top of page

DENKLEŞTİRİCİ ADALET İLKESİNE GÖRE GÜNCELLEME HESAPLAMASI NASIL YAPILIR

Ülkemizde yaşanan enflasyonun uzun yıllardan beri yüksek oranda seyretmesi nedeniyle paranın değer kaybı, bununla ters orantılı olarak devamlı düştüğünden paranın verildiği tarihteki alım gücü ile iade tarihindeki alım gücü çok farklı ve adaleti denkleştirmeyecek oranda azdır. Bu nedenle davacının iadesini isteyebileceği miktar belirlenirken “denkleştirici adalet” düşüncesi gereği ödenen bedelin alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir. Bu nedenle denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılırken, satış bedeli olarak verilen paranın dava tarihi itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile uygulama sonucu ulaşacağı alım gücü, belirtilen ilke ve esaslar dikkate alınarak bu konu da uzman bilirkişi veya kurulundan Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli ve bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU'NUN 30.04.2019 TARİH, 2017/1752 ESAS VE 2019/499 KARAR SAYILI İLAMI


MAHKEMESİ : ..... Asliye Hukuk Mahkemesi



Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesince terditli istemlerden tapu iptali ve tescil isteminin reddine, tazminat isteminin ise kabulüne dair verilen 21.01.2014 tarihli ve 2011/105 E., 2014/6 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 25.06.2014 tarihli ve 2014/4477 E., 2014/8504 K. sayılı kararı ile,


“…Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde davacı tarafından ödenen tahsis bedelinin tahsili isteğine ilişkindir.


Davacı, 24.06.1985 tarihli tapu tahsis belgesi ile kendisine tapuda Hazine adına kayıtlı 221 pafta, 1212 ada, 5 parsel sayılı taşınmazdan 390 m2 yer tahsis edildiğini, daha sonra gecekondusunun bulunduğu alanda imar ıslah planı yapıldığını ancak tahsis bedelini ödemesine rağmen taşınmazın adına tescilinin yapılmadığını belirterek davalı Hazine adına olan tapu kaydının iptali adına tesciline, uygun görülmediği takdirde “davalı hesabına yatırılan bedelin günümüz rayiç bedeline uyarlanarak tespitine, tespit edilen miktarın ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline” karar verilmesini istemiştir.


Davalı Hazine vekili, taşınmazın 13.02.2008 tarihli revizyon uygulama imar planında İSKİ Dere Koruma Kuşağı ve Yeşil Alanında kaldığını, tescilinin mümkün bulunmadığını, davalı idareye husumet yöneltilemeyeceğini, davacıya tahsis edilen taşınmaza karşılık başka bir yer verilmesi gerektiğini, davanın reddini savunmuştur.


Mahkemece, taşınmazın bulunduğu yerde Üsküdar Belediyesi tarafından 1990 yılında ıslah imar uygulaması yapıldığı, pek çok ada ve parsellerin oluşturulduğu, davacıya herhangi bir yer tahsis edilmediği, davacının gecekondusunun imar uygulaması sonucu 2557 ada 7 sayılı imar parseli içinde kaldığı ancak bu parselin kısmen İSKİ koruma bandında, kısmen de yeşil alanda kalması nedeni ile tescil isteminin reddine, davacı arsa bedelini ödediği halde imar uygulaması sonucu kendisine herhangi bir yer tahsis edilmediği, hissesinin bedele dönüştürülüp bu bedelin de ödenmediği gerekçesiyle davacının hak ettiği arsanın rayiç bedelinin ödenmesine karar verilmiştir.


Hükmü davalı idare vekili temyiz etmiştir.


Uygulamada kısaca, İmar Affı Kanunu olarak bilinen ve 08.03.1984 tarihinde yürürlüğe giren 2981 sayılı Kanunun 1. maddesi hükmüne göre kanunun amacı imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemektir.


Kanunda ayrıca bu arsa veya arazilerin üzerine yapılmış gecekonduların arsa bedelinin ilgili kuruluşa peşin veya en geç 4 yıl içinde on iki eşit taksitle ödeneceği, gecekondu sahiplerine en fazla 400 m² arsa tahsis edilebileceği belirtilmektedir.


Arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar tespit edildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder. Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir. (m. 10)


2981 sayılı Kanun gereğince arsa tahsis edilecek kimselerin kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun oturduğu belediye ve mücavir alan sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü iş yeri olarak kullanılan bir yapıya sahip bulunmaması gerekir.


Islah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verilir. (m. 13)


Görülüyor ki; 2981 sayılı Kanun, büyük şehirlere göç ederek kamu arazilerine kaçak gecekondu inşa eden dar gelirli kişilerin korunmaları, başka bir deyişle sosyal amaçlı bir projenin gerçekleştirilmesi amacına yönelik olarak çıkarılmış olup bu kanunda yazılanlar dışındaki kişilerin İmar Affı Kanununa dayanarak istemde bulunma olanakları yoktur. Hak sahiplerine tahsis edilen gecekonduları satış sözleşmesiyle temlik alan kişilerin de kanun gereğince aynı koşulları taşımaları gerekmektedir.


Somut olayda; davacı tarafından tescil mümkün olmadığı takdirde ikinci kademede tazminat talebinde bulunulmuştur. Gerçekten, davacı akidi olan borçludan BK'nın 96. maddesine dayanarak ademi ifa sebebiyle tazminat isteyebilir. Ancak, tescilin gerçekleşmemesi hallerinde davacı adına taşınmazın rayiç bedelinin ödenebilmesi için TMK’nın 96. maddesindeki “borçlunun taahhüdünü ihlal” koşulunun gerçekleşmesi gerekir. Halbuki, tahsisi yapan Hazine tarafından satış vaadi sözleşmelerinde olduğu gibi davacıya tahsis bedelinin ödenmesi karşılığında taşınmazın kendisi adına şartsız olarak tapudan devredileceği vaat edilmiş değildir.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli görülmemekte, tahsis sahibi adına tescil edilebilmesi için aşağıda sayılan birçok şartın gerçekleşmesi de gerekmektedir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için;


-Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması,


-Tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasanın 18.maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması,


-İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması,


-Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması,


-Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması,


-Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması.


-İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir,


-Mahkemece, yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, tahsis miktarından belli bir oranda yapılacak DOP indiriminden sonra kalan miktarın hak sahibi adına tesciline karar verilebilir.


Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda tahsis sahipleri ile tahsisi yapan idare arasındaki ilişki karşılıklı alım satım şeklinde bir özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olmayıp genellikle evi, arsası veya bağımsız bölümü olmayan kişilerin kamu arazileri üzerine inşa ettikleri gecekonduların imar düzenlemesinin yapılmasıdır.


Tahsise konu yerin davacı adına tescil edilebilmesi için öncelikle kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması gerekir. Bu şart gerçekleşmediği gibi yukarıda sayılan diğer bazı şartlar da gerçekleşmediğinden taşınmazın davacıya tapudan devri mümkün olmamış, bu nedenle mahkemece, davacının tescil isteminin reddine, dava konusu arsanın rayiç bedelinin ödenmesine karar verilmiştir. 2981 sayılı Kanunun 13. maddesi gereğince gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verilmesi gerekmekte ise de bu konu davalı Hazine’nin değil, imar çalışmalarını yürüten belediyelerin sorumluluğunda olan bir husustur. Kaldı ki aşamalarda davacı bu yönde bir talepte bulunduğunu da ileri sürmemiştir.


27.11.1984 tarihinde Yeminli Özel teknik Büro tarafından düzenlenen Değerlendirme Formuna göre dava konusu gecekondunun arsası için 468.000 TL (Eski TL) değer belirlenmiş, davacı dava dilekçesinde “davalı hesabına yatırılan ‘bedelin’ günümüz rayiç bedeline uyarlanarak tespitine, tespit edilen miktarın ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline” karar verilmesini istemiş olduğu halde mahkemece hükme esas alınan 18.10.2012 tarihli bilirkişi kurulu raporunda dava konusu imar parselinin rayiç değeri 433.193.28 TL olarak belirlenmiş, davacının dava dilekçesiyle 8000 TL olarak gösterdiği dava değerini ıslah ile bu miktara yükseltmesi üzerine mahkemece bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verildiği görülmüştür.


Davacı her hangi bir hakka dayanmaksızın tapuda Hazine adına kayıtlı taşınmaz üzerine kaçak gecekondu inşa etmiş, 24.06.1985 tarihli tapu tahsis belgesine dayanarak Hazine arsasını dava tarihine kadar herhangi bir bedel ödemeden kullanmış, halen de kullanmaya devam etmektedir. Davacıya 24.06.1985 tarihinde 468.000 TL (Eski TL) karşılığında tahsis edilen ve o tarihten bugüne kadar kullanageldiği bir arsanın davacıyı zenginleştirecek biçimde 433.193.28 TL rayiç değerinin ödenmesine karar verilmesi kanun amacına uygun değildir.


Mahkemece, dava dilekçesinde talep edildiği şekilde davalı hesabına yatırılan miktarın dava tarihi itibariyle güncelleştirilmiş değerinin tespit edilerek tahsiline karar verilmesi gerekirken davacının zenginleşmesine neden olacak şekilde dava konusu imar parselinin rayiç değeri 433.193.28 TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir…”


gerekçesi ile oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI


Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:


Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.


Davacı vekili, müvekkiline Üsküdar İlçesi, Örnek Mahallesinde yer alan 1212 ada 5 parsel sayılı taşınmazda 390 m2 yerin 2981 sayılı Kanun uyarınca tahsis edildiğini ve kendisine tahsis edilen yerin imar uygulamasına tabi tutularak 2557 ada 7 parsel numarasını aldığını, taşınmazın bedelinin ödendiğini, ancak talep edilmesine rağmen taşınmazın tapu devrinin gerçekleşmediğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, tescilin mümkün olmaması halinde davalı hesabına yatırılan bedelin günümüz rayiç bedeline uyarlanarak belirlenecek bedelin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.


Davalı Hazine vekili, taşınmazın “Revizyon Uygulama İmar Planında İSKİ Dere Koruma Kuşağı Yeşil Alanı” içinde kaldığını, 2981 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinin (b) bendine göre bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatını taşıyanlara aynı bölgede veya farklı gecekondu önleme bölgesinde başka bir arsa tahsisinin belediyece yapılması gerekmesi nedeniyle davanın ilgili yer belediye başkanlığına yöneltilmesi gerektiğini belirterek, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.


Yerel mahkemece, "davacının kanun gereği edimlerini yerine getirip, arsa bedelini ödediği halde, imar uygulaması sonucunda kendisine herhangi bir yer tahsis edilmediği, hissesinin bedele dönüştürülüp bedel ödemesi de yapılmadığı, bu nedenle davacının hak ettiği arsanın rayiç bedelinin ödenmesi gerektiği" gerekçesiyle bedel yönünden davanın kabulüne, taşınmazın yeşil alanda kalması nedeniyle davacı adına tescil olanağı bulunmadığından tescil talebinin reddine karar verilmiştir.


Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.


Mahkemece önceki gerekçelerle ve özelikle özel daire bozma kararında bedel ödenmeden taşınmazın davacı tarafından kullanıldığına ilişkin bozma ilamına katılmadıklarını zira dosyada makbuzlara göre davacının başvuru bedeli olan 2.000ETL ve o tarihteki rayiç arsa bedeli olan 468.000ETL’yi ödediğine ilişkin makbuzlar bulunduğu, imar uygulaması yapılıncaya kadar davacının taşınmazı kullandığı ve davacıya tahsis edilen bu yere karşılık başka bir yerden tahsis yapılmadığı gibi ödenen bedelin de iade edilmediği, davacının taşınmazın adına tescil edilebilmesi için tüm şartları yerine getirdiği fakat taşınmazın yeşil alanda kalması nedeniyle tescilin imkânsız hâle geldiği, TBK’nın 112. maddesine göre tescil borcunun yerini tazminat borcunun alacağı, davacının tescil talep edebilmek için rayiç bedeli ödemesi gerektiğine göre, tescil yapılamaması hâlinde de taşınmazın dava tarihindeki rayiç bedeli üzerinden davanın kabulü gerektiği vurgulanarak direnme karar verilmiştir.


Direnme kararı davalı vekilince temyize getirilmiştir.


Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 2981 sayılı Kanun hükümlerine göre düzenlenen tapu tahsis belgesine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkin eldeki davada, 2981 sayılı Kanun’da aranan diğer şartlar yerine getirilmesine rağmen taşınmazın imar planında yeşil alanda kalması nedeniyle taşınmazın davacı adına tesciline karar verilemediği hâllerde hükmolunacak tazminatın davacının ödediği bedelin dava tarihi itibariyle denkleştirici adalet ilkelerine göre güncelleştirilmiş değeri mi yoksa dava konusu taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri mi olduğu noktasında toplanmaktadır.


Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle tapu tahsisi belgesi düzenlemesi ve tapu verilmesine ilişkin yasal düzenlemeler hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.


Tapu tahsis belgesi, İmar Affı Kanunu olarak da bilinen 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanunu’nun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun (2981 sayılı Kanun) ile düzenleme altına alınmıştır. İşbu kanunun gerekçesinde kanunun amacı, ekonomik ve sosyal nedenlerle birer çekim merkezi hâline gelen kentlere akın eden vatandaşların mutlak olan barınak ihtiyaçlarının giderilmesi, imar mevzuatı ve planlara uygun hâle getirilebilecek yapıların belli şartlarda hukukileştirilmesi olarak belirtilmiştir. En temel ihtiyaçlardan biri olan barınma ihtiyacını dahi karşılayamayacak durumdaki dar gelirli vatandaşların mağduriyetini gidererek bu durumda olanlara aileleriyle birlikte barınma olanağı sağlamak için hazine, belediye, il özel idaresi ve vakıf arazisi üzerine yapılan, barınma amacıyla ya da kısmen barınma kısmen işyeri olarak kullanılan kaçak yapıları meşrulaştırılmıştır. Tapu tahsis belgesi ise bu amacın bir görünümü olarak hukuk düzeninde yer bulmuştur.


2981 sayılı Kanun’un "Müracaat İşleri" başlıklı 7'nci maddesinde "...Bu Kanun kapsamına giren bütün yapılardan tek maliki olanların sahibi, ... veya bunların vekilleri form dilekçe ile Belediye ve mücavir alan sınırları içinde Belediyelere;...bizzat müracaat ederler... Form dilekçeye madde 8'de belirlenen tespit ve değerlendirme belgeleri eklenir. Müracaat; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç 6 ay içinde yapılır... Ancak yeni yapılacak müracaatlar için belediye veya il özel idareler hesabına milli bir bankaya 2.000TL. müracaat masrafı olarak yatırılır. Banka şubesi bulunmayan belediyelerde bu bedel belediyeye yatırılır. 2981 sayılı Kanuna göre kurulan yeminli özel teknik bürolar, kendilerine intikal eden müracatlara ilişkin tespit ve değerlendirme işlemlerine ait dosyaları en geç 7 Eylül 1987 tarihine kadar tamamlayarak sonuçlandırması için belediye, hazine, özel idare veya vakıflar idaresine teslim etmekle ve bu idareler de, kendilerine intikal eden dosyaları, intikal tarihinden itibaren en geç 3 ay içinde sonuçlandırmakla görevli ve sorumludurlar...",


"Tespit ve değerlendirme işlemleri" başlıklı 8’inci maddesi' ikinci fıkrasında "Bu tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14'üncü maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapılar dahildir.",


"Uygulama işlemleri" başlıklı 9’uncu maddesinin (b) fıkrasının son bendinde “Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya arazileri üzerine yapılmış gecekondular,... arsa bedeli ilgili kuruluşa peşin veya en geç 4 yıl içinde oniki eşit taksitle, bu Kanun hükümlerince çıkarılacak Yönetmelikte belirtilen esaslara göre ödenir.... Arsa tahsis edilecek kişilere 400 m2’den fazla arazi için tahsis işlemi yapılmaz.”


2981 sayılı Kanunun "Tapu Verme" kenar başlıklı 10(a) maddesinde "hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12'nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir. Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder" düzenlemeleri yer almaktadır.


Islah imar planı yapılıp onaylanıncaya kadar hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde yapılmış, tehlike arz etmeyen ve Kanunun 14’üncü maddesi kapsamında kalmayan gecekondular aynen muhafaza edilir.


Yapılan ıslah imar planına uygun olmaması nedeniyle gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verilir. Yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planları içinde meydana gelen boş imar parselleri, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verilir. Bununla birlikte, tarihi veya mimari bir eserin bütünlüğünü bozduğuna, belediye veya valilikçe karar verilen gecekondulara da tapu tahsis belgesi verilemeyeceğinden bu alanlarda kalan gecekondu sahiplerine başka bir yerden, belediye veya valilikçe öncelikle arsa tahsis edilir. Böylece aynen muhafaza edilemeyen gecekondu sahibinin tapu tahsis belgesiyle elde ettiği şahsi hak bu düzenleme ile korunmuştur.


Burada hemen belirtmek gerekir ki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu taşınmazlarda hak sahipliğini belirleme bakımından "tapu senedi"ni esas almaktadır ve bu belge, bir taşınmaz üzerinde, kişinin mutlak hak sahipliğini gösteren ve herkese karşı ileri sürülebilen bir hak sağlamaktadır. Oysa tapu tahsis belgesi 2981 sayılı Kanun kapsamında düzenlenmiş olup imar ve gecekondu mevzuatı çerçevesinde; Hazine, belediye, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve il özel idarelerinin müstakilen sahip oldukları taşınmazlar üzerinde 2981 sayılı Kanun ile belirlenen çerçevede ilgili kişilere tanınan "şahsi hak" içeren bir belgedir (İlgezdi, Av.Ali Rıza: "100 Soruda Tapu Tahsis Belgesi", Ankara, s.23). Bir başka ifade ile tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine aksi sabit oluncaya kadar kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesi olup, sadece kişinin söz konusu taşınmazı elinde bulundurduğunu belgelemektedir. Bu belgenin verilmesi, belge sahibine mülkiyet hakkı tanındığı anlamına gelmemekte ve yetkili makamlara tapu senedi verme zorunluluğu getirmemektedir.


Nitekim Anayasa Mahkemesi, 2981 sayılı Kanunun 10’uncu maddesindeki şartların yerine getirilmemesi nedeniyle tapu tahsis belgesine konu taşınmazın belge sahibi adına tescil edilememesi, başvurucunun, meşru beklenti kapsamında dahi bir hak veya alacağının olmadığı, başvurucuyu, taşınmazın mülkiyetini elde etme konusunda meşru bir beklentiye sevkedecek bir kanun hükmü veya yerleşik yargısal bir içtihat da bulunmadığından, başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının mümkün olmadığını kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi, Ayşe Öztürk, B. No: 2013/6670).


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de tapu tahsis belgesi verilen taşınmazların kamu malı niteliğinde olduğu, bu taşınmazlarda kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyet hakkının kazanılmasının mümkün olmadığı, tapu tahsis belgesi sahiplerinin uzun süre taşınmazı kullanmalarının mülkiyet hakkının kazanılmasına gerekçe olamayacağı, bu belgenin şartlı bir hak sağladığı, 2981 sayılı Kanun'un 10'uncu maddesinde tapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu kaydı alınmasının bazı şartları olduğu, bu şartların yerine getirilmemesi sebebiyle tapu kaydı verilmemesi hâlinde, sadece bu belgeye dayalı olarak kullanan kişiden taşınmazın alınması ile idareden alacaklı konuma geldiğinden söz edilemeyeceğini kabul etmiştir (Anat ve Diğerleri/Türkiye, Başvuru No: 37899/04, 26/4/2011, § 53, 55,56).


Yukarıda ifade edildiği üzere tapu tahsis belgesi mülkiyet belgesi ya da mülkiyetin naklini sağlayan bir belge olmadığına göre hak sahibi mülkiyet hakkına sahip kişilerden farklı olarak taşınmazın rayiç bedelini değil ancak ödediği bedeli isteyebilecektir. Ancak, ülkemizde yaşanan enflasyonun uzun yıllardan beri yüksek oranda seyretmesi nedeniyle paranın değer kaybı, bununla ters orantılı olarak devamlı düştüğünden paranın verildiği tarihteki alım gücü ile iade tarihindeki alım gücü çok farklı ve adaleti denkleştirmeyecek oranda azdır. Bu nedenle davacının iadesini isteyebileceği miktar belirlenirken “denkleştirici adalet” düşüncesi gereği ödenen bedelin alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir. Bu nedenle denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılırken, satış bedeli olarak verilen paranın dava tarihi itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile uygulama sonucu ulaşacağı alım gücü, belirtilen ilke ve esaslar dikkate alınarak bu konu da uzman bilirkişi veya kurulundan Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli ve bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir.


Somut olayda; davacıya 10.7.1985 tarihinde, Milli Emlak Müdürlüğü tarafından 2981 sayılı Kanun'a göre "tapu tahsis belgesi" düzenlenerek verilmiştir. 03.07.1985 tarihinde taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine işlenen tapu tahsis belgesine göre, başvurucunun kullandığı binanın, Üsküdar ilçesi, Örnek Mahallesi 1212 ada 5 parsel numaralı taşınmaz üzerinde bulunduğu, davacının gecekondu arsasının bedeli olan 468.000ETL ve başvuru bedeli olan 2.000ETL'yi ödediği, taşınmazın malikinin Maliye Hazinesi olduğu, Ataşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü yazılarından davacıya ait gecekondunun bulunduğu alanın 13.02.2008 tarihli Örnek, Esatpaşa, Ünalan ve Fetih Mahalleleri Revizyon Uygulama İmar Planında kısmen İSKİ Koruma Kuşağında kısmen park alanında kaldığı, davacının 2981 sayılı Kanunun 13. maddesi gereğince aynı bölgeden veya bir başka gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde arsa verilmesi için başvuruda bulunmadığı hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır.


Eldeki davada tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat talep edilmiştir. Dava konusu taşınmazın İSKİ koruma bandı kapsamında kalması nedeniyle davacı adına tescilinin mümkün olmaması, davacının da 2981 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesi gereğince bir başka yerden taşınmaz tahsisini talep etmediği hususları dikkate alındığında davacı ödemiş olduğu bedelin iadesini talep etmekte haklıdır. Fakat yukarıda da ifade edildiği üzere tapu tahsis belgesi zilyetliği gösteren belge olduğundan davacı tarafından ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereği güncelleştirilmiş değerine hükmolunması gerekirken, taşınmazın rayiç bedelinin tahsiline karar verilmesi doğru değildir.


O hâlde, mahkemece davacı tarafından taşınmazın satış bedeli olarak ödenen 468.000ETL’ye ilaveten 2981 sayılı Kanun gereği adına tapu tahsis belgesi düzenlenmesi için yapmış olduğu başvuru sırasında ödediği 2.000ETL'nin de dava tarihinde ulaşacağı değer denkleştirici adalet ilkesine göre uzman bilirkişi aracılığıyla belirlendikten sonra karar verilmelidir.


Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, tescil koşullarının gerçekleşmemesi nedeniyle bedel iadesi istenen hâllerde taşınmazın rayiç bedelinin hak sahibine ödenmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.


Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında ve yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.


SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanunun 440. maddesine göre kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.04.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.


 


 





409 görüntüleme0 yorum

Commenti


bottom of page