2942 SAYILI KAMULAŞTIRMA KANUNU M. 23 KAPSAMINDA GERİ ALMA HAKKINDA SÜRENİN BAŞLANGICI: “KAMULAŞTIRMANIN KESİNLEŞMESİ” İLE “KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN KESİNLEŞMESİ” AYRIMI
- Av. Özgür GÜL

- 13 dakika önce
- 11 dakikada okunur
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesi, kamulaştırılan taşınmazın idarece kamulaştırma veya devir amacına uygun kullanılmaması yahut kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek olduğu gibi bırakılması hâlinde eski malik veya mirasçılarına taşınmazı geri alma hakkı tanımaktadır. Ancak bu hak, mülkiyet hakkının kamulaştırma sonrası yeniden canlandırılması niteliğinde istisnai bir hak olduğundan, kanun koyucu tarafından sıkı şartlara bağlanmıştır. Bu şartların başında, kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi, bu tarihten itibaren beş yıl içinde taşınmazın kamulaştırma amacına uygun kullanılmaması ve geri alma hakkı doğduktan sonra bir yıl içinde kullanılması gelmektedir.
Uygulamada en önemli tartışma, beş yıllık sürenin başlangıcında “kamulaştırmanın kesinleşmesi” tarihinin mi, yoksa “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” tarihinin mi esas alınacağı noktasında toplanmaktadır. 2942 sayılı Kanun m. 23’ün lafzı açık biçimde “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” tarihini esas almaktadır. Buna karşılık, aynı Kanun’un 22. maddesinde “kamulaştırmanın kesinleşmesi” kavramı kullanılmış; Yargıtay kararlarında da kimi zaman m. 22 ile m. 23 birlikte değerlendirilirken “kamulaştırmanın kesinleşmesi” kavramı üzerinden süre hesabı yapılmıştır. Bu durum, m. 23’ün lafzı ile uygulamadaki bazı karar gerekçeleri arasında yorum farklılığı doğurabilecek niteliktedir.
Bu makalede, kamulaştırmanın kesinleşmesi ile kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi kavramlarının hukuki niteliği, 2942 sayılı Kanun m. 22 ve m. 23 arasındaki sistematik ilişki, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ile akademik görüşler çerçevesinde incelenmekte; m. 23 kapsamındaki geri alma hakkı bakımından esas alınması gereken tarihin “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
I. Giriş
Kamulaştırma, özel mülkiyete konu bir taşınmazın kamu yararı amacıyla idareye geçirilmesini sağlayan, mülkiyet hakkına yönelik en ağır kamusal müdahale biçimlerinden biridir. Bu nedenle kamulaştırmanın hukuka uygun kabul edilebilmesi için yalnızca şekli usullere uyulması yeterli değildir; kamulaştırma işleminin dayandığı kamu yararı amacının süreç boyunca korunması da gerekir. İdare, taşınmazı hangi kamu yararı amacıyla kamulaştırmışsa, kural olarak bu amacı gerçekleştirmek veya en azından taşınmazı kamu yararına yönelik başka bir ihtiyaca tahsis etmekle yükümlüdür.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 22. ve 23. maddeleri, kamulaştırma sonrası aşamada bu yükümlülüğün hukuki sonuçlarını düzenler. 22. madde, kamulaştırmadan sonra taşınmaza kamulaştırma amacı veya kamu yararı yönünden ihtiyaç kalmaması hâlinde idarenin eski malik veya mirasçılara bildirimde bulunmasını ve taşınmazın iadesini konu alır. 23. madde ise, idare tarafından kamulaştırma bedelinin kesinleşmesinden itibaren beş yıl içinde kamulaştırma veya devir amacına uygun hiçbir işlem veya tesisat yapılmaması yahut taşınmazın kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek olduğu gibi bırakılması durumunda eski malik veya mirasçılarına dava yoluyla ileri sürülebilecek bir geri alma hakkı tanır.
Bu iki hüküm arasında yakın bir ilişki bulunmakla birlikte, sürelerin başlangıcı bakımından aynı kavramların kullanılmadığı görülmektedir. 22. maddede “kamulaştırmanın kesinleşmesi” kavramı öne çıkarken, 23. maddede açıkça “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” ibaresi tercih edilmiştir. Kanun koyucunun bu farklı kelime tercihi tesadüfi kabul edilemez. Zira kamulaştırmanın idari ve ayni sonuçları bakımından kesinleşmesi ile kamulaştırma bedelinin taraflar yönünden kesinleşmesi aynı hukuki anlama gelmemektedir.
Bu ayrım, özellikle bedel artırımı, tezyidi bedel, bedel tespiti ve tescil, istinaf/temyiz süreci, paylı mülkiyet, kısmi kamulaştırma ve kamulaştırma sonrası tazminat talepleri bakımından doğrudan sonuç doğurmaktadır. Sürenin erken başlatılması, eski malikin geri alma hakkının henüz bedel uyuşmazlığı kesinleşmeden fiilen işlemeye başlamasına yol açabilir. Bu ise, m. 23’ün lafzı, mülkiyet hakkının korunması, hak düşürücü sürelerin dar yorumlanması ve hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmayabilir.
II. 2942 Sayılı Kanun m. 23’ün Hukuki Niteliği
2942 sayılı Kanun m. 23, “Mal sahibinin geri alma hakkı” başlığı altında düzenlenmiştir. Maddeye göre, kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya Kanun’un 22. maddesi uyarınca devir ya da tahsis yapılan idarece kamulaştırma ve devir amacına uygun hiçbir işlem veya tesisat yapılmaz yahut taşınmaz kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek olduğu gibi bırakılırsa, eski malik veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek taşınmazı geri alabilir.
Bu düzenleme, kamulaştırmanın kamu yararı amacından kopması hâlinde mülkiyet hakkı lehine bir denge mekanizması kurmaktadır. Kamulaştırma, sıradan bir mülkiyet devri değildir. İdare, taşınmazı serbestçe tasarruf edebileceği bir özel hukuk malvarlığı değeri olarak değil, kamu yararını gerçekleştirmek üzere edinir. Bu kamu yararı bağlantısı ortadan kalktığında, eski malikin taşınmazla ilişkisini tamamen sona ermiş saymak mülkiyet hakkı bakımından ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu sebeple m. 23, kamulaştırma işleminin meşruiyetini yalnızca ilk tesis edildiği ana değil, sonrasındaki kullanım amacına da bağlayan bir güvence niteliğindedir. Buna rağmen madde, eski malik lehine mutlak ve süresiz bir ayni hak tanımamaktadır. Aksine, geri alma hakkı belirli koşullara tabi, kanundan doğan, süresi içinde kullanılmadığında düşen ve ancak kamulaştırma bedelinin faiziyle birlikte iadesi karşılığında kullanılabilen özel nitelikli bir haktır.
III. Geri Alma Hakkının Şartları
2942 sayılı Kanun m. 23 kapsamında geri alma hakkının doğması için genel olarak şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
İlk olarak, kamulaştırma bedeli kesinleşmiş olmalıdır. Bu şart, maddenin lafzında açıkça yer alır. Bedel henüz çekişmeli ise, m. 23 anlamında beş yıllık sürenin işlemeye başlamasından söz edilemez.
İkinci olarak, kamulaştırma bedelinin kesinleşmesinden itibaren beş yıllık süre geçmiş olmalıdır. Bu süre, idareye kamulaştırma amacını gerçekleştirmesi veya taşınmazı kamu yararına yönelik başka bir ihtiyaca tahsis etmesi için tanınmış bekleme süresidir.
Üçüncü olarak, bu beş yıllık süre içinde idare tarafından taşınmaz üzerinde kamulaştırma veya devir amacına uygun hiçbir işlem veya tesisat yapılmamış olmalıdır. Burada “işlem” idari işlem tesisini; “tesisat” ise fiili, teknik veya fiziksel uygulamaları ifade eder. Ancak uygulamada idarenin proje, tahsis, planlama, kampüs bütünlüğü, koruma alanı veya benzeri kamu yararı faaliyetleri de taşınmazın olduğu gibi bırakılmadığı yönünde değerlendirilebilmektedir.
Dördüncü olarak, taşınmaz kamu yararına yönelik başka bir ihtiyaca da tahsis edilmemiş olmalıdır. 2942 sayılı Kanun, idareye taşınmazı mutlaka ilk kamulaştırma amacında kullanma zorunluluğu yüklememekte; kamu yararına yönelik başka bir ihtiyaca tahsisi de geri alma hakkını engelleyebilecek bir durum olarak kabul etmektedir.
Beşinci olarak, geri alma hakkı doğduktan sonra bir yıl içinde kullanılmalıdır. Bu süre de hak düşürücü niteliktedir. Süresi içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer.
Altıncı olarak, eski malik veya mirasçıları, aldıkları kamulaştırma bedelini kanuni faiziyle birlikte iade etmelidir. Bu yönüyle geri alma hakkı, tek taraflı ve karşılıksız bir iade talebi değil, bedelin iadesine bağlı bir geri edinim mekanizmasıdır.
IV. “Kamulaştırmanın Kesinleşmesi” Kavramı
Kamulaştırmanın kesinleşmesi, genel olarak kamulaştırma işleminin idari ve ayni sonuçları itibarıyla tamamlanmasını ifade eder. Kamulaştırma sürecinin türüne göre bu kesinleşme farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Satın alma usulünde anlaşma tutanağının düzenlenmesi ve tapuda ferağ verilmesi; adli aşamada ise bedel tespiti ve tescil davası sonucunda taşınmazın idare adına tesciline karar verilmesi, kamulaştırmanın mülkiyet yönünden sonuç doğurduğu aşamalardır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Tescil hükmü veya idarenin tapuda malik hâline gelmesi, her zaman kamulaştırma bedelinin de kesinleştiği anlamına gelmez. Özellikle 4650 sayılı Kanun sonrası sistemde, bedel tespiti ve tescil davalarında tescil hükmünün kesin olduğu, buna karşılık bedele ilişkin kısmın kanun yoluna tabi olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda taşınmazın mülkiyeti idareye geçmiş olsa bile, kamulaştırma bedeli yönünden uyuşmazlık kanun yolu incelemesinde devam edebilir.
Dolayısıyla kamulaştırmanın kesinleşmesi kavramı daha çok kamulaştırma işleminin idare lehine mülkiyet sonucunu doğurmasıyla; kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi ise malike ödenecek karşılığın artık taraflar yönünden kesin ve tartışmasız hâle gelmesiyle ilgilidir.
V. “Kamulaştırma Bedelinin Kesinleşmesi” Kavramı
Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi, kamulaştırma karşılığı ödenecek bedelin artık taraflar bakımından değiştirilemez hâle gelmesini ifade eder. Bu kesinleşme, kamulaştırma usulüne göre farklı şekillerde gerçekleşebilir.
Satın alma usulünde tarafların anlaşmasıyla bedel belirlenmiş ve anlaşma tutanağı düzenlenmişse, asıl bedel bakımından kesinleşme kural olarak bu aşamada gerçekleşir. Bu durumda bedelin ödenmemesi veya ferilerine ilişkin uyuşmazlıklar, asıl bedelin kesinleşmiş olduğu gerçeğini her zaman ortadan kaldırmayabilir.
Bedel tespiti ve tescil davasında ise durum farklıdır. Mahkemenin tescil hükmü kesin nitelikte olsa bile, bedele ilişkin hüküm kanun yoluna tabi olabilir. Bu nedenle bedele ilişkin istinaf veya temyiz incelemesi devam ediyorsa, kamulaştırma bedelinin kesinleştiğinden söz edilemez. Bedel, kanun yolu incelemesinin tamamlanması ve kararın kesinleşmesiyle kesin hâle gelir.
Tezyidi bedel veya bedel artırımı davalarının açıldığı eski sistem bakımından da benzer değerlendirme yapılmalıdır. Kamulaştırma işlemi idari yönden veya tescil yönünden tamamlanmış olsa bile, bedel artırımı davası devam ettiği sürece bedel uyuşmazlığı kesinleşmemiştir. Bu nedenle m. 23’teki beş yıllık sürenin, bedel uyuşmazlığının kesin olarak sona erdiği tarihten başlatılması gerekir.
VI. Kanun Lafzı Bakımından Değerlendirme
2942 sayılı Kanun m. 23’ün lafzı herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak şekilde “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde” ibaresini kullanmaktadır. Kanun koyucu burada “kamulaştırmanın kesinleşmesi” ifadesini değil, “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” ifadesini tercih etmiştir.
Bu tercih, yorum yoluyla etkisiz hâle getirilemez. Hukukta aynı kanun içinde farklı kavramların kullanılması, kural olarak bu kavramlara farklı anlam yüklenmesini gerektirir. Nitekim 2942 sayılı Kanun’un 22. maddesinde “kamulaştırmanın kesinleşmesi” ibaresi kullanılırken, 23. maddede “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” ibaresine yer verilmiştir. Kanun koyucu aynı anlama gelecek iki ifade kullanmak isteseydi, her iki maddede de aynı kavramı tercih ederdi.
Bu nedenle m. 23 bakımından süre başlangıcının “kamulaştırmanın kesinleşmesi” olarak kabul edilmesi, kanun lafzına aykırı genişletici yorum niteliği taşır. Özellikle hak düşürücü sürelerin mülkiyet hakkını sınırlayıcı etkisi dikkate alındığında, bu tür sürelerin eski malik aleyhine genişletici biçimde yorumlanması doğru değildir.
VII. Sistematik Yorum: m. 22 ile m. 23 Arasındaki Fark
2942 sayılı Kanun’un 22. maddesi, “Vazgeçme, iade ve devir” başlığını taşır. Bu hükümde, kamulaştırmanın kesinleşmesinden sonra taşınmaza kamulaştırma amacı veya kamu yararı yönünden ihtiyaç kalmaması hâlinde idarenin eski malik veya mirasçılarına bildirim yapması düzenlenmiştir. 22. madde bakımından esas alınan olgu, idarenin taşınmaza artık ihtiyaç duymaması ve bu durumu eski malike bildirmesidir.
Buna karşılık 23. madde, idarenin taşınmazı beş yıl boyunca amacına uygun kullanmaması veya kamu yararına tahsis etmemesi hâlinde eski malike tanınan geri alma hakkını düzenler. Bu hükümde idarenin bildirim yapıp yapmamasından ziyade, taşınmazın beş yıl boyunca kullanım durumu önemlidir. Bu beş yıllık sürenin başlangıcı ise kanun tarafından “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” olarak belirlenmiştir.
Bu sistematik fark önemlidir. 22. madde daha çok idarenin vazgeçmesi veya ihtiyaç kalmaması hâlinde devreye giren idari bildirim mekanizmasıdır. 23. madde ise idarenin pasif kalması veya taşınmazı kamu yararıyla ilişkilendirmemesi hâlinde eski malike tanınan dava konusu edilebilir bir haktır. Bu nedenle 22. maddedeki “kamulaştırmanın kesinleşmesi” kavramının, 23. maddedeki “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” kavramını ortadan kaldıracak biçimde uygulanması isabetli değildir.
VIII. Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi
Yargıtay’ın son dönem kararlarında m. 22 ve m. 23 birlikte değerlendirildiğinde, hak düşürücü sürelerin oldukça katı biçimde uygulandığı görülmektedir. Özellikle 20.05.2024 tarihli Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kararında, kamulaştırma işlemlerinin 2004-2005 yıllarında tamamlandığı, davanın ise 2020 yılında açıldığı belirtilerek beş yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu kabul edilmiştir. Kararda m. 22 bağlamında “kamulaştırmanın kesinleştiği tarih” vurgusu yapılmış, buna bağlı olarak geri alım ve bedel güncellemesi talepleri reddedilmiştir.
28.04.2025 tarihli Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kararında da, kamulaştırmanın 1995 yılında kesinleştiği, taşınmazın 2007 yılında üçüncü kişiye satıldığı, davanın ise 2022 yılında açıldığı belirtilerek hak düşürücü sürelerin dolduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu kararda davacılar, idarenin eski maliklere bildirim yapmadan taşınmazı üçüncü kişiye satmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş; ancak Yargıtay, m. 22’deki süre rejimini esas alarak davanın reddini onamıştır.
Buna karşılık 26.02.2025 tarihli Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kararında m. 23 kapsamında geri alma davası açılabilmesi için aranan şartlar açıkça sayılmış ve ilk şart olarak “kamulaştırma bedelinin kesinleşmiş olması” belirtilmiştir. Bu karar, m. 23’ün lafzına uygun biçimde bedelin kesinleşmesi şartını açıkça merkeze almaktadır.
03.11.2025 tarihli kararda ise Yargıtay, dava konusu taşınmazın kamulaştırma amacına uygun kullanıldığı ve bir yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmadığı gerekçesiyle ret kararını onamıştır. Bu karar, yalnızca süre meselesinin değil, taşınmazın kamu yararına uygun kullanılıp kullanılmadığının da geri alma hakkı bakımından belirleyici olduğunu göstermektedir.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay uygulamasında iki eğilim olduğu söylenebilir. Birinci eğilim, m. 22 ile m. 23’ü birlikte değerlendirerek kamulaştırmanın kesinleşmesi veya idarenin malik olduğu tarih üzerinden süre hesabı yapma eğilimidir. İkinci eğilim ise, m. 23’ün lafzına uygun olarak kamulaştırma bedelinin kesinleşmiş olmasını geri alma hakkının ilk şartı olarak kabul eden yaklaşımdır. Dava stratejisi bakımından ikinci yaklaşımın vurgulanması gerekir. Çünkü m. 23’ün açık lafzı, akademik görüşler ve mülkiyet hakkı lehine dar yorum ilkesi bu yorumu desteklemektedir.
IX. Akademik Görüşler
Akademik çalışmalarda geri alma hakkının şartları incelenirken, m. 23 bakımından ilk şartın kamulaştırma bedelinin kesinleşmiş olması olduğu özellikle vurgulanmaktadır. Bu görüşe göre, bedel kesinleşmeden beş yıllık sürenin başlaması mümkün değildir. Çünkü eski malikin geri alma hakkını kullanabilmesi için iade edeceği bedelin belirli ve kesin olması gerekir. Bedel henüz çekişmeli ise, eski malikin hangi bedeli ve hangi tarihten itibaren işleyecek faizi iade edeceği de tam olarak belirlenmiş değildir.
Doktrinde ayrıca, asıl bedelin kesinleşmesi ile ferilerin kesinleşmesi arasında ayrım yapılması gerektiği belirtilmektedir. Buna göre m. 23’te aranan kesinleşme, kural olarak asıl kamulaştırma bedeline ilişkindir. Bedelin geç ödenmesinden doğan faiz veya feri alacak uyuşmazlıkları devam ediyor olsa bile, asıl bedel kesinleşmişse beş yıllık sürenin başladığı kabul edilebilir. Ancak asıl kamulaştırma bedeline ilişkin istinaf, temyiz, bedel artırımı veya tezyidi bedel süreci devam ediyorsa, artık bedelin kesinleştiği söylenemez.
Paylı mülkiyet bakımından da bedelin tüm paydaşlar yönünden kesinleşmesi gerektiği savunulmaktadır. Çünkü taşınmaz üzerindeki mülkiyet ilişkisi paydaşlar arasında bölünmüş olmakla birlikte, kamulaştırma ve geri alma hakkı bakımından taşınmazın bütünlüğü ve bedel rejimi önem taşır. Aynı kamu hizmeti için birden fazla taşınmaz birlikte kamulaştırılmışsa, m. 23’ün son fıkrası uyarınca bu taşınmazların durumunun bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu durumda süre hesabı da proje bütünlüğü ve bedelin kesinleşme anı dikkate alınarak yapılmalıdır.
Akademik literatürde, beş yıllık sürenin tamamlanmasından sonra başlayan bir yıllık sürenin katı uygulanmasının bazı hâllerde hak arama özgürlüğü ve mülkiyet hakkı bakımından sorun doğurabileceği de ileri sürülmektedir. Özellikle eski malikin taşınmazın kamulaştırma amacına uygun kullanılmadığını makul biçimde öğrenme imkânı bulunmadığı durumlarda, bir yıllık sürenin öğrenme tarihinden itibaren başlatılması gerektiğini savunan görüşler vardır. Ancak Yargıtay’ın güncel uygulaması genel olarak süreleri katı hak düşürücü süre olarak kabul etmekte ve resen dikkate almaktadır.
X. Anayasa Mahkemesi Yaklaşımı ve Mülkiyet Hakkı Boyutu
Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma sonrası taşınmazın kamu yararı amacıyla bağlantısının kopması hâlinde mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin önemini vurgulamaktadır. Kamulaştırma, taşınmazın kamu yararı amacıyla edinilmesine dayanır. Bu amaç ortadan kalktığında veya idare taşınmazı spekülatif ya da gelir sağlayıcı bir mülkiyet transferi aracına dönüştürdüğünde, eski malikin taşınmazda oluşan artı değerden tamamen yoksun bırakılması aşırı külfet doğurabilir.
Bu bakımdan m. 22 ve m. 23 hükümleri, sadece teknik süre hükümleri değildir; aynı zamanda mülkiyet hakkının korunmasına yönelik dengeleyici hükümlerdir. İdarenin üstün kamu gücü karşısında bireyin mülkiyet hakkının korunması, hukuk devleti ve ölçülülük ilkesi bakımından zorunludur.
Anayasa Mahkemesi’nin bu yaklaşımı, m. 23’teki “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” ibaresinin malik aleyhine daraltılmaması gerektiğini destekler. Zira hak düşürücü sürenin, bedel henüz kesinleşmeden başlatılması, eski malik üzerinde aşırı bir külfet yaratabilir. Malik bir yandan bedel uyuşmazlığını sürdürürken, diğer yandan ileride doğabilecek geri alma hakkı bakımından sürenin işlemeye başladığı kabul edilirse, m. 23’ün sağladığı koruma zayıflar.
XI. Bedel Kesinleşmeden Sürenin Başlatılmasının Doğuracağı Sakıncalar
Kamulaştırma bedeli kesinleşmeden m. 23’teki beş yıllık sürenin başlatılması, birçok hukuki sakınca doğurur.
İlk olarak, kanun lafzı etkisiz hâle gelir. M. 23’te açıkça “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” denildiği hâlde, sürenin “kamulaştırmanın kesinleşmesi” tarihinden başlatılması kanun koyucunun kelime tercihine aykırıdır.
İkinci olarak, eski malikin iade edeceği bedel belirsiz hâle gelir. Geri alma hakkı kullanıldığında eski malik, aldığı kamulaştırma bedelini kanuni faiziyle birlikte iade etmek zorundadır. Bedel henüz kesinleşmemişse, iade edilecek tutarın ne olduğu da kesin değildir.
Üçüncü olarak, hak düşürücü süre malik aleyhine genişletilmiş olur. Hak düşürücü süreler, hakkı ortadan kaldıran ağır sonuçlu sürelerdir. Bu nedenle özellikle mülkiyet hakkına ilişkin alanlarda dar yorumlanmalıdır.
Dördüncü olarak, bedel uyuşmazlığı devam eden malik ile bedeli kesinleşmiş malik arasında eşitsizlik doğar. Bedeli geç kesinleşen malik, daha bedel uyuşmazlığı sonuçlanmadan geri alma süresinin bir kısmını kaybetmiş sayılabilir. Bu durum, adil denge ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilir.
Beşinci olarak, idarenin yükümlülüğü zayıflar. İdare, taşınmazı kamu yararı amacına uygun kullanma yükümlülüğünden fiilen daha erken kurtulmuş gibi bir sonuç elde edebilir.
XII. Yargıtay Kararlarına Karşı İleri Sürülebilecek Hukuki Tez
Yargıtay’ın bazı kararlarında m. 22 bağlamında “kamulaştırmanın kesinleşmesi” tarihinden hareket edilmesi, m. 23’e dayalı her davada aynı sonuca götürmemelidir. Çünkü m. 22 ile m. 23 farklı kurumsal yapıya sahiptir.
M. 22’de idarenin taşınmaza ihtiyaç kalmaması hâlinde eski malike bildirim yapması düzenlenmiştir. Bu nedenle bu maddede kamulaştırmanın kesinleşmesi kavramı kullanılmıştır. M. 23’te ise idarenin beş yıl boyunca taşınmazı amaca uygun kullanmaması hâlinde eski malikin dava yoluyla ileri sürebileceği geri alma hakkı düzenlenmiştir. Bu maddede süre başlangıcı açıkça kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihidir.
Bu nedenle dava dilekçelerinde şu ayrım özellikle vurgulanmalıdır: Davacı m. 22’ye dayalı bir bildirim eksikliği veya idarenin vazgeçme/iade yükümlülüğüne değil, m. 23’e dayalı geri alma hakkına dayanıyorsa, sürenin başlangıcı kamulaştırmanın kesinleşmesi değil, kamulaştırma bedelinin kesinleşmesidir. Mahkeme m. 22 gerekçesini m. 23’e aynen uygulayamaz.
XIII. Dava Stratejisi Bakımından Uygulanabilir Ölçütler
M. 23’e dayalı bir davada veya bu konuda yapılacak istinaf/temyiz başvurusunda şu sorular açıkça cevaplandırılmalıdır:
Kamulaştırma hangi usulle yapılmıştır?
Satın alma yoluyla anlaşma tutanağı var mıdır?
Bedel tespiti ve tescil davası açılmış mıdır?
Tescil kararı ile bedel kararı aynı tarihte mi kesinleşmiştir?
Bedele ilişkin istinaf veya temyiz süreci olmuş mudur?
Eski sistemde tezyidi bedel veya bedel artırımı davası açılmış mıdır?
Bu bedel davası hangi tarihte kesinleşmiştir?
Taşınmaz paylı mülkiyete konu ise bedel tüm paydaşlar bakımından kesinleşmiş midir?
Taşınmaz aynı kamu hizmeti için kamulaştırılan birden fazla taşınmazdan biri midir?
İdare beş yıllık süre içinde taşınmazda işlem, tesisat, tahsis, proje veya kamu yararı bağlantısı kurmuş mudur?
Geri alma hakkı doğduktan sonra bir yıllık sürede dava açılmış mıdır?
Eski malik veya mirasçıların taşınmazın amaca aykırı kullanımını öğrenme tarihi ile objektif hak düşürücü süre arasında özel bir durum var mıdır?
Bu sorulara verilecek cevaplar, davanın yalnızca süre yönünden değil, esas yönünden de sağlıklı kurulmasını sağlar.
XIV. Sonuç
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu m. 23 bakımından beş yıllık sürenin başlangıcı, kanunun açık lafzı gereği “kamulaştırmanın kesinleşmesi” değil, “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” tarihidir. Bu iki kavram hukuken birbirinden farklıdır. Kamulaştırmanın kesinleşmesi, idari işlem veya tescil sonucu taşınmazın idareye geçmesiyle ilgiliyken; kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi, malike ödenecek karşılığın taraflar yönünden kesin ve değiştirilemez hâle gelmesiyle ilgilidir.
M. 22’de “kamulaştırmanın kesinleşmesi” kavramının kullanılmış olması, m. 23’teki açık “kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi” ibaresini ortadan kaldırmaz. Aksine, aynı kanun içinde farklı kavramların kullanılması, kanun koyucunun bilinçli bir ayrım yaptığını gösterir.
Yargıtay’ın bazı kararlarında m. 22 ve m. 23 birlikte değerlendirilerek kamulaştırmanın kesinleşmesi tarihinden hareket edildiği görülse de, m. 23’e dayalı geri alma hakkı bakımından bedelin kesinleşme tarihinin esas alınması gerektiği güçlü biçimde savunulmalıdır. Bu yorum, kanun lafzına, sistematik yoruma, akademik görüşlere, hak düşürücü sürelerin dar yorumlanması ilkesine ve mülkiyet hakkının korunmasına daha uygundur.
Bu nedenle, özellikle bedel artırımı, tezyidi bedel, bedel tespiti ve tescil davası veya kanun yolu süreci bulunan kamulaştırmalarda, m. 23’teki beş yıllık sürenin başlangıcı olarak taşınmazın idare adına tescil tarihi veya kamulaştırma kararının kesinleşme tarihi değil; bedel uyuşmazlığının kesin hükümle sona erdiği tarih esas alınmalıdır.






Yorumlar