alacaklı haciz, satış, banka haczi, maaş haczi, taşınmaz haczi, araç haczi veya malvarlığı sorgusu talep etmiş mi?

  • Yoksa yalnızca yenileme, kapak hesabı, dosya açma veya pasif nitelikte işlem mi yapmış?

  • Üç yıllık süre içinde zamanaşımını kesen yeni bir işlem var mı?

  • Alacaklı kesin aciz vesikasına dayanıyorsa, ortada gerçekten İİK m.143 anlamında kesin aciz vesikası var mı?

  • Haciz tutanağı İİK m.105/1 anlamında kesin aciz vesikası sayılabilecek nitelikte mi?

  • Borçlunun başka haczedilebilir malvarlığı bulunuyor mu?

  • Önceki icra mahkemesi kararının hüküm fıkrası ne diyor?

  • Gerekçedeki ifadeler hüküm fıkrası ile uyumlu mu?

  • Gerekçe kendi içinde çelişkili mi?


Bu soruların cevabına göre icranın geri bırakılması veya takibin devamı yönünde değerlendirme yapılmalıdır.


XII. Sonuç


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2026 tarihli kararı, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takiplerde zamanaşımı bakımından uygulamaya net bir ölçüt getirmiştir: Zamanaşımını kesen işlem, şekli veya dosyayı görünürde canlı tutan işlem değil, takibin tahsil amacına hizmet eden ve dosyayı ilerleten icra işlemidir.


Bu nedenle dosyanın yenilenmesi talebi tek başına yeterli değildir. Haciz, satış, malvarlığı araştırması, müzekkere, banka haczi gibi somut takip işlemleri yapılmalıdır. Kesin aciz vesikasına dayanılarak üç yıllık kambiyo zamanaşımının yirmi yıla çıktığı ileri sürülüyorsa, gerçekten kesin aciz vesikası şartlarının oluşup oluşmadığı titizlikle incelenmelidir. Borçlunun haczedilebilir araç veya taşınmazı varken yalnızca ev haczinde haczedilebilir mal bulunmaması, kesin aciz vesikası sonucunu doğurmaz.


Karar, hem alacaklı hem borçlu vekilleri için güçlü bir uygulama rehberi niteliğindedir. Alacaklı vekilleri açısından düzenli ve sonuç doğurucu takip işlemleri yapılmasını zorunlu kılarken, borçlu vekilleri açısından da eski kambiyo takiplerinde zamanaşımı savunmasını somutlaştırmak için önemli bir dayanak oluşturmaktadır.




Yorumlar


bottom of page