top of page

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI - DAVA ŞARTLARI ve İLK MESELELER

Tasarrufun iptali davası, borçlunun haciz veya iflasdan önce yaptığı ve şeklen geçerli görünen bazı tasarruf işlemlerinin (mal veya hakkın devri gibi) alacaklıya karşı hükümsüz sayılmasını sağlayan özel nitelikli bir icra hukuku davasıdır. Bu dava sayesinde borçlunun yaptığı mal kaçırmaya yönelik işlemleralacaklı bakımından etkisiz kılınır; alacaklı tasarruf konusu mal veya hak üzerinde haciz ve satış işlemleriyle alacağına kavuşma imkânı elde eder. Dava sonucunda borçlunun tasarrufu tamamen ortadan kalkmaz, ancak davayı kazanan alacaklıya karşı hüküm ifade etmez. Tasarruf işlemi tarafları arasında geçerli kalsa bile alacaklı açısından mal, borçlunun malvarlığındaymış gibi cebrî icraya konu edilebilir. Bu niteliğiyle tasarrufun iptali davası, alacak hakkını koruyan ve cebrî icra imkânını yeniden canlandıran bir nisbî (şahsi) nitelikte davadır.

 

Alacağın Varlığı ve Kesinleşmesi

Tasarrufun iptali davası ancak borçluya karşı mevcut ve gerçek bir alacağı bulunan alacaklı tarafından açılabilir. Hukuken geçerli bir alacak olmadan iptal davası açılamaz; muvazaalı veya henüz doğmamış yahut şartı gerçekleşmemiş alacaklara dayanarak iptal talep etmek mümkün değildir. Alacağın varlığı, borçlunun mal kaçırma kastıyla hareket edip etmediğini belirlemek açısından temel şarttır.

Alacağın kesinleşmesi, yani icra takibinin kesinleşip borcun  tahsil edilemediğinin saptanması, iptal davasının dinlenebilmesi için bir diğer ön koşuldur. Örneğin, borç ödemenin takip sırasında yapılan itirazauğraması ve henüz itirazın kaldırılması/iptali davasının sonuçlanmamış olması halinde iptal davası dava önkoşulu gerçekleşmediği için dinlenemez. Bu kuralın istisnası olarak, önce itirazın iptali davası bekletici mesele yapılıp takip kesinleştiğinde iptal davasına devam edilir; aksi halde ilk derece mahkemesinin iptal davasında beklemesi gerekir.

Borçlu hakkında gerek ilamlı gerek ilamsız takiplerin kesinleşmesi gerekir. Örneğin, aleyhe sonuçlanan bir itirazın iptali veya icra takibine itiraz henüz kesinleşmediği sürece iptal davası açılamaz. Yargıtay uygulamasına göre alacağa dair kesinleşmiş bir icra takibi olmadan açılan iptal davası usulden reddedilmelidir.


Alacağın Tasarruftan Önce Doğmuş Olması

İptali istenen tasarruf işlemi, borcun doğumundan sonra yapılmış olmalıdır. Kural olarak borç doğmadan önceki tasarruflar iptal davasına konu edilemez. Çünkü henüz ortada mevcut olmayan bir alacağa dayanarak borçlunun önceki işlemlerine itiraz etmek, alacaklıyı zarara uğratan bir eylem olarak görülemez. İcra ve İflas Kanunu m.277, iptal davasının “278, 279 ve 280. maddelerde yazılı tasarruflar nedeniyle” açılabileceğini belirtir. Bu maddelerde düzenlenen iptal sebepleri incelendiğinde, hepsinde borcun doğumundan sonra yapılan tasarruf işlemleri esas alınır. Borç doğmadan önceki işlemlerin iptalini talep etmek kural olarak mümkün değildir.

Örneğin, bir borç doğmadan evvel –gelecekteki muhtemel alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla– yapılan bir tasarrufa karşı doğrudan İİK m.277 vd. hükümlerine göre iptal davası açılamaz. Bu durumda alacaklılar, borçlunun o işlemine karşı genel hükümlere göre (muvazaa davası veya kanuna karşı hile iddiasıyla)dava açmalıdır.


Borçlunun Aciz Hâlinde Bulunması (Aciz Belgesi)

İİK m.277’ye dayalı iptal davaları, borçlunun aciz hâlinde bulunmasını gerekli koşul saymıştır. Bu durum, borçlunun borcunu ödeyemeyecek durumda olduğunu, diğer bir deyişle alacaklının alacağını karşılayacak başkaca malvarlığı olmadığını gösterir. Borçlunun aczi, çoğunlukla borç ödemeden aciz belgesiyle kanıtlanır. Bu belge, icra takibi sonucunda alacaklının alacağını tamamen veya kısmen tahsil edemediğini ispatlar niteliktedir.

Aciz belgesi, iptal davasının yasal bir dava şartı olup, mahkemece re’sen gözetilir. Kesin aciz belgesi, icra takibinin sonuçlanmasında alacağın bir kısmının ödenmemesiyle icra müdürlüğünce verilir (İİK m.143). Geçici aciz belgesi ise haciz sırasında düzenlenen bir tutanağın İİK m.105/2’deki şartları taşıması (kesin haciz, haczedilen malların alacağı karşılamaya yetmemesi, takdir edilen kıymetin kesinleşmesi) ile ortaya çıkar. Hem kesin hem geçici aciz vesikaları iptal davası açma yetkisi verir. Aciz belgesi sunulmadığında iptal davası, dava şartı yokluğundan reddedilir.

Not: Yargıtay uygulamasında aciz belgesinin dava açılmadan önce alınması şartının katı bir şekilde uygulanması yumuşamıştır. Hâlen geçerli görüşe göre, borçlunun aciz hâli, davanın açılması sırasında gerçekleşmiş ise belgenin sonradan ibrazı da mümkündür ve yargılamanın her aşamasında(hatta istinaf/temyiz süreçlerinde bile) alacaklı tarafından sunulabilir. Esas olan, borçlunun iptal davası itibarıyla borçlarını ödeyemeyecek durumda olduğunun (fiilî acz hâli) ispatıdır. Çok istisnaen, aciz belgesi yoksa da borçlunun fiilen ödeyemeyecek durumda olduğu (başka malı bulunmadığı) sabit ise, bazı kararlarca iptal davası dinlenebilmektedir.


Hak Düşürücü Süre (İİK m.284)

İcra ve İflas Kanunu m.284 uyarınca, iptal davası beş yıl içinde açılmalıdır. Beş yıllık hak düşürücü süre, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Örneğin, tapuda yapılan bir devrin iptalini talep edecekseniz beş yıllık süre, devrin tescil edildiği günden; diğer tasarruflar için fiilen icrasının tamamlandığı tarihten başlar. Hak düşürücü süre, kamusal nitelikte olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınır. Sürenin geçmesiyle iptal davası açma imkânı tamamen ortadan kalkar.

Not: Türk Borçlar Kanunu m.19 (muvazaa/hile) sebebine dayalı açılan tasarrufun iptali davaları 5 yıllık süreyle sınırlı değildir. Zira bu davalar genel hükümlere tabi olup tipik bir tespit/hükümsüzlük davasıniteliğindedir; 10 yıllık genel zamanaşımı süresine veya durumuna göre herhangi bir süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği kabul edilmektedir. Buna karşılık İİK m.277 vd. dâhilinde açılan iptal davalarısüreye tâbi özel nitelikli davalar olduğundan, beş yıllık hak düşürücü süreye riayet edilmemişse dava süresinde açılmamış kabul edilir ve usulden reddedilir.


Taraf Teşkili (Zorunlu Dava Arkadaşlığı)

Tasarrufun iptali davasının doğru kişilere yöneltilmesi, davanın başarısı ve hükmün uygulanabilirliği açısından büyük önem taşır. Borçlu, iptali istenen tasarrufu yapan kişi olduğundan, davanın zorunlu tarafıdır. Borçlu, mutlaka davalı sıfatıyla gösterilmelidir. Diğer yandan borçludan mal veya hakkı devralan ilk “üçüncü kişi” de davalı olarak eklenmelidir. Çünkü iptal kararı alacaklıya, bu üçüncü kişi adına geçen mal üzerinde haciz ve satış yetkisi verir; üçüncü kişi de bu cebri icra işlemlerine katlanmak durumundadır.

Tasarruf konusu mal/hak, ilk devralan tarafından başkasına devredilmişse durum biraz karmaşıklaşır. Kural olarak, tasarrufun iptali davası “kötüniyetli” tüm devralanları kapsayabilir. Borçlu ile malı devralan her kişi, alacaklıya zarar verme kastıyla hareket ettiyse (kötüniyetli ise) iptal davasında hepsi birlikte davalı olarak gösterilebilir. Bu durumda dava arkadaşlıkları zorunlu niteliktedir; her birine karşı birlikte hüküm tesis edilir. Örneğin, borçlunun malını devralan ilk kişi, o malı bir başkasına devretmiş ve ilk devralan ile sonraki devralanlar da borçlunun mal kaçırma kastını bilerek hareket etmişseler, alacaklı tüm bu kişileri bir arada davalı göstererek iptal talep edebilir.

Not: İyiniyetli üçüncü kişiler yönünden iptal davası dinlenemez (İİK m.282/son). Borçludan malı devralan kişi, **borçlunun alacaklılarını zarara uğratma kastını bilmeden ve bilebilecek durumda olmadan edinim yapmışsa iyiniyetli sayılır ve bu durumda iptal kararıyla malına dokunulamaz. Alacaklı, iyiniyetli devralan karşısında iptal davasını kaybeder (dava reddolur), ancak şartları varsa iptale konu malın bedelini ilk devralan kötü niyetli kişiden talep edebilir.


Tasarrufun İptale Elverişli Olması (İptale Tabi Tasarruflar)

Bir tasarruf işleminin iptal davasına konu edilebilmesi (iptale elverişli olması) için, “borçlunun malvarlığını azaltıcı nitelikte ve alacaklıyı zarara sokan” bir hukukî işlem olması gerekir. Kural olarak iptal davasına konu tasarruflar, maddi hukuk bakımından geçerli, şeklen hukuka uygun işlem veya fiillerdir. Yani, borçlu malını hukuken geçerli şekilde üçüncü kişilere devretmiş görünse de gerçekte alacaklının hakkını engelleme kastıyla hareket etmiştir. Bu tür tasarruflar, İcra ve İflas Kanunu’nda sınırlı olarak sayılmıştır (İİK m.278-280).

Tasarrufun iptali davaları, borçlu tarafından yapılan malvarlığını azaltıcı bazı işlemlerin alacaklıya karşı hükümsüz sayılması için açılır. İptale elverişli tasarrufları İİK m.278, 279 ve 280 ayrı durumlar halinde düzenler:

  • Karşılıksız işlemler (İİK m.278): Borçlunun ivazsız (bedelsiz) yaptığı kazandırmalar (örneğin bağışlamalar, aşırı düşük bedelle satışlar veya evlenme, neseben akrabalık gibi yakın ilişkiler içinde edilen karşılıksız çıkarlar) genellikle iptale tabidir. Kanun, borçlunun malvarlığını bedelsiz veya cüzi bedelle üçüncü kişilere devretmesini alacaklılar yönünden korunmaz addeder. İİK m.278 uyarınca,borçlunun son 2 yıl içinde yaptığı bağışlamalar ile bazı yakın akrabalara son 2 yıl içinde düşük bedelle mal devri gibi işlemler mutlak iptal sebebi sayılır. Borçlunun evlilik bağı kurduğu eşine sağladığı malvarlığı kazandırmaları da 278. madde kapsamında değerlendirilir (belirli bir süre sınırlaması ile). Bu hallerde üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığı önem arz etmez; alacaklının menfaatini bozan tasarruf kural olarak iptal edilir.

  • Borçlunun aciz hâlinde yaptığı işlemler (İİK m.279): Borçlu, borcunu ödeyemez durumda (aciz hâlinde) iken mevcut bir borcunu teminat altına almak amacıyla sonradan rehin tesis ederse veya müeccel (vadesi gelmemiş) bir borcunu vadesinden önce öderse ya da bazı alacaklılarını kayırma sonucu doğuran diğer işlemler yaparsa (ör. bir borcunu kabul edip ilamsız takibe itiraz etmemek, belli bir alacaklıya rızaen ödeme yapıp diğerlerini mahrum bırakmak gibi), bu tasarruflar borçlunun aciz döneminde alacaklıyı zarara sokan işlemler olarak iptale tâbi olabilir. Bu işlemler için İİK m.279, borçlunun aciz halinin tasarruf sırasında mevcut olmasını arar; tasarruf tarihi itibariyle borçlu borçlarını ödeyememekteyse, sayılan işlemler iptal sebebidir.

  • Alacaklıyı zarara uğratma kastıyla yapılan işlemler (İİK m.280): Borçlu, alacaklılarına zarar verme (mal kaçırma) amacıyla hareket ederek bir tasarruf işlemi yapmışsa ve tasarrufu edinen üçüncü kişi de bu durumu biliyor veya bilebilecek durumda ise, İİK m.280 kapsamında iptal ettirilebilir. Bu genel iptal sebebi, kanunda açıkça yazılı olmayan hallerde dahi borçlu ile üçüncü kişinin birlikte hareket ederek alacaklıları zarara uğratma kastıyla yaptıkları diğer işlemlere karşı alacaklıyı korur. Örneğin, borçlu, borcunu ödememek için malını bir yakın arkadaşına piyasa değerinin çok altında göstererek satmış ve bu üçüncü kişi de borçlunun borçlarından haberdar olmuşsa, alacaklı İİK m.280’e dayalı iptal davası açabilir. Bu iptal sebebinde, alacaklının ispat yükü görece daha ağırdır; borçlunun kötüniyetini (zarar verme kastını) ve üçüncü kişinin de bunu bildiğini veya bilebilecek durumda olduğunu ispatlaması gerekir. Ancak uygulamada Yargıtay, borcun doğumundan hemen sonraki dönemde ve piyasa değerinden çok düşük bedellerle yapılan satışlar ile yakın akraba ilişkilerininvarlığını kötüniyet (mal kaçırma kastı ve üçüncü kişinin bilgisi) konusunda kuvvetli karine kabul etmektedir.


Tasarruf ile Alacaklının Zarara Uğraması Arasında İlliyet

Tasarrufun iptali davasının dayanağı, alacaklının borçlu tasarrufu nedeniyle alacağını tahsil edemediği iddiasıdır. Bu nedenle alacaklının iptal davası açmakta hukuki yararı bulunması, yani tasarruf ile alacağının tahsil edilememesi arasında nedensellik bağı (illiyet) bulunması gerekir. Borçlunun yaptığı tasarruf, alacaklının alacağını almamasına sebebiyet vermiş olmalıdır; aksi halde iptal davasına gerek yoktur.

Örneğin, eğer borçlunun başkaca yeterli malvarlığı mevcut ise ve alacaklının alacağını tahsili bu mevcut malvarlığından mümkün olduğu halde bir kısmı alacaklıya ödenmemişse, borçlunun mal devri alacaklıyı zarara uğratmamıştır. Dolayısıyla alacaklı, iptal davasında başarıya ulaşamaz çünkü borçlunun işlemi ile alacağının ödenmemesi arasında illiyet bağı kurulamamıştır. İşte bu nedenle iptal davalarında aciz belgesi aranmaktadır; aciz vesikası, borçlunun mal kaçırma tasarrufu olmadan alacağın tahsilinin mümkün olmadığını belgelendirir ve alacaklının hukuki yararını gösterir.


Muvazaa (TBK m. 19) Davası ile Tasarrufun İptali (İİK m. 277 vd.) Davasının Karşılaştırılması

Borçluların mal kaçırma amacıyla yaptıkları işlemlere karşı alacaklıların iki temel hukuki imkânı vardır: Türk Borçlar Kanunu (TBK) m.19’a dayanan muvazaa (danışıklılık) nedeniyle iptal (hükümsüzlük) davası ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) m.277-284’e dayanan tasarrufun iptali davası. Her iki yol da borçlunun hileli işlemlerine karşı alacaklıyı korumayı hedeflese de aralarında önemli farklar bulunmaktadır. Aşağıdaki tabloda başlıca farklar özetlenmiştir

Hangi yol seçilmeli? Özetle, borçlu ile üçüncü kişi arasında muvazaanın (danışıklılığın) net olarak kanıtlanabildiği ve işlem üzerinden uzun süre geçtiği hallerde (yani icra takibi yapmamış veya 5 yıllıksüreyi aşmış olan alacaklılar bakımından), TBK m.19 muvazaa davası daha uygun bir yol olabilir. Buna karşılık, icra takibini kesinleştirip aciz belgesi alabilen alacaklılar, İİK m.277 vd. iptal davasıylanispi etkiyle de olsa kısa sürede sonuç alıp alacaklarını tahsil yoluna gidebilirler. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi de son yıllarda her iki yolu birbirini dışlamayan, duruma göre kullanılabilir alternatifler olarak görmüş ve iptal davası koşulları mevcutken muvazaa davası açmayı da alacaklılar için mümkün kabul etmiştir. Bu her iki hukuki imkânın varlığı, borçludan mal kaçırma riskiyle karşı karşıyakalan alacaklılara stratejik bir tercih imkânı tanır. Yine de somut olayın özelliklerine göre hangi davanın daha hızlı ve etkili sonuç vereceğini değerlendirmek (gerektiğinde her iki talebi alternatifli olarakileri sürmek) avukatların takdir ve tecrübesine bağlıdır.

 


Yorumlar


bottom of page