top of page

İMZA YETMEZ: KEFALETTE EL YAZISI YOKSA BORÇ DA YOKTUR

Geçersiz Kefalet Sözleşmesi, İcra Takibi ve Yargıtay’ın Güncel Yaklaşımı


Kefalet, uygulamada en sık kullanılan kişisel teminat türlerinden biridir. Özellikle kira sözleşmelerinde, ticari ilişkilerde, banka kredi sözleşmelerinde, bayilik ve cari hesap ilişkilerinde alacaklı taraf çoğu zaman asıl borçlunun yanında bir veya birden fazla kefil istemektedir. Ne var ki, kefaletin yaygın kullanımı, onun basit ve şekilsiz bir taahhüt olduğu anlamına gelmez. Aksine kefalet, Türk Borçlar Kanunu tarafından sıkı şekil şartlarına bağlanmış, kefili koruyucu emredici hükümlerle çevrelenmiş ve geçerliliği belirli unsurların eksiksiz varlığına tabi tutulmuş bir sözleşmedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi, kefalet sözleşmesinin geçerliliği bakımından son derece açık bir sistem kurmuştur: Kefalet sözleşmesi yazılı yapılmadıkça, kefilin sorumlu olacağı azami miktar ve kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Dahası, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması hâlinde bu sıfatla ya da bu anlama gelen bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kendi el yazısıyla belirtmesi gerekir.
Bu düzenleme, yalnızca ispat kolaylığı sağlayan bir şekil şartı değildir. Kefalet sözleşmesinin varlığını ve geçerliliğini doğrudan etkileyen kurucu nitelikte bir geçerlilik şartıdır. Bu nedenle, kefilin sözleşmede imzasının bulunması tek başına yeterli değildir. Kefaletin geçerli sayılabilmesi için kanunun aradığı el yazısı unsurlarının da sözleşmede bulunması gerekir.

1. Kefaletin Hukuki Niteliği: Başkasının Borcu İçin Kişisel Sorumluluk


Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği bir sözleşmedir. Kefil, esasen kendi borcu için değil, başkasının borcu için sorumluluk altına girer. Bu yönüyle kefalet, ekonomik ve hukuki açıdan ciddi sonuçlar doğurabilecek bir teminat ilişkisidir.


Kefaletin fer’i niteliği gereğince kefilin sorumluluğu, kural olarak asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlıdır. Asıl borç yoksa veya geçerli değilse, kefilin sorumluluğundan da söz edilemez. Ancak uygulamada asıl sorun çoğu zaman asıl borcun varlığı değil, kefalet taahhüdünün şeklen geçerli olup olmadığıdır.


İşte TBK m.583 bu noktada devreye girer. Kanun koyucu, kefilin ağır ve çoğu zaman sonuçları önceden tam olarak öngörülemeyen bir sorumluluğa girdiğini kabul etmiş; bu nedenle kefalet sözleşmesini basit bir imzadan ibaret görmemiştir. Kefilin gerçekten neye, ne kadar, hangi tarihte ve hangi sıfatla kefil olduğunu bizzat el yazısıyla ortaya koymasını istemiştir.


2. TBK m.583’e Göre Kefaletin Zorunlu Şekil Şartları


TBK m.583 uyarınca geçerli bir kefalet sözleşmesinden söz edilebilmesi için şu unsurların bulunması gerekir:


Birincisi, kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmalıdır. Sözlü kefalet geçerli değildir.

İkincisi, kefilin sorumlu olacağı azami miktar sözleşmede yer almalıdır. Kefilin hangi üst sınıra kadar sorumlu olduğu açıkça gösterilmelidir. Bu miktarın belirsiz bırakılması, kefilin sınırsız veya ucu açık bir sorumluluk altına sokulması sonucunu doğuracağından geçerlilik şartlarına aykırıdır.


Üçüncüsü, kefalet tarihi belirtilmelidir. Kefalet tarihinin yer alması, özellikle kefilin ehliyeti, eş rızası, borcun kapsamı, teminatın süresi ve sorumluluğun başlangıcı bakımından önem taşır.


Dördüncüsü, azami miktar ve kefalet tarihi kefilin kendi el yazısıyla yazılmalıdır.

Beşincisi, kefil müteselsil kefil olacaksa, “müteselsil kefil”, “müşterek ve müteselsil kefil” veya bu anlama gelen bir ifadenin de kefilin kendi el yazısıyla yazılması gerekir.

Dolayısıyla sözleşmede matbu olarak “müşterek borçlu ve müteselsil kefil” yazması, bu ibarenin altında kefilin imzasının bulunması her zaman geçerli kefalet için yeterli değildir. Kanunun aradığı unsur, kefilin bu ağır sorumluluğu kendi el yazısıyla ve bilinçli şekilde üstlendiğinin sözleşmeden anlaşılmasıdır.


3. “İmza Var” Savunması Neden Yeterli Değildir?


Uygulamada alacaklı tarafların en sık başvurduğu savunma, kefilin sözleşmeyi imzaladığı, imzasını inkâr etmediği, hatta kimi durumlarda sözleşmenin noter huzurunda imzalandığı yönündedir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı, imzanın varlığının tek başına kefaleti geçerli hâle getirmeyeceği yönündedir.


Çünkü TBK m.583’te aranan şekil şartı yalnızca “imza” değildir. Kanun, kefilin belirli hususları kendi el yazısıyla yazmasını aramaktadır. Bu şart, kefili düşünmeye sevk eden, onu sıradan bir sözleşme imzası ile başkasının borcundan sorumlu olma arasındaki farkı fark etmeye zorlayan koruyucu bir mekanizmadır.


Bu nedenle kefilin imzası bulunsa dahi;


  • azami miktar el yazısıyla yazılmamışsa,

  • kefalet tarihi el yazısıyla yazılmamışsa,

  • müteselsil kefalet iradesi el yazısıyla belirtilmemişse,

  • kefalet sözleşmesi geçersizdir.


Bu geçersizlik, yalnızca kefilin ileri sürmesi hâlinde dikkate alınacak sıradan bir itiraz değildir. Şekil eksikliği, hâkim tarafından re’sen gözetilmesi gereken bir geçerlilik sorunudur.


4. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2025 Tarihli Kararı: Onama, İtiraz Etmeme ve Noter İmzası Geçersizliği Ortadan Kaldırmaz


Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2025 tarihli, 2024/1358 E., 2025/966 K. sayılı kararı, uygulama bakımından oldukça önemlidir.


Karara konu olayda, kira sözleşmesinden kaynaklanan alacak için icra takibi başlatılmış; davacılar ise sözleşmede müşterek ve müteselsil kefil olarak gösterilmişlerdir. Davacılar, gerçekte geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmadığını, şirket çalışanı olduklarını, işlerini kaybetme endişesiyle sözleşmeye imza attıklarını ve kefalet verme iradelerinin bulunmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açmışlardır.


İlk derece mahkemesi, kira sözleşmesinde davacıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalarının bulunduğunu, ancak TBK m.583’te aranan şekil şartlarının yerine getirilmediğini belirlemiştir. Kefilin sorumlu olduğu azami miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefalet iradesi kefillerin el yazısıyla belirtilmediğinden kefaletin geçersiz olduğu sonucuna varılmıştır.


Bölge Adliye Mahkemesi de aynı gerekçeyle ilk derece kararını hukuka uygun bulmuştur.

Davalı taraf temyizde, davacıların sözleşmeyi noterde özgür iradeleriyle imzaladıklarını, bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadıklarını bildirmediklerini ve bu nedenle kefalet sözleşmesini onamış sayılmaları gerektiğini ileri sürmüştür.


Yargıtay bu savunmayı kabul etmemiştir. Daire, TBK m.583’te öngörülen şekilde yapılmayan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, bu nedenle sözleşmenin onanmış sayılmasının mümkün olmadığını açıkça belirtmiştir.


Bu kararın uygulamaya verdiği mesaj nettir: Geçersiz kefalet, zaman geçmekle, itiraz edilmemekle, noter imzasıyla veya zımni onayla geçerli hâle gelmez.


5. Kefalette Şekil Eksikliği Kesin Hükümsüzlük Sonucu Doğurur


Kefalet sözleşmesindeki şekil eksikliği, sözleşmenin geçerliliğine doğrudan etki eder. Bu nedenle eksiklik sonradan yorumla tamamlanamaz. Tarafların gerçek iradesi araştırılarak şekil eksikliği giderilemez. Kefilin sözleşme görüşmelerindeki davranışlarından, ticari ilişkinin seyrinden veya borca sessiz kalmasından geçerli kefalet sonucu çıkarılamaz.


Bu noktada özellikle şu ayrım önemlidir:


Bir sözleşmede imza eksikliği, irade eksikliği veya yetki sorunu tartışılıyorsa farklı değerlendirmeler yapılabilir. Ancak kefalet bakımından kanun belirli unsurların kefilin el yazısıyla yazılmasını emrediyorsa, bu unsurların bulunmaması kefaletin geçersizliği sonucunu doğurur.


Bu nedenle alacaklı taraf, “kefil zaten sözleşmeyi biliyordu”, “borca itiraz etmedi”, “takipten haberdardı”, “noterde imzaladı”, “sözleşme uzun süre uygulandı” gibi iddialarla şekil eksikliğini bertaraf edemez.


6. Kira Sözleşmelerinde Kefalet: En Çok Hata Yapılan Alan


Kefaletin en sık sorun yarattığı sözleşmelerin başında kira sözleşmeleri gelir. Kira sözleşmelerinde kiraya veren taraf, kira bedeli, aidat, cezai şart, hor kullanma tazminatı, tahliye yükümlülüğü veya sözleşmeden doğan diğer borçlar için kefil almak isteyebilir.

Ancak kira sözleşmesinin son sayfasına matbu şekilde “müşterek ve müteselsil kefil” ibaresi konulması ve kefilin imzasının alınması yeterli değildir. Kefilin sorumluluğunun geçerli olabilmesi için TBK m.583’teki unsurların ayrıca aranması gerekir. Özellikle şu hatalar uygulamada sık görülmektedir:


  • Kefilin sorumlu olacağı azami miktar yazılmamaktadır.

  • Azami miktar matbu yazılmakta, ancak kefilin el yazısıyla yazılmamaktadır.

  • Kefalet tarihi bulunmamaktadır.

  • Kefalet tarihi sözleşmenin genel tarihinden çıkarılmaya çalışılmaktadır.

  • “Müteselsil kefil” ibaresi matbu yer almakta, ancak kefil tarafından el yazısıyla yazılmamaktadır.

  • Kefaletin hangi süre ve hangi borçlar için verildiği açık değildir.

  • Kefilin imzası vardır; fakat el yazısı unsurları eksiktir.


Bu eksiklikler, kefaletin geçersizliği sonucunu doğurur. Böyle bir durumda kiraya veren, asıl kiracıya başvurabilir; ancak kefile karşı icra takibi yapması veya kefilin tahliyesini talep etmesi hukuken sorunlu hâle gelir.


7. Geçersiz Kefalete Dayalı İcra Takibi


Geçersiz kefalet sözleşmesine dayanılarak kefil hakkında icra takibi başlatılması hâlinde kefilin başvurabileceği yollar somut olaya göre değişir.


Kefile ödeme emri tebliğ edilmişse, takibin türüne göre süresinde itiraz edilebilir. İlamsız takipte borca, faize, fer’ilerine ve kefaletin geçersizliğine açıkça itiraz edilmelidir.


Kambiyo veya ilamlı takip gibi özel takip yollarında ise şikâyet ve itiraz sebepleri ayrıca değerlendirilmelidir.


Kefil takibe süresinde itiraz etmemişse, bu durum her zaman kefaletin maddi hukuk bakımından geçerli hâle geldiği anlamına gelmez. Yargıtay’ın güncel yaklaşımı, TBK m.583’e aykırı kefaletin sonradan onanmış sayılamayacağı yönündedir. Ancak icra takibinin kesinleşmiş olması, takip hukuku bakımından ayrı sonuçlar doğurabileceğinden kefilin menfi tespit, istirdat veya takibin iptali/şikâyet yollarını somut takip türüne göre değerlendirmesi gerekir.


Menfi tespit davasında kefil, geçerli kefalet bulunmadığını ileri sürerek takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitini isteyebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2025 tarihli kararında da davacılar bu yola başvurmuş; mahkeme kefaletin geçersizliği nedeniyle takip dolayısıyla borçlu olmadıklarının tespitine karar vermiştir.


8. Geçersiz Kefalet ve Kötü Niyet Tazminatı


Geçersiz kefalete dayalı takiplerde kefil, çoğu zaman yalnızca borçlu olmadığının tespitini değil, aynı zamanda alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini de talep etmektedir.


Ancak kötü niyet tazminatı için alacaklının takip başlatırken kötü niyetli olduğunun ispatı gerekir. Kefaletin geçersiz olması, tek başına alacaklının kötü niyetli olduğunu göstermeyebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2024/1358 E., 2025/966 K. sayılı kararına konu olayda da mahkeme davacıların borçlu olmadığının tespitine karar vermiş; ancak davalı alacaklının takipte kötü niyetli olduğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle kötü niyet tazminatı talebini reddetmiştir.


Bu nedenle uygulamada şu ayrım yapılmalıdır:


Kefalet geçersizse kefil borçtan sorumlu tutulamaz.


Ancak alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatı isteniyorsa, alacaklının takip başlatırken geçersizliği bildiği veya bilebilecek durumda olduğu, buna rağmen haksız takip yaptığı ayrıca ortaya konulmalıdır.


Özellikle alacaklının profesyonel tacir, banka, finans kuruluşu veya çok sayıda benzer sözleşme düzenleyen kurumsal kiraya veren olması hâlinde kötü niyet tartışması daha güçlü kurulabilir. Buna karşılık sıradan bir kira ilişkisinde, sözleşmede kefil imzası bulunduğunu gören alacaklının her durumda kötü niyetli kabul edilmesi kolay değildir.


9. Eş Rızası ve Kefaletin Geçerliliği


Kefalet sözleşmelerinde yalnızca TBK m.583 değil, TBK m.584 de önemlidir. Eşlerden biri mahkemece verilmiş ayrılık kararı bulunmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, diğer eşin yazılı rızası olmadan kefil olamaz. Bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesi gerekir.


Eş rızası, özellikle gerçek kişi kefiller bakımından önemli bir geçerlilik şartıdır. Bununla birlikte kanunda bazı istisnalar da bulunmaktadır. Ticari işletme sahipleri, şirket ortakları, yöneticiler veya mesleki/ticari faaliyet kapsamında verilen bazı kefaletlerde eş rızası aranmayabilecek hâller ayrıca değerlendirilmelidir.


Ancak uygulamada yapılan temel hata şudur: Taraflar çoğu zaman yalnızca eş rızasına odaklanmakta, TBK m.583’teki el yazısı şartlarını ihmal etmektedir. Oysa eş rızası bulunsa dahi, azami miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefalet iradesi kefilin el yazısıyla yazılmamışsa kefalet yine geçersiz olabilir.


10. Gerçek Kişilerce Verilen Diğer Kişisel Güvenceler: TBK m.603’ün Önemi


TBK m.603, kefalet hükümlerinin yalnızca adı “kefalet” olan sözleşmelere uygulanmasını engelleyen önemli bir düzenlemedir. Buna göre, kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine ilişkin başka ad altında yapılan sözleşmelere de uygulanır.


Bu hükmün amacı açıktır: Alacaklıların kefalet hükümlerini dolanmak amacıyla sözleşmeye “garanti veren”, “müteselsil borçlu”, “müşterek borçlu”, “borca katılan”, “teminat veren” gibi farklı ibareler koyarak gerçek kişi kefili TBK’nın koruyucu hükümlerinden mahrum bırakmasını önlemek.


Bu nedenle sözleşmenin adı değil, gerçek hukuki niteliği önemlidir. Gerçek kişi, başkasının borcu için kişisel güvence veriyorsa, sözleşmede kullanılan başlık ne olursa olsun TBK m.583, m.584 ve ilgili kefalet hükümleri gündeme gelebilir.


Yargıtay kararlarında da gerçek kişilerce verilen kişisel güvencelerde TBK m.603’ün koruyucu işlevine vurgu yapılmakta; başka ad altında yapılan güvence taahhütlerinin kefalet hükümlerine tabi olabileceği kabul edilmektedir.


11. Müteselsil Kefalet: Daha Ağır Sorumluluk, Daha Sıkı İnceleme


Müteselsil kefalet, adi kefalete göre alacaklı lehine daha güçlü bir teminat sağlar. Müteselsil kefalette alacaklı, kanundaki koşullar çerçevesinde doğrudan kefile başvurabilir. Bu nedenle müteselsil kefalet iradesinin açık olması gerekir.


TBK m.583, müteselsil kefalet bakımından özel bir koruma getirmiştir. Kefilin yalnızca imza atması yeterli değildir. “Müteselsil kefil” olduğunu ya da bu anlama gelen bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kendi el yazısıyla belirtmesi gerekir.


Bu şartın amacı, kefilin adi kefalet ile müteselsil kefalet arasındaki farkı bilerek, daha ağır bir sorumluluğu bilinçli şekilde üstlenmesini sağlamaktır.


Dolayısıyla sözleşmede matbu şekilde “müşterek ve müteselsil kefil” ibaresinin bulunması, kefilin bu ifadeyi el yazısıyla yazmadığı durumlarda geçerlilik tartışmasını ortadan kaldırmaz.


12. Şekil Eksikliği Hâkim Tarafından Re’sen Gözetilir


Kefalet sözleşmesinin şekle aykırılığı yalnızca kefilin ileri sürmesiyle dikkate alınacak bir def’i değildir. Şekil şartları geçerlilik şartı niteliğinde olduğundan hâkim tarafından re’sen gözetilmelidir.


Bu durum özellikle alacak davaları, itirazın iptali davaları, menfi tespit davaları ve kira alacağından kaynaklanan takiplerde önemlidir. Dosyaya sunulan sözleşmede kefalet hükümleri yer alıyorsa mahkeme, kefilin imzasıyla yetinmemeli; TBK m.583’teki unsurların sözleşmede bulunup bulunmadığını ayrıca incelemelidir.


Kefil imzayı inkâr etmese bile, el yazısı şartları yoksa geçerli kefalet kurulmuş sayılmaz. Bu nedenle yargılama pratiğinde sözleşmenin aslı getirtilmeli, kefalet bölümünün matbu mu yoksa kefilin el yazısıyla mı düzenlendiği incelenmeli, azami miktar, tarih ve müteselsil kefalet iradesinin ayrı ayrı mevcut olup olmadığı değerlendirilmelidir.


13. Uygulamada Kefilin İleri Sürebileceği Başlıca Savunmalar


Geçersiz kefalet iddiasıyla karşılaşılan davalarda kefil yönünden şu savunmalar önem taşır:

  • Kefalet sözleşmesinde azami miktar bulunmamaktadır.

  • Azami miktar kefilin el yazısıyla yazılmamıştır.

  • Kefalet tarihi bulunmamaktadır.

  • Kefalet tarihi kefilin el yazısıyla yazılmamıştır.

  • Müteselsil kefalet iradesi kefilin el yazısıyla belirtilmemiştir.

  • Kefilin eşinin rızası alınmamıştır.

  • Eş rızası sözleşmeden sonra alınmıştır veya usule uygun değildir.

  • Sözleşmede kefaletin süresi ve kapsamı belirsizdir.

  • Kefalet, başka ad altında kişisel güvence olarak düzenlenmiş; ancak TBK m.603 gereğince kefalet hükümlerine tabi tutulması gerekir.

  • Kefalet, asıl borçtan daha ağır veya belirsiz bir sorumluluk doğuracak şekilde düzenlenmiştir.

  • Sözleşmede sonradan kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler yapılmış; ancak bu değişiklikler kefalet şekline uygun yapılmamıştır.


Bu savunmaların her biri somut sözleşme metni üzerinden ayrı ayrı incelenmelidir.


14. Alacaklılar İçin Uygulama Rehberi: Geçerli Kefalet Nasıl Alınır?


Alacaklı taraf yönünden kefaletin geçerli olması isteniyorsa, sözleşme düzenlenirken şu hususlara dikkat edilmelidir:


  • Kefalet bölümü açık ve ayrı bir şekilde düzenlenmelidir.

  • Kefilin adı, soyadı ve kimlik bilgileri net olmalıdır.

  • Kefilin sorumlu olacağı azami miktar belirli olmalıdır.

  • Azami miktar kefilin kendi el yazısıyla yazdırılmalıdır.

  • Kefalet tarihi kefilin kendi el yazısıyla yazdırılmalıdır.

  • Müteselsil kefalet isteniyorsa, kefile “müteselsil kefil olduğumu kabul ederim” veya benzeri açık bir ifade kendi el yazısıyla yazdırılmalıdır.

  • Kefilin imzası bu el yazısı beyanlarının altında alınmalıdır.

  • Kefil evliyse ve kanuni istisna yoksa eşin yazılı rızası alınmalıdır.

  • Eş rızası sözleşmeden önce veya en geç sözleşme anında alınmalıdır.

  • Kefaletin hangi borçları kapsadığı, hangi süreyle verildiği ve hangi üst sınırla sınırlı olduğu açıkça gösterilmelidir.

  • Sözleşmede sonradan kefilin sorumluluğunu artıran değişiklik yapılacaksa, bu değişiklik de kefalet şekline uygun yapılmalıdır.


Bu şartlara uyulmaması, alacaklının elindeki teminatı kâğıt üzerinde var ama hukuken etkisiz hâle getirebilir.


15. Kefalet Sözleşmelerinde “Azami Miktar” Sorunu


Azami miktar, kefilin sorumluluğunun üst sınırıdır. Kefilin ne kadar borçtan sorumlu olduğunu bilmesi gerekir. Özellikle kira sözleşmelerinde yalnızca aylık kira bedelinin yazılması yeterli olmayabilir. Çünkü kefilin kira bedeli dışında aidat, cezai şart, faiz, icra masrafı, tahliye masrafı, hor kullanma tazminatı gibi kalemlerden de sorumlu tutulmak istenmesi mümkündür.


Bu nedenle azami miktar açık, belirli ve kefilin el yazısıyla yazılmış olmalıdır. “Tüm borçlardan sorumludur”, “doğmuş ve doğacak borçlardan sorumludur”, “sınırsız kefildir” gibi ifadeler kefilin sorumluluğunu belirsizleştirdiğinden geçerlilik bakımından ciddi sorun doğurur.


Kefaletin koruyucu mantığı gereği, kefilin sorumluluğu belirli bir üst sınıra bağlanmalıdır. Bu üst sınır yoksa kefilin hangi ekonomik riski üstlendiği anlaşılamaz.


16. Kefalet Tarihi Neden Önemlidir?


Kefalet tarihi, çoğu zaman şekli bir ayrıntı gibi görülse de hukuken önemli sonuçlar doğurur. Kefilin hangi tarihte sorumluluk altına girdiği, eş rızasının zamanında verilip verilmediği, asıl borcun kapsamı, sözleşmenin yürürlük tarihi, zamanaşımı ve sorumluluğun başlangıcı bakımından kefalet tarihi belirleyicidir.


TBK m.583 bu nedenle kefalet tarihini geçerlilik şartı hâline getirmiştir. Tarihin sözleşmenin genel kısmında bulunması her zaman yeterli görülmeyebilir. Kefilin kefalet iradesine ilişkin bölümde tarih unsurunun da kanunun aradığı şekilde yer alması gerekir.


17. Çalışanların Kefil Gösterilmesi ve İrade Sakatlığı Tartışmaları


Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2024/1358 E., 2025/966 K. sayılı kararına konu olayda davacılar, şirket bünyesinde ücretli çalışan kişiler olduklarını, işlerini kaybetme endişesiyle sözleşmeye imza attıklarını ve gerçek bir kefalet iradelerinin bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.


Mahkeme esasen şekil şartları yönünden kefaletin geçersiz olduğuna karar verdiği için irade sakatlığı iddiası kararın merkezinde yer almamıştır. Ancak bu tür olaylar uygulamada önemlidir. İşçi, çalışan, alt pozisyondaki personel veya ekonomik baskı altında bulunan kişilerin işveren ya da şirket borcu için kefil gösterilmesi hâlinde yalnızca şekil şartları değil; irade özgürlüğü, baskı, korkutma, gabin, dürüstlük kuralı ve kişisel güvence hükümleri de tartışılabilir.


Bununla birlikte, TBK m.583’e aykırılık varsa ayrıca baskı veya irade sakatlığı ispatına gerek kalmadan kefaletin geçersizliği ileri sürülebilir. Bu yönüyle şekil şartları, kefil lehine güçlü ve pratik bir koruma sağlar.


18. Geçersiz Kefaletin Tahliye Taleplerine Etkisi


Kira ilişkilerinde geçersiz kefalete dayanılarak kefilden yalnızca para alacağı istenmesi değil, kimi zaman tahliye sonucuna bağlanan takiplerde kefilin sorumluluğu da gündeme gelebilir.


Ancak kefil, asıl kiracı değildir. Geçersiz kefalet sözleşmesine dayanılarak kefilin taşınmazdan tahliyesinin istenmesi mümkün değildir. Kefilin tahliye borcu altında olduğu söylenebilmesi için öncelikle onun kiracı veya geçerli şekilde sorumluluk üstlenen taraf olması gerekir. Kefalet geçersiz ise kefilin takip veya dava yoluyla tahliye tehdidi altında bırakılması hukuken savunulabilir değildir.


19. Sonradan Onama Sorunu: Hükümsüz Kefalet Diriltilemez


Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2025 tarihli kararının en kritik yönlerinden biri, “sonradan onama” tartışmasına verdiği cevaptır.


Davalı taraf, kefillerin sözleşmeyi noter huzurunda imzaladığını, bir yıl içinde bağlı olmadıklarını bildirmediklerini ve bu nedenle sözleşmeyi onamış sayılmaları gerektiğini ileri sürmüştür. Yargıtay ise bu iddiayı reddetmiş; TBK m.583’te öngörülen şekilde yapılmayan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu ve bu nedenle onanmış sayılmasının mümkün olmadığını belirtmiştir.


Bu yaklaşım, uygulamada sıkça karşılaşılan “sessiz kaldı, o hâlde kabul etti” savunmasını zayıflatmaktadır. Kefaletin geçerliliği kanunun aradığı şekle bağlıdır. Bu şekil yoksa, sessizlikten, süre geçmesinden veya icra takibine önceki aşamada itiraz edilmemesinden maddi hukuk bakımından geçerli kefalet sonucu çıkarılamaz.


20. Sonuç: Kefalette Şekil, Usul Değil Esastır


Kefalet sözleşmesi, uygulamada çoğu zaman birkaç satırlık matbu ibare ve imzadan ibaret görülmektedir. Oysa TBK m.583 sonrasında kefalet, basit bir imza ilişkisi olmaktan çıkmış; kefilin bilinçli, sınırlı, tarihli ve el yazısıyla ortaya konulmuş iradesini arayan sıkı bir geçerlilik rejimine bağlanmıştır.


Yargıtay’ın güncel kararları da bu yaklaşımı teyit etmektedir. Kefilin imzası bulunsa bile azami miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefalet iradesi kanunun aradığı şekilde yazılmamışsa kefalet geçersizdir. Bu geçersizlik, icra takibinde, alacak davasında, kira ilişkisinde ve tahliye taleplerinde kefilin borçtan sorumlu tutulamaması sonucunu doğurur.


En önemlisi, geçersiz kefalet sonradan onanmış sayılamaz. Noter huzurunda imza, süre geçmesi, sessiz kalma veya itiraz etmeme, TBK m.583’e aykırı bir kefaleti geçerli hâle getirmez.


Bu nedenle kefalet sözleşmelerinde şu cümle uygulamanın merkezine yerleşmelidir:

Kefalette imza önemlidir; ancak tek başına yeterli değildir. El yazısı yoksa, çoğu zaman borç da yoktur.




Yorumlar


bottom of page