HEKİMİN “KOMPLİKASYONDU” SAVUNMASI HER DURUMDA SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRIR MI?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 02.07.2026 tarihli kararı ile tıbbi müdahalenin tıp kurallarına uygun olması ve ortaya çıkan tablonun komplikasyon olarak değerlendirilmesine rağmen, hasta yakınlarının ameliyatın risk ve sonuçları konusunda yeterince bilgilendirildiğinin ispatlanamaması nedeniyle hekim ve hastanenin sorumluluğu kabul edilmiştir . Aydınlatılmış onam, standart bir belgeye atılan imzadan ibaret değildir. Hastanın veya kanuni temsilcisinin müdahalenin risklerini, muhtemel komplikasyonlarını ve alternatiflerini anlayarak karar verebilmesini sağlayacak nitelikte bir bilgilendirme gerekir.
1. Kararın künyesi
Yargıtay: 3. Hukuk Dairesi
Esas: 2026/2365 E.
Karar: 2026/4415 K.
Karar tarihi: 02.07.2026
BAM: Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/803 Esas., 2025/1420 Kara sayılı ilamı
İlk derece: Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2021/899 E., 2023/248 K.
Uyuşmazlık: Özel hastane ve doktorların vekâlet sözleşmesinden doğan özen ve aydınlatma borcuna aykırılık nedeniyle maddi ve manevi tazminat sorumluluğu.
2. Olayın özeti
Davacıların çocuğunda, ayrı yumurta ikizi olan kardeşine kıyasla gelişme geriliği ve kafatasında şekil bozukluğu bulunması üzerine davalı doktor tarafından muayene gerçekleştirilmiş ve ameliyat kararı verilmiştir. Davacıların iddiasına göre ameliyatın basit bir operasyon olduğu ifade edilmiş, ancak ameliyat yaklaşık 15 saat sürmüş, çocuk yaklaşık 40 gün yoğun bakımda kalmış ve 10.04.2008 tarihinde taburcu edilmiştir.
Aile, taburcu sonrasında çocukta göz takibi ve duyma ile ilgili ciddi sorunlar bulunduğunu fark etmiştir. Davacılar, doktorun kendilerine bu sorunların bilindiğini ancak düzelme ihtimali nedeniyle açıklanmadığını söylediğini ileri sürmüşlerdir.
Davacıların temel iddiası, yalnızca ameliyatın teknik olarak hatalı yapılması değildir. Asıl önem taşıyan iddia, doktor ve hastanenin:
ameliyatın risklerini,
gerçekleşebilecek komplikasyonları,
tedavinin olası sonuçlarını,
alternatifleri ve
ortaya çıkabilecek ağır sonuçları
yeterince açıklamadığı ve böylece aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ettiği yönündedir.
3. Davacıların talepleri
Davacılar maddi ve manevi tazminat istemiş; yargılama sürecinde talepler birkaç kez artırılmıştır. Yeniden yargılamada sunulan 21.03.2023 tarihli dilekçeyle, bilirkişi hesabına dayanılarak iş gücü kaybına ilişkin maddi tazminat 6.587.553,01 TL'ye, bakıcı gideri ise 5.001.224,64 TL'ye yükseltilmiştir.
4. Davalıların temel savunması
Doktorlar ve hastane, ameliyatın tıp biliminin gereklerine uygun gerçekleştirildiğini, herhangi bir malpraktis bulunmadığını ve ortaya çıkan sonucun komplikasyon niteliğinde olduğunu savunmuştur.
Ayrıca:
komplikasyon yönetiminin doğru yapıldığı,
ailenin ameliyat öncesinde bilgilendirildiği,
gerekli onamların alındığı,
hastada oluşan ağır maluliyetin ameliyatın sonucu olmadığı,
çocukta ameliyat öncesinde de ciddi sağlık sorunları bulunduğu
ileri sürülmüştür.
Davalıların temyizdeki önemli argümanlarından biri de şudur: Tıbbi işlem tıp kurallarına uygun yapılmışsa, sadece onam formundaki şekli veya içeriksel eksiklik nedeniyle meydana gelen bedensel zararın tamamından sorumluluk doğmamalıdır; onam eksikliği ile bedensel zarar arasında ayrıca illiyet bağı aranmalıdır.
Yargıtay ise sonuçta bu savunmayı kabul etmemiştir.
5. İlk yargılama ve ilk Yargıtay bozması
İlk derece mahkemesi başlangıçta ameliyat ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğunu, davalıların kusurunun bulunmadığını ve hasta yakınlarının bilgilendirildiğini kabul ederek davayı reddetmiştir.
Bu karar önce Yargıtay tarafından onanmış; ancak karar düzeltme aşamasında Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 11.04.2013 tarihli kararıyla önceki onama kararını kaldırarak hükmü bozmuştur.
Bozmanın kritik noktası şudur:
Küçükte ortaya çıkan sonuçların ameliyatla bağlantısının, nedenlerinin ve bu sonuçların tıbbi hata mı yoksa komplikasyon mu olduğunun uzman bilirkişiler tarafından kesin biçimde belirlenmesi gerekir. Eğer sonuç tıbbi hata değil komplikasyon ise, aydınlatılmış onamın varlığını ispat yükü davalılardadır.
Buna rağmen bozma sonrasında mahkeme, ortaya çıkan rahatsızlığın komplikasyon olduğu ve davacıların komplikasyon konusunda bilgilendirildiği kanaatiyle davayı tekrar reddetmiş; bu karar Yargıtay tarafından onanmış ve karar düzeltme talebi de reddedilmiştir.
6. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı
Davacılar bunun üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi 20.10.2021 tarihli kararında özellikle aydınlatılmış onam konusuna odaklanmıştır.
AYM'ye göre, hastanın tıbbi müdahale öncesinde tıp kurallarına göre öngörülebilir komplikasyon ve riskler konusunda yeterince aydınlatılmadığı iddiası, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Buna rağmen derece mahkemeleri bu iddiayı somut olaya uygun ve yeterli gerekçeyle karşılamamıştır.
Bu nedenle derece mahkemelerinin Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlikli ve özenli inceleme yapmadığı, kamu makamlarının kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varılmıştır. İhlalin giderilmesi amacıyla dosya yeniden yargılama yapılması için ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.
7. Yeniden yargılama
AYM kararından sonra Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi yeniden yargılama yapmıştır.
Mahkeme, davalıların vekâlet ilişkisinden kaynaklanan yükümlülüklerini mevzuat ve usule uygun biçimde yerine getirdiklerini geçerli delillerle ispatlayamadıkları ve vekâlet sözleşmesinin gerektirdiği özeni göstermedikleri sonucuna ulaşmıştır.
Mahkeme ilk aşamada:
250.000 TL maddi tazminat,
1.200.000 TL bakıcı gideri
ve toplam 535.000 TL manevi tazminata
hükmetmiştir.
8. Bölge Adliye Mahkemesinin aydınlatılmış onam değerlendirmesi
Kararın en önemli kısımlarından biri burasıdır.
BAM, hasta yatış formunu incelediğinde belgede:
hastalığa,
uygulanacak tedavinin niteliğine,
komplikasyonlara
ilişkin yeterli bilgi bulunmadığını ve doktor adı ile imzası açısından da eksiklik bulunduğunu tespit etmiştir.
Dosyadaki formda babanın imzası bulunmakla birlikte, genel nitelikte birtakım kabul ve sorumsuzluk açıklamalarının yer alması geçerli bir aydınlatılmış onam için yeterli görülmemiştir.
BAM'a göre aydınlatmanın en azından:
uygulanacak tıbbi işlemi,
işlemin faydalarını,
muhtemel sakıncalarını ve risklerini,
alternatif tıbbi müdahale yöntemlerini,
tedavinin kabul edilmemesinin muhtemel sonuçlarını,
hastalığın seyri ve sonuçlarını
içermesi gerekir.
Ayrıca bilgilendirmeyle tıbbi müdahale arasında hastaya veya kanuni temsilcisine sağlıklı biçimde karar verebilecek uygun bir zaman aralığı bırakılması gerektiği kabul edilmiştir.
9. Sadece imza alınması yeterli mi?
Hayır. Kararın en önemli sonucu budur.
Dosyada babanın imzaladığı belgeler ve trombosit transfüzyonuna ilişkin bir bilgilendirme/onam formu bulunmasına rağmen bunların varlığı, ameliyat açısından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin kabulü için yeterli görülmemiştir.
Çünkü belgelerde ameliyatın:
gerçek riskleri,
komplikasyonları,
alternatifleri,
uygulanmaması hâlindeki sonuçları
yeterli şekilde açıklanmamıştır.
Dolayısıyla kararın ortaya koyduğu yaklaşım oldukça nettir:
Aydınlatılmış onam, hastaya veya kanuni temsilcisine bir form imzalatılmasından ibaret değildir. Onamın geçerli olabilmesi için karar vermeye esas olacak tıbbi risk ve seçeneklerin somut ve yeterli biçimde açıklanması gerekir.
10. Sözlü bilgilendirme savunması da yeterli görülmedi
Davalılar, ameliyatta ölüm riskinin aileye açıklandığını da savunmuştur.
Ancak mahkeme bu açıklamayı yeterli görmemiştir. Çünkü yalnızca ölüm riskinin belirtilmesi yeterli değildir. Tedavinin taşıdığı diğer riskler, kullanılan ilaçların olası etkileri, tedaviyi reddetmenin sonuçları, alternatif tedavi seçenekleri ve bunların riskleri konusunda da yeterli bilgilendirme yapılması gerekir.
Sonuç olarak anne ve babanın ameliyat ve tedavi hakkında yeterli bilgi sahibi olduğu ispatlanamamıştır.
11. Komplikasyon olması doktoru mutlaka sorumluluktan kurtarır mı?
Bu karara göre hayır.
Dosyadaki bilirkişi değerlendirmelerinde tıbbi müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğu ve ortaya çıkan durumun bir komplikasyon olduğu yönünde değerlendirmeler bulunmasına rağmen bu durum tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmamıştır.
Çünkü komplikasyon konusunda hastaya veya kanuni temsilcisine usulüne uygun bilgi verilmemişse, aydınlatılmış onam eksikliği ayrı bir sorumluluk sebebi oluşturabilmektedir.
Nitekim Yargıtay nihai değerlendirmesinde, dosyadaki onam formunun yeterli olmadığını ve davalıların davacıları ameliyatın sonuçları hakkında bilgilendirdiğini ispatlayamadığını kabul etmiştir.
Bu açıdan kararın özü şöyle formüle edilebilir:
“Komplikasyon, ancak hasta bu komplikasyon hakkında usulünce aydınlatılmış ve buna rağmen müdahaleye özgür iradesiyle rıza göstermişse hekimin sorumluluğu bakımından koruyucu sonuç doğurabilir.” Bu cümle kararın birebir ifadesi değil, gerekçeden çıkan hukuki sonuçtur.
12. Hastanenin sorumluluğu
Yargıtay sadece hekimlerin değil, özel hastanenin de oluşan zarardan sorumlu olduğunu kabul etmiştir.
Nihai gerekçede, davalı doktorların vekâlet ilişkisinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranmaları yanında hastanenin de adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında zarardan sorumlu olduğu belirtilmiştir.
13. İkinci önemli mesele: AYM kararı sonrasında yeniden ıslah yapılabilir mi?
Kararın usul hukuku bakımından son derece önemli ikinci yönü budur.
Davacılar 2013 yılında bir kez ıslah yapmış, AYM'nin ihlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada ise 21.03.2023 tarihinde tekrar talep artırımında bulunmuştur.
Davalılar, bunun aynı davada ikinci kez ıslah anlamına geldiğini ve kanunen mümkün olmadığını savunmuştur.
BAM ise AYM ihlal kararından sonra gerçekleştirilen yeniden yargılamayı önceki yargılamadan bağımsız yeni bir yargılama olarak değerlendirmiş ve önceki kararların ihlal kararı nedeniyle hukuki etkisini yitirdiği sonucuna ulaşarak 21.03.2023 tarihli ıslahı geçerli kabul etmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de bu değerlendirmeyi benimsemiş ve AYM'nin hak ihlali kararı nedeniyle yapılan yeniden yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacıların yaptığı ıslahın geçerli olduğunu açıkça kabul etmiştir.
Bu nokta, kararın tıbbi uygulama hataları dışında medeni usul hukuku bakımından da kullanılabilecek önemli bir içtihat yönüdür.
14. BAM'ın hükmettiği tazminatlar
Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece kararını kısmen kaldırarak davacının 2023 tarihli talep artırımını dikkate almış ve:
6.587.553,01 TL maddi tazminat,
5.001.224,64 TL bakıcı gideri
olmak üzere maddi tazminatların 10.04.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar vermiştir.
Ayrıca baba için 150.000 TL, anne için 150.000 TL, zarar gören çocuk için 200.000 TL, yedi kardeş için ayrı ayrı 5.000 TL olmak üzere toplam 535.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Manevi tazminata da olay tarihi olan 10.04.2008'den itibaren yasal faiz uygulanmıştır.
15. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin nihai değerlendirmesi
Yargıtay dört temel noktada BAM kararını yerinde bulmuştur:
1. Onam formu yeterli değildir
Dosyadaki mevcut onam formunun geçerli ve yeterli bir aydınlatılmış onam ortaya koymadığı kabul edilmiştir.
2. Bilgilendirmenin yapıldığı ispatlanamamıştır
Davalılar, hastanın anne ve babasının ameliyatın muhtemel sonuçları ve riskleri konusunda yeterince bilgilendirildiğini ispatlayamamıştır.
3. Özen borcuna aykırılık nedeniyle sorumluluk doğmuştur
Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilememesi, vekâlet ilişkisinden doğan özen borcuna aykırılık olarak değerlendirilmiş ve doktorlarla birlikte hastanenin de zarardan sorumlu olduğu kabul edilmiştir.
4. AYM sonrasındaki ıslah geçerlidir
AYM'nin hak ihlali kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada bilirkişi raporuna dayanılarak gerçekleştirilen ıslah hukuken geçerli bulunmuştur.
Bu nedenlerle tüm temyiz itirazları reddedilmiş ve Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK m. 370/1 uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir. Ayrıca 40.000 TL Yargıtay duruşma vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine hükmedilmiştir.
16. Karardan çıkarılabilecek temel hukuki ilkeler
Kararı uygulamada kullanmak açısından şu şekilde özetlemek mümkün:
1. Aydınlatılmış onam salt imzadan ibaret değildir. Hastaya veya kanuni temsilcisine standart bir form imzalatılması tek başına yeterli değildir. Bilgilendirmenin somut tıbbi müdahale ve onun gerçek riskleriyle bağlantılı olması gerekir.
2. Komplikasyon hakkında bilgilendirme önemlidir. Tıbbi müdahale kusursuz biçimde gerçekleştirilmiş ve sonuç tıbbi hata değil komplikasyon olsa dahi, komplikasyon konusunda yeterli aydınlatmanın yapıldığının kanıtlanması gerekir.
3. Aydınlatılmış onamın ispat yükü hekim/hastane tarafındadır. Dosyada bu yükün davalılara ait olduğu yaklaşımı benimsenmiş ve davalıların yeterli bilgilendirmeyi ispatlayamadığı kabul edilmiştir.
4. Genel ve soyut onam formları yeterli değildir. Riskler, faydalar, muhtemel sakıncalar, alternatif yöntemler ve tedavinin reddedilmesinin sonuçları açıklanmalıdır.
5. Sözlü bilgilendirme iddiasının da içeriği önemlidir. “Ölüm riski anlatıldı” şeklindeki bir bilgilendirme, diğer önemli riskler ve alternatifler açıklanmamışsa tek başına yeterli kabul edilmemiştir.
6. Özel hastane de sorumlu tutulabilir. Yargıtay, somut olayda doktorlarla birlikte hastanenin de adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında zarardan sorumluluğunu kabul etmiştir.
7. AYM ihlal kararı sonrasında yapılan yeniden yargılamada yeniden ıslah mümkün görülmüştür. Somut olayda AYM'nin ihlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılama sırasında bilirkişi raporuna dayanılarak gerçekleştirilen ıslah geçerli kabul edilmiştir.
Kısa sonuç
Kararın en kritik yönü, “ameliyat tıp kurallarına uygundu ve meydana gelen sonuç komplikasyondu” savunmasının tek başına hekim ve hastaneyi sorumluluktan kurtarmamasıdır. Hasta veya kanuni temsilcisi, söz konusu komplikasyonlar ve müdahalenin riskleri konusunda yeterince aydınlatılmamışsa ve bunun yapıldığı hekim/hastane tarafından ispatlanamıyorsa, tıbbi uygulama teknik bakımdan kusursuz olsa dahi aydınlatma ve özen borcuna aykırılıktan tazminat sorumluluğu gündeme gelebilmektedir.
Ayrıca karar, AYM'nin ihlal kararı sonrasında yapılan yeniden yargılama sırasında bilirkişi raporuna göre gerçekleştirilen yeni ıslahın geçerli olması yönünden de ayrı bir emsal değer taşımaktadır.





Yorumlar