top of page

AYM’NİN DURMUŞ ÇELİK KARARI IŞIĞINDA ZORUNLU ARABULUCULUKTA SON TUTANAK SORUNU. SON TUTANAKTA ALACAK KALEMLERİ BELİRTİLMEZSE NE OLUR?

14 saat önce
3 dakikada okunur
Anayasa Mahkemesinin Durmuş Çelik kararı, zorunlu arabuluculuğun nasıl uygulanması gerektiğine ilişkin önemli bir sınır çiziyor. Bana göre kararın temel mesajı açık: Arabuluculuk gerçekten yapılmış ve uyuşmazlık taraflar arasında müzakere edilmişse, son tutanaktaki ifade eksikliği tek başına dava hakkını ortadan kaldırmamalıdır.
Somut olayda işçi arabuluculuk bürosuna başvurmuş, süreç yürütülmüş ve işveren herhangi bir alacak ya da tazminat ödemeyeceğini bildirmiştir. Buna rağmen son tutanakta kıdem tazminatı ve fazla çalışma alacağının ayrı ayrı yazılmamış olması nedeniyle dava şartının gerçekleşmediği kabul edilmiş; işçinin davası esasa girilmeden reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi ise uyuşmazlığın yalnızca belgedeki kelimeler üzerinden değil, sürecin bütünü dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Önemli olan, belirli bir alacağın hangi kutucuğa yazıldığı değil; o talebin gerçekte arabuluculuk sürecine taşınıp taşınmadığıdır.
Karar, zorunlu arabuluculuğu veya son tutanağın önemini ortadan kaldırmıyor. Aksine, şekil kurallarının amaçlarına uygun uygulanmasını istiyor. Arabuluculuk kurumunun amacı uyuşmazlığı dava öncesinde tarafların önüne getirmekse, bu amaç fiilen gerçekleştiğinde belgeleme kusurunun mahkemeye erişimi tamamen engellemesi ölçülü değildir.

20.10.2026 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYIMLANAN

ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜMÜNÜN 18.05.2026 TARİH VE 2023/33449 BAŞVURU NUMARALI KARARI


Kararın Arka Planı


Başvurucu, askerlik nedeniyle sona eren iş ilişkisi sonrasında kıdem tazminatı ve fazla çalışma alacağı talep etmiştir. İlk derece mahkemesi talepleri kabul etmiş; ancak bölge adliye mahkemesi, alacak kalemlerinin son tutanakta tek tek gösterilmediği gerekçesiyle kararı kaldırarak davayı usulden reddetmiştir.


Oysa dosyanın maddi olguları, tarafların işçilik alacakları konusunda karşı karşıya geldiğini gösteriyordu. İşveren, işçinin hiçbir alacağının bulunmadığını ve tazminat ödemeyeceğini açıkça ifade etmişti. Dolayısıyla tartışma, arabuluculuğa hiç başvurulmaması değil; yürütülen sürecin son tutanağa ne ölçüde ayrıntılı yansıtıldığıydı.


AYM’nin Yaklaşımı: Şekil Amaç Değildir


Anayasa Mahkemesi, davanın esasının incelenmesini engelleyen usulden ret kararını mahkemeye erişim hakkına müdahale olarak değerlendirdi. Zorunlu arabuluculuğun kanuni dayanağını ve uyuşmazlıkların daha hızlı, düşük maliyetli biçimde çözülmesi amacını meşru buldu; asıl incelemeyi ölçülülük bakımından yaptı.


Mahkemenin vardığı sonuç şudur: Başvurucunun taleplerini arabuluculuğa taşıma iradesi ve karşı tarafın bu taleplere verdiği cevap dosyadan anlaşılabiliyorsa, son tutanaktaki genel ifade nedeniyle taleplerin hiç müzakere edilmediği varsayılamaz. Belgenin eksikliği ile sürecin hiç işletilmemesi aynı hukuki kategoriye konulamaz.


Arabulucunun Sorumluluğu Neden Önemli?


Kararın dikkat çekici yönlerinden biri de belgeleme kusurunun bütün sonuçlarını işçiye yüklememesidir. Son tutanak arabulucu tarafından düzenlenir; tarafların tutanağın içeriği ve sonuçları konusunda bilgilendirilmesi de arabulucunun mesleki yükümlülükleri arasındadır.


Başvurucunun alacak kalemlerinin ayrı ayrı yazılması gerektiği konusunda bilgilendirildiği ortaya konulmadan, profesyonel aktörün düzenlediği belgedeki eksikliğin ölümcül usul sonucu doğurması başvurucuya aşırı külfet yükler. Kanaatimce kararın en güçlü anayasal yönü, zorunlu bir prosedürdeki kurumsal riskin tamamının bireye yüklenemeyeceğini kabul etmesidir.


Yargıtay Uygulaması Bakımından Sonuç


Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin uygulamasında, özellikle 2 Haziran 2018 sonrasında başvuru formu ve son tutanakta alacak kalemlerinin tek tek gösterilmesine büyük önem veriliyor. Bu yaklaşım hukuki güvenlik ve ispat kolaylığı sağlasa da Durmuş Çelik kararı sonrasında mutlak bir ret kuralı olarak uygulanamaz.


Bana göre en dengeli çözüm şudur: Alacak kalemlerinin ayrı ayrı yazılması güvenli ve doğru uygulama olarak korunmalı; ancak yazılmamış olması her olayda arabuluculuğun hiç yapılmadığına ilişkin kesin bir karine sayılmamalıdır. Mahkeme, başvuru formunu, son tutanağı, tarafların sürece katılımını ve uyuşmazlığın objektif kapsamını birlikte değerlendirmelidir.


Karar Ne Anlama Gelmiyor?


Durmuş Çelik kararı, genel bir ifadenin her durumda yeterli olduğu anlamına gelmez. Dosyada belirli bir talebin arabuluculuğa taşındığını gösteren hiçbir objektif unsur yoksa dava şartı eksikliği yine gündeme gelebilir. Kararın koruduğu durum, talebin fiilen sürece konu edildiği hâlde bunun eksik veya hatalı belgelenmesidir.


Ayrıca karar, arabuluculuk görüşmelerinin gizli içeriğinin sınırsız biçimde araştırılmasını da gerektirmez. İnceleme; başvuru belgesi, son tutanak, taraf ve uyuşmazlık tanımı, davet veya katılım kayıtları gibi objektif süreç belgeleri üzerinden yürütülebilir.


Uygulamacılar İçin Çıkarımlar


Avukatlar açısından en güvenli yol, tüm alacak ve tazminat kalemlerini hem başvuru formunda hem de son tutanakta ayrı ayrı ve açık biçimde göstermeye devam etmektir. Karar, özen yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor; eksik belgelemenin otomatik hak kaybına dönüşmesini engelliyor.


Arabulucular açısından ise son tutanağın sıradan bir kapanış belgesi olmadığı açıktır. Taleplerin yeterince belirli yazılması ve tarafların tutanağın hukuki sonuçları konusunda bilgilendirilmesi, ileride yaşanabilecek dava şartı ve mesleki sorumluluk tartışmalarını önemli ölçüde azaltacaktır.


Sonuç

Durmuş Çelik kararı, zorunlu arabuluculuğu zayıflatan değil, onu gerçek amacına uygun hâle getiren bir karardır. Usul kuralları hukuki güvenliği sağlamalıdır; fakat kendi amaçlarından koparak uyuşmazlığın esasına erişimi engelleyen şekli tuzaklara dönüşmemelidir.





 
 
 

Yorumlar


bottom of page