top of page

TEMYİZ SINIRININ BELİRLENMESİNDE KARAR TARİHİNDEKİ DEĞERLERİN DİKKATE ALINMASI, DİRENME KARARLARINDA TEMYİZ SINIRININ UYGULANIP UYGULANMAYACAĞI

6.07.1981 tarihli ve 2494 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş, dolayısıyla dava hangi tarihte açılmış olursa olsun temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.
Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı, karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki karar teriminin, mahkemenin direnme kararını da kapsayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU'NUN 25.10.2023 TARİH, 2023/3 ESAS VE 2023/1001 KARAR SAYILI İLAMI


MAHKEMESİ : İş Mahkemesi

SAYISI : 2022/110 E., 2022/227 K.

KARAR : Davanın kabulüne

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 23.09.2014 tarihli ve 2014/21232 Esas, 2014/24960 Karar sayılı BOZMA kararı



1. Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 12. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.


2. Davalı vekili tarafından temyiz edilen direnme kararı Hukuk Genel Kurulunca usulden bozulmuştur.


3. Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararından sonra Mahkemece usuli eksiklik tamamlanarak yeniden direnme kararı verilmiş, direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


4. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:


I. YARGILAMA SÜRECİ


Davacı İstemi


5. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Bakanlığına bağlı işyerlerinde alt işveren işçisi olarak çalıştığını, aylık ücretinin yanı sıra yemek ve servis yardımlarından da faydalandığını, iş sözleşmesini evlilik sebebi ile feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.


Davalı Cevabı


6. Davalı ... (Bakanlık) vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin taraf sıfatının bulunmadığını, dava konusu edilen alacaklardan sorumlu olmadığını, ayrıca taleplerin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.


Mahkeme Kararı


7. İzmir 12. İş Mahkemesinin 19.11.2013 tarihli ve 2012/839 Esas, 2013/707 Karar sayılı kararı ile; iş sözleşmesini evlilik nedeniyle fesheden davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, ödenmeyen yıllık izin ücreti alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.


Özel Daire Bozma Kararı


8. İzmir 12. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Bakanlık vekili temyiz isteminde bulunmuştur.


9. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 23.09.2014 tarihli ve 2014/21232 Esas, 2014/24960 Karar sayılı kararı ile; "...Taraflar arasında öncelikle çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için gerekli şartları taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.


...Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında eldeki davaya konu somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirsiz alacak davası yönünden yapılan değerlendirmede;


Davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı şüphesizdir. Uyuşmazlık konusu kıdem tazminatı ve yıllık izin ücret alacağı bakımından, talep içeriğinden açıkça anlaşıldığı üzere, davacı çalışma süresini, en son ödenen ücreti, alması gerektiğini iddia ettiği aylık ücret miktarını belirleyebilmektedir. Tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri de belirleyebilecek durumdadır. Bu halde kıdem tazminatı alacağı, belirsiz alacak değildir. Dava konusu edilen alacağın gerçekte belirlenebilir bir alacak olması ve belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği anlaşılmakla, hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.


Direnme Kararı


10. İzmir 12. İş Mahkemesinin 17.12.2014 tarihli ve 2014/572 Esas, 2014/801 Karar sayılı kararı ile; davacının hizmet cetvelinde belirtilen brüt ücret miktarı üzerinden hesaplama yaparak dava açmakla birlikte ücretinin daha yüksek olduğunu iddia ettiği, emsal ücret araştırması neticesinde bilirkişi hesap raporu alınması karşısında alacakların belirsiz olduğu, kaldı ki Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2012/1756 Esas, 2012/5741 Karar sayılı kararında hukuki yararın tamamlanması mümkün dava şartlarından olduğu, bu nedenle belirsiz alacak davasının koşulları bulunmadığı takdirde davanın hemen reddedilmeyip davacıya davasını tam eda davasına dönüştürerek eksik harcı tamamlaması için süre verilmesi gerektiğinin kabul edildiği, bu kapsamda verilen kararların Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından onandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.


11. İzmir 12. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen bu kararına karşı süresi içinde davalı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.12.2020 tarihli ve 2015/(22)9-1760 Esas, 2020/969 Karar sayılı kararı ile "...35. Yapılan bu açıklamalar ışığında, somut olayda dava değeri para ile ölçülebilir nitelikte olduğundan 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin 1-a alt bendi gereğince dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilam harcının dörtte birinin peşin olarak ödenmesi gerekmektedir. Bununla birlikte davacı, dava açarken nispi peşin harç yatırmayıp sadece maktu harç yatırdığından ve buna göre Harçlar Kanunu’nun 32. maddesi gereğince herhangi bir işlem yapılamayacağından, mahkemece harç eksikliğinin tamamlattırılması ve daha sonra işin esasının incelenmesi gerekmektedir.


36. Belirtmek gerekir ki, dava açarken peşin nispi harç ödeme yükümlüsünün davacı olduğu gözetildiğinde, davalı tarafın harç ödemekten muaf olması, davacıyı harç ödeme yükümlülüğünden kurtarmak anlamına gelmeyecektir.


37. Nitekim davalı tarafın harçtan muaf olması, yargılama sonucunda davanın kabul edilmesi durumunda harç yükümlüsü davalı olacağından mahkemece hükmedilecek karar ve ilâm harcının belirlenmesi noktasında dikkate alınması gereken bir husustur..." gerekçesiyle işin esasına ilişkin temyiz itirazları incelenmeksizin direnme kararı usulden oy çokluğu ile bozulmuştur.


12. İzmir 12. İş Mahkemesinin 02.11.2021 tarihli ve 2021/24 Esas, 2021/179 Karar sayılı kararı ile; harç eksikliği tamamlatıldıktan sonra dava konusu edilen alacakların gerçekte belirlenebilir alacak olması ve belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği gerekçesi ile hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.


13. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17.02.2022 tarihli ve 2022/698 Esas, 2022/1985 Karar sayılı kararı ile; direnme kararı verildikten sonra söz konusu karar esas yönünden bozulmadan başka bir karar verilmesinin mümkün olmadığı, Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının esastan incelenmediği gözetilerek direnmeye uygun karar verilmesi gerekirken direnmeden dönülerek bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulmasının usuli kazanılmış hak ihlâline yol açtığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.


14. İzmir 12. İş Mahkemesinin 08.09.2022 tarihli ve 2022/110 Esas, 2022/227 Karar sayılı kararı ile; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma kararına uyularak önceki direnme kararında yer alan gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.


Direnme Kararının Temyizi


15. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


II. UYUŞMAZLIK


16. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının belirsiz alacak olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının belirsiz alacak davası olarak eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.


III. ÖN SORUN


17. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, Mahkemece verilen ilk kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Daire tarafından kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının belirsiz alacak davasına konu olamayacağı gerekçesiyle bozulduğu, hüküm altına alınan miktarın 3.946,13 TL kıdem tazminatı ve 1.153,17 TL yıllık izin ücreti olmak üzere toplam 5.099,30 TL olduğu gözetildiğinde, direnme kararının verildiği 08.09.2022 tarihi itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesi gereğince uygulanması gereken 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427 nci maddesi uyarınca 5.810,00 TL olan temyiz kesinlik sınırı altında kalıp kalmadığı; buradan varılacak sonuca göre davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan reddinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.


IV. GEREKÇE


18. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş, anılan Kanun’un 450 nci maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (1086 sayılı Kanun) ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte kanun koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için 6100 sayılı Kanun'da geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.


19. Bu bağlamda 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi;


"(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.


(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.). Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.


(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır." hükmünü içermekle birlikte, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 47 nci maddesi ile geçici 3 üncü maddenin ikinci fıkrasındaki "454" ibaresi "444" şeklinde değiştirilmiştir.


20. Yukarıdaki düzenlemelerden, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilmiş olan kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun'un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça anlaşılmaktadır.


21. Öte yandan 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren 14.07.2004 tarihli ve 5219 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, yürürlük tarihinden sonra mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Kanun'un 427 nci maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL ve karar düzeltme yoluna gidilebilmesi için 440/III-1 inci maddesinde öngörülen parasal sınırı da altı milyar TL olarak değiştirmiştir. 5219 ve 5236 sayılı Kanunlara göre katsayı artışı uygulanarak bu sınırlar arttırılmıştır.


22. Somut olayda, direnme kararının verildiği 08.09.2022 tarihinde bu miktar 5.810,00 TL’dir.


23. Hemen belirtilmelidir ki, 16.07.1981 tarihli ve 2494 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş, dolayısıyla dava hangi tarihte açılmış olursa olsun temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.


24. Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı, karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki karar teriminin, mahkemenin direnme kararını da kapsayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.


25. Gelinen bu noktada eldeki davada temyize konu alacak miktarının ne olduğunun açıklanmasında yarar bulunmakta olup davacı kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.


26. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Özel Daire tarafından kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının belirsiz alacak davasına konu olamayacağından davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, Mahkemece direnme kararı verilmiştir.


27. Bu durumda direnme kararını temyiz eden davalı aleyhine hükmedilen ve uyuşmazlık konusu olan miktar 3.946,13 TL kıdem tazminatı ve 1.153,17 TL yıllık izin ücreti olmak üzere toplam 5.099,30 TL olmakla bu miktarın açık biçimde direnme kararının verildiği 08.09.2022 tarihi itibariyle 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi gereğince uygulanması gereken 1086 sayılı Kanun'un 427 nci maddesi uyarınca geçerli olan 5.810,00 TL tutarındaki temyiz edilebilirlik sınırının altında olması nedeniyle anılan karara karşı temyiz yoluna gidilmesi miktar itibariyle mümkün değildir.


28. Şu hâlde davalı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin miktar itibari ile reddine karar verilmelidir.


V. KARAR


Açıklanan sebeplerle;


Davalı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin miktar itibariyle REDDİNE,


25.10.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.



2023_3
.pdf
PDF dosyasını indir • 8.61MB


43 görüntüleme1 yorum

1 Comment


Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve buna bağlı olarak yükselen enflasyon ortamında, karar tarihi itibari ile istinaf ve temyiz sınırının tespit edilmesi, adil yargılanma ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

Like
bottom of page