MARKA HÜKÜMSÜZLÜĞÜNDE SESSİZ KALMA YOLUYLA HAK KAYBININ SINIRLARI (SMK MADDE 25/6)
- Av. Özgür GÜL

- 22 saat önce
- 7 dakikada okunur
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi kapsamında önüne gelen bir dosyada, marka hükümsüzlüğü davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı kurumunun uygulanmasına ilişkin önemli ilkeler ortaya koymaktadır. Kararda, TMK m.2’deki dürüstlük kuralı çerçevesinde, hak sahibinin sonraki tarihli markasal kullanımı bilmesine rağmen uzun süre sessiz kalmasının, belirli koşullar altında dava hakkını ortadan kaldırabileceği vurgulanmış; bu değerlendirmenin hem marka hem de ticaret unvanına dayalı uyuşmazlıklarda geçerli olduğu belirtilmiştir. SMK m.25/6 kapsamında öngörülen beş yıllık sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu, ancak bu sürenin her durumda tescil tarihinden başlatılmasının zorunlu olmadığı; tescilden önceki fiili kullanımların da dikkate alınması gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Somut olayda, sessiz kalma koşullarının hak yeterince tartışılmadan verilen hükümsüzlük kararının eksik incelemeye dayandığı kabul edilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ'NİN 24.09.2025 TARİH, 2025/840 ESAS VE 2025/5647 KARAR SAYILI İLAMI
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/991 Esas, 2024/2111 Karar
HÜKÜM : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/236 E., 2022/87 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369/2 hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğu "..." ibareli markasını, 1988 yılından beri gıda ürünleri ile yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinin sunumunda yoğun ve kesintisiz şekilde kullandığını, "..." ibareli tescilsiz markayı taşıyan yiyecek ve içecek sağlanması hizmeti sunan işletmeyi davacının 2011 yılında devraldığını, devirden önceki dönemde markanın çeşitli şekillerde kullanımlarının olduğunu, ayrıca markadaki logonun grafik eser vasfı taşıdığını, 2006/49859 sayı ile davacının marka tescil başvurusunda da bulunulduğunu, ancak elde olmayan bazı nedenlerle gerekli prosedürlerin tamamlanamaması sebebiyle tescil edilemediğini, davalının ise 2015/296 89... /92452 tescil numaralı "..." ibareli markaları kendisi adına tescil ettirdiğini, müvekkilinin marka tescil başvurularına davalının itiraz etmesi üzerine söz konusu markalardan haberdar olunduğunu, davalının bu tescillere dayanarak müvekkilinin yaptığı marka başvurularına itiraz ettiğini, davacının gerek tescil önceliğine sahip olduğu marka ve ticaret unvanına dayalı olarak ve gerekse de fiili kullanım önceliğine sahip olduğu tanınmışlık kazanan tescilsiz kullanımına konu markasına dayalı olarak, aynı, ayırt edici ve baskın unsuru içeren davalı adına tescilli söz konusu markaların hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli 2015/296 89... /92452 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğünü, müvekkilinin "..." ve "... ..." ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetin, davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, dava konusu markanın asıl ve gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davacı kullanımının müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, "..." ibaresinin aynı sektörde ilk olarak davalı tarafından 1973 yılından beri ve halen de aynı adresteki iş yerinde aktif olarak kullanıldığını, müvekkilinin hem kullanımının, hem de tescil başvurusunun davacıdan daha eski olduğundan, müvekkilinin markası için tescil talebinde bulunmasının ya da bu markayı kullanmasının olağan bir durum olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu 2015/29689 tescil numaralı "..." ve 2018/92452 tescil numaralı "...+ŞEKİL" ibareli markaların davalı adına tescilli olduğu, davalının sunduğu "..." ibareli müessese için açılma izni alındığına dair ruhsatın ...- ... ... adına kayıtlı bulunduğu, işletmesinin bu işletmenin devamı olduğuna dair dosya kapsamına delil sunulmadığı gibi 03.07.1973 tarihli iş yeri ruhsatına konu işletmenin "... Mah. .... Cad.no:1 ... / İstanbul" adresinde faaliyet gösterdiği, fotoğrafın gerçek hak sahipliğini göstermeyeceği, davalının bu müesseseyi ruhsatta adı geçenlerden devraldığını tespit için yeterli olmadığı, 2011 yılında tescil edilen davacı ticaret unvanının da ayırıcı eki olan "..." tanıtıcı işareti-markası üzerinde 43. sınıfta ve benzer sınıf olarak kabul edilen 30. sınıfta davacı tarafın gerçek-eskiye dayalı hak sahipliğinin söz konusu olduğu, davacının "..." ibare ve biçimli tescilsiz marka üzerinde gerçek (önceki kullanıma dayalı) hak sahipliğinin neticesi olarak, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 154. maddesi uyarınca söz konusu markasal kullanım altında gerçekleştirdiği ticari ve sınai faaliyetin ve bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin, davalı marka tescillerinden doğan haklara tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediği gibi davacının gerçek hak sahipliği kabul edilmezse dahi, bu kere uzun yıllara dayalı ciddi ve aralıksız kullanımı karşısında uzun süre sessiz kalma suretiyle hak kaybı gündeme geleceğinden, davacının SMK'nın 154. maddesine dayalı talebinin yine yerinde görüldüğü gerekçesiyle davacının menfi tespite yönelik talebi yönünden davanın kabulüne, hükümsüzlük talebi bakımından ise davalı markalarının, davacının dava tarihinden sonra devraldığı ve ıslah yoluyla dayandığı 2012 tarihli “......” markası ile SMK'nın 6/1 hükmü anlamında karıştırılma ve bağlantı kurulma ihtimaline sebep olabileceği, davalı markalarının, davacıya ait önceki (2010) tarihli İlter ... markası ile markaların sahipleri arasında (teşebbüsler-işletmeler düzeyinde) idari, ekonomik vb. bağlantı olduğu izlenimi sebebi ile iltibasa yol açabileceği gibi davacının dava konusu ibare üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahipliğinin bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkeme gerekçesinde davacının 2012/55253 tescil numaralı 30... . sınıflarda tescilli ... ... markasının da bulunduğuna yer verilmişse de; davacının bu markayı ... 68. Noterliği'nin 04.10.2021 tarihli ve ... yevmiye numaralı devir sözleşmesi ile dava açıldıktan sonra devraldığı, davadan sonra devralınan markadan kaynaklanan haklarına dayanamayacağı göz önüne alındığında, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde bu markaya dayanılmasının usul ve yasaya uygun görülmediği, Mahkemenin gerekçesinin düzeltilmesi gerektiği, davacının 43. sınıfta ... ibaresi üzerinde önceye dayalı hak sahipliğini ispatladığı, davacının ... ve ... ... ibareli markayla gerçekleştirdiği faaliyetinin davalı marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediği, önceye dayalı hak sahipliği ispatlandığından davalı markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği kanısına varıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına, düzeltilmiş gerekçe ile aynı hükmün kurulmasına karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı adına tescilli 2015/296 89... /92452 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğü ile davacının "..." ve "... ..." ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetlerinin, davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespiti talebine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2.Dava marka hükümsüzlüğü ile birlikte, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti istemine ilişkin olup Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde düzeltilmiş gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti, marka vs. iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmünü haizdir. Buna göre, anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup, öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2020 tarihli 2020/11-532 E., 2020/1011 K. sayılı ilamı). Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi hem ticaret unvanları yönünden açılacak davalarda hem de markaya dayalı olarak açılacak davalarda söz konusudur.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı için hak sahibinin hakkı kullanma yetkisinden haberdar olması gerekir. Karşı tarafta güven oluşturan bir kişi artık bu davranışıyla çelişir şekilde davranıp dava açarsa bu davranışı dürüstlük kuralına aykırı düşer ve korunmaz. Önceki marka sahibinin dava açma hakkının düşmesi için karşı tarafın kullanımını bilmesi yanında bu kullanıma katlanmış olması gerekir. Kullanımı bilebilecek durumda olmayan bir kişinin dava açma hakkının düştüğünden bahsedilemeyecektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı olup olmadığının TMK’nin 2. maddesi gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenmesi gerekmektedir.
SMK'nın hükümsüzlük hallerini düzenleyen 25/6 hükmüne göre marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyecektir. Anılan hükümde düzenlenen beş yıllık süre hak düşürücü süredir.
Hükümsüzlük davaları bakımından sessiz kalma yoluyla hak kaybında uygulanacak sürenin başlangıcının, tescil tarihinden başlatılması mutlak bir kural değildir. Eğer hükümsüzlüğü talep edilen marka, tescil tarihinden önce kullanılmış ise tescil tarihinden önceki kullanım tarihleri de dikkate alınmak zorundadır.(Prof. Dr. Arslan Kaya, Marka Hukuku, İstanbul 2024, s:689)
Somut olayda ise, İlk Derece Mahkemesince davacı markasının, davalıya ait markaların tescil tarihi ve öncesinde tanınmış marka statüsüne kavuşmuş olduğuna dair bir tespite dosyadaki delillerden hareketle ulaşılamadığı yine davalının tescilinde kötüniyet olduğuna dair açık delile ulaşılamadığı kabul edilip dava konusu markanın önceki hak sahipliliği ve iltibas sebebiyle hükümsüzlüğüne karar verilmiş, karar davalı vekilince istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince hükümsüzlük kararına ilişkin değerlendirmede, davacı vekilinin markanın hükümsüzlük istemi bakımından davalının tescilinde kötüniyetli olduğu iddiası reddedilmiş olmasına göre davalı lehine usuli müktesep hak oluştuğu gözetilmeksizin Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hükümde İlk Derece Mahkemesince bu hususta verilen hüküm aynen muhafaza edilmiştir.
Davalı adına tescilli hükümsüzlük istemine konu 2015/296 89... /92452 tescil no.lu "..." ve "... ..." markalarının tescilinde davalının kötüniyetli olmadığı hususundaki usuli müktesep hakkı da gözetilip, Bölge Adliye Mahkemesince davalının tescilli markalarının asıl unsuru olan "..." ibaresini 1973 yılından beri kullandığı savunması dikkate alınarak SMK'nın 25/6 hükmünde düzenlenen sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin koşulların anılan markalar yönünden oluşup oluşmadığının usulünce tartışılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus değerlendirilmeksizin eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, temyiz harcı davacıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, 24.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.






Yorumlar