top of page

TÜKETİCİ KREDİSİ NEDENİYLE HAYAT SİGORTASI YAPILMIŞ OLMASI DURUMUNDA, BANKANIN POLİÇE LİMİTLERİ DAHİLİNDE KALAN KREDİ ALACAĞINI ÖNCELİKLE SİGORTA ŞİRKETİNDEN TAHSİL ETMESİ GEREKTİĞİ

Sigorta şirketi, lehtar konumunda olduğundan bankaya karşı tüketicinin sağlık sorunları olduğunu, örneğin, kalp hastası veya kanser hastalığını gizlediğini ileri süremez. Ülkemiz uygulamasında krediye bağlı hayat sigorta sözleşmelerinin neredeyse tamamına yakınında sözleşmenin tarafı olan sigorta şirketi ile kredi kuruluşu arasında TTK’nın .195.maddesi uyarınca “hâkim ve bağlı şirket ilişkisi”nin mevcut olduğu, sigorta poliçesini düzenleyenin, sigorta şirketinin kendisi veya yetkili acentesi olduğu gözetilmelidir. Yine tüketici işlemlerinde, tüketicinin çok defa işlemin karşı tarafına göre daha zayıf konumda olması, tüketicinin korunmasına yönelik özel düzenlemelerin yapılmasını gerektirmektedir. Ülkemizde de bu ihtiyaç “tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalar” bakımından sigorta sözleşmesi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri ile karşılanmaktadır.  Öyle ki krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinde, hem tüketici hem de sigortalı / sigorta ettiren sıfatını haiz olan kredi alanın, sigorta hukuku mevzuatının yanısıra tüketici hukuku mevzuatının özel düzenlemeleri ile çifte koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bankanın elinde hayat sigortası poliçesi gibi kolayca alacağını tahsil etme imkanı varken, sigortacının ödeme talebini geri çevirdiği şeklindeki bir gerekçeyle, poliçe limiti kapsamında kalan alacağı için icra takibi başlatması veya dava açması TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık oluşturur. Bu nedenle krediye bağlı hayat sigortalarında, sigorta bedelinin asli alacaklısı olan kredi kuruluşunun, sigorta bedelinin ödenmesi yönündeki talebinin tamamen veya kısmen reddedilmesi hâlinde, sigorta şirketine karşı dava açarak ve gerekirse (sigorta bedelinin ödenmeme gerekçesinin çok defa riziko şahsı ile ilgili bir sebebe dayandırılması karşısında) sigorta bedelinin ödenmesi için tüketilmesi gerekli yolları tüketerek, olumlu bir netice alınamaması hâlinde mirasçılara başvurması gerekir.

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİNİN KESİN KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ KARARI


YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ'NİN 10.04.2023 TARİH, 2023/856 ESAS VE 2023/1011 KARAR SAYILI İLAMI


İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu

SAYISI : 2022/6 E., 2023/1 K.



Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun, Bursa Bölge Aliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemine ilişkin talebi üzerine her iki Bölge Adliye Mahkemesi hukuk dairelerinin kesin kararları arasında 5235 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi kapsamında uyuşmazlığın giderilmesi istemi üzerine; dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:


I. BAŞVURU


Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 03.01.2023 tarihli başvurusunda; “Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 2022/11 Esas-2022/217 Karar sayılı kararı ile aynı konuya ilişin Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 2018/1757 Esas-2019/586 Karar sayılı dosyasından verilen kesin nitelikteki kararlar arasında, banka tarafından murise kullandırılan tüketici kredisi nedeniyle açılan alacak davalarında, muris ile yapılan hayat sigortasına ilişkin olarak mirasçılara veya sigortaya başvuru konusunda seçimlik hakkın bulunup bulunmadığı gerekçesi ve anılan daire kararları arasındaki uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi kararı yönünde giderilmesi yönündeki oy çokluğu ile alınan görüşüyle, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Başkanlar kurulunun görevleri” başlıklı 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.


II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI


Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 03.01.2023 tarihli ve 2022/ 6 Esas., 2023/1 Karar sayılı kararı ile;


“ Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 20/10/2022 tarih, 2022/11 Esas, 2022/217 Karar sayılı ilamında, banka tarafından murise kullandırılan tüketici kredisi nedeniyle açılan alacak davalarında, muris ile yapılan hayat sigortasına ilişkin olarak hukuki yolların tüketilmesinin arandığı, bu durumun davanın ön şartı olarak kabul edildiği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 29/05/2019 tarih, 2018/1757 Esas, 2019/586 Karar sayılı ilamında ise bankanın tüketici kredisi alacağı nedeniyle mirasçılara veya sigortaya başvuru konusunda seçimlik hakkı bulunduğu, sigortaya ilişkin olarak hukuki yolları tüketmesinin dava ön şartı olmadığının kabul edildiği anlaşılmıştır.


Her iki dairenin kesin nitelikteki kararları arasında uyuşmazlık bulunduğu anlaşıldığından, 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca anılan daire kararları arasında içtihat birlikteliğinin sağlanması amacıyla Yargıtay 3. Hukuk Dairesine uyuşmazlığın giderilmesi başvurusu yapılmasına oy birliği ile, uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine dair görüşte bulunulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.” gerekçesiyle söz konusu uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiğine oy çokluğu ile karar verilmiştir.


III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR


A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 20.10.2022 Tarihli ve 2022/11 Esas.,2022/217 Karar Sayılı Kararı


Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;


Dosyadaki bilgi ve belgeler bilirkişi raporu değerlendirildiğinde, murisin davacı bankadan kredi kullanımı sırasında kredinin teminatı olarak bankanın dain-i mürtehin hakkı olan kredi vadesi ile uyumlu uzun süreli hayat sigortasını imzaladığı, bankanın sigorta şirketine yaptığı başvuru üzerine sigorta şirketinin murisin beyan yükümlülüğünü yerine getirmediğinin tespit edilmesi nedeniyle sigorta tazminatı ödemesinin mümkün olmadığının bildirildiği, kredi veren bankanın talebi ile tüketici tarafından yaptırılan hayat sigortası, tüketicinin kendi isteğiyle yaptığı bir sigorta olmayıp, bankanın talebi üzerine kredi alacağına teminat oluşturmak üzere yapılan bir sigorta olduğu, sigorta poliçesinde, tüketici sigortalı, banka lehtar ve sigorta poliçesini düzenleyen sigorta şirketi olduğu, rizikonun gerçekleşmesi halinde, bankanın poliçe teminatı kapsamında kalan bakiye kredi alacağını, öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi gerekeceği,bu hususun banka tarafından tüketicinin mirasçıları (halefleri) hakkında dava açılabilmesinin ön şartı olduğu, bankanın sadece poliçe limitinin yeterli olmadığı bakiye alacak için tüketicinin mirasçılarından talepte bulunabileceği, kredi kullanan tüketici adına yapılan hayat sigortası poliçesi mevcutken, bankanın tüketicinin ölümü nedeniyle, tüketicinin mirasçılarından ödenmeyen bakiye kredi alacağının tahsili için dava açması veya icra takibi başlatması, sigorta hukukunun temel ilkelerine ve sigorta yapılmasının amacına aykırılık oluşturacağı gibi sigorta yapılmasına duyulan güven ve itimadı da zedeleyeceğinden, mahkemece verilen karar kanuna uygun olmayıp davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06/03/2020 tarih, 2018/38 - 2020/117 sayılı kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın REDDİNE ...." dair kesin olmak üzere karar verilmiştir.


B. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 29.05.2019 Tarihli ve 2018/1757 Esas, 2019/586 Karar Sayılı Kararı


Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;


"...Uyuşmazlık, kredi borcunun tahsili için yapılan takibe itiraz eden davalı mirasçıların itirazının haklı olup olmadığı, davacı bankanın kredi borcunu öncelikle sigorta şirketinden talep ederek, bu şirkete karşı tüm hukuki yolları tüketmesinin gerekip gerekmediği hususundadır.


Borçlu krediyi kullanırken hayat sigortası yaptırmış, düzenlenen sigorta poliçesinde davacı banka daini mürtehin olarak gösterilmiştir.


Davacı, hayat sigortası poliçesinde daini mürtehin olarak yer almakta olup, bu sıfat ödenecek miktardan öncelikle banka alacağını tahsil etme hakkını sağlamaktadır. Davacı bankanın seçimlik hakkı söz konusu olup bu hakkın, davacı bankanın mutlaka önce sigorta şirketine dava açması gerektiği şeklinde yorumlanması mümkün değildir. Davacı banka kredi bedelinden ödenmeyen bakiye kısmın tahsili için kredi alanın mirasçılarına ya da sigorta şirketine başvurma konusunda seçimlik hakka sahip olup, bu hakkını mirasçılardan yana kullanmıştır. Sigorta şirketi ile davacı banka ayrı tüzel kişilikler olup, sigorta şirketi tarafından herhangi bir nedenle bankaya ödeme yapılmaması, davalıları murislerinin borcundan kaynaklanan ve yasal mirasçı sıfatları nedeniyle doğan sorumluluklarından kurtarmaz. Ancak ödeme yapmaları halinde, sigorta şirketine rücu hakkını verir. (Y.17.HD. 5.4.2018 T. 2016/17449-2018/1854 sy.k; Y.13.HD. 16.6.2015 T, 2014/13577-2015/20560 sy.k)


Mirası reddetmeyen yasal mirasçıların sigorta şirketine müracaat hakkını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Sigortalının yasal halefi olarak, ödemeden kaçınan sigorta şirketine karşı yasal haklarını kullanma ve murislerinin beyan yükümlülüğünü ihlal edip etmediğini ispat külfeti de mirasçılara aittir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, alacağını sigorta şirketi veya mirasçılardan talep etme seçeneğine sahip bankanın, bu hakkını mirası reddetmeyen ve murisin borçlarından sorumlu olan mirasçılara karşı kullanmasında usulsüzlük bulunmamakta olup, ilk derece mahkemesince verilen karar bu açıdan yerinde görülmüştür. HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf yoluna başvuranın sıfatına, istinaf konusu yapılan nedenlere ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararının incelenen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak usul ve yasaya uygun olması nedeniyle davalılar vekilinin istinaf talebi yerinde görülmediğinden, Bayramiç Asliye Hukuk (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi'nin 03/05/2018 günlü, 2017/119-2018/106 sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından HMK 353/1-b-1 hükmü gereğince davalılar vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine ..." dair kesin olmak üzere karar verilmiştir.


IV. GEREKÇE


A. Uyuşmazlık


Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin yukarıda açıklanan kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlık; banka tarafından murise kullandırılan tüketici kredisi nedeniyle açılan alacak davalarında, muris ile yapılan hayat sigortasına ilişkin olarak hukuki yolların tüketilmesinin aranıp aranmayacağı, bu durumun davanın ön şartı olarak kabul edilip edilmeyeceği, bankanın tüketici kredisi alacağı nedeniyle mirasçılara veya sigortaya başvuru konusunda seçimlik hakkının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.


B. İlgili Hukuk


1. Bölge Adliye Mahkemelerinin benzer olaylarda kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi isteminin hukuki dayanağı, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 35 inci maddesinde yer alan düzenlemedir.


5235 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde yer alan düzenlemeye göre; “Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek” bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulunun görevleri arasında sayılmıştır.


5235 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan düzenlemeye göre; “ (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir.”hükmü yer almaktadır.


2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1401 inci maddesinin birinci fıkrasında; “ Sigorta sözleşmesi sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi halinde bunu tanzim etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.”


6102 sayılı TTK’nın 1487 inci maddesinin birinci fıkrasında ise; “Hayat sigortası ile sigortacı, belli bir prim karşılığında, sigorta ettirene veya onun belirlediği kişiye, sigortalının ölümü veya hayatta kalması halinde, sigorta bedelini ödemeyi üstlenir.”;


Aynı Kanun'un 1493 üncü maddesinin birinci maddesinde, “ Sigorta ettiren, 1490 ıncı maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları saklı kalmak üzere, gerçek ya da tüzel kişi lehine sigorta sözleşmesi yapabilir.” ikinci fıkrasında “ Sigorta ettiren, atadığı lehtarı sigortacıya bildirir. Dördüncü fıkrasında; “ Sigorta ettiren, değiştirme hakkından vazgeçtiğini sigorta poliçesine yazdırmakla beraber sigorta poliçesini lehtara teslim etmişse, o kişiyi değiştiremez “ yedinci fıkrasında ise; “Sigortacıdan edimi istem ve tahsil yetkisi, aksi kararlaştırılmadıkça, lehtara aittir.” şeklinde düzenlemeler mevcuttar.


Aynı kanunun 195 inci maddenin üçüncü fıkrası “Bir hâkim şirketin, bir veya birkaç bağlı şirket aracılığıyla bir diğer şirkete hâkim olması, dolaylı hâkimiyettir.” düzenlemesine amirdir.


3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde, "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmü düzenlenmiştir.


TMK’nın 954.maddesi “ Başkasına devredilebilen alacaklar ve diğer haklar rehnedilebilir. Aksine bir hüküm bulunmadıkça, bunların rehni hakkında da teslime bağlı rehin hükümleri uygulanır. "


TMK’nın 955.maddesi, “ Senede bağlanmış olan veya olmayan alacakların rehni için rehin sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve senede bağlı alacaklarda senedin teslim edilmesi gerekir .”


4. 17.1.2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, 1.2.2009 tarihinde yürürlüğe giren, “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar uygulama Esasları Yönetmeliği” nin “Amaç” başlıklı bölümünde, “Bu Yönetmeliğin amacı, kredi kuruluşları tarafından verilen kredilerle bağlantılı olan zorunlu ve ihtiyari sigorta ürünlerinin sunumunda birlik ve güvenilirliği sağlamak, sigorta ettirenlerin, sigortalıların ve lehdarların hak ve menfaatlerini korumak ve verilecek hizmete ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” denilmekte, “Kapsam” başlıklı bölümünde ise, “Bu Yönetmelik, Türkiye’de faaliyet gösteren her türlü kredi kuruluşunun sağladığı kredilerle bağlantılı yaptırılan ihtiyari ve zorunlu sigortaları ve bu sigortalar dahilinde verilecek teminatları kapsar.” denildikten sonra aynı Yönetmeliğin “İhtiyari Sigortalar” başlığında düzenlenen, 6. maddesinin 2. fıkrasında da, “İhtiyari sigortalarda, kredi süresi içerisinde yenileme sorumluluğu kredi kullanana, yenilemeye ilişkin bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğu ise kredi kuruluşuna aittir.” denilmektedir. 4-1.a maddesinde de, “ Bu Yönetmeliğin uygulamasında, Dain-i mürtehin: Kredinin geri ödenmeme riskini ortadan kaldırmak amacıyla yaptırılan sigortalarda, riskin gerçekleşmesi üzerine ödenecek olan tazminat tutarından birinci derecede alacaklı olan gerçek veya tüzel kişiyi “ ifade ettiği düzenlenmiştir.


5. Üçüncü kişi yararına sözleşme başlıklı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 129. maddesinde, “ Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez .”düzenlemesi mevcuttur.


6. Dairemizin 29.03.2022 tarihli 2021/9243 Esas, 2022/2835 Karar sayılı kararında “.... yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, davacı banka tarafından kredi alacağının tahsiline yönelik sigorta şirketine karşı tüm hukuki yollar tüketilmeden, kredi borçlusunun mirasçıları olan davalılara karşı bu aşamada takip başlatılamayacağı, bu nedenle davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı dikkate alınarak, davanın hukuki yarar yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. “


7. Dairemizin 11.05.2022 tarihli 2022/3223 Esas, 2022/4460 karar sayılı kararında ”... tüketici işlemi niteliğindeki banka kredileri nedeniyle, hayat sigortası yapılmış olması durumunda, bankanın poliçe limitleri dahilinde kalan kredi alacağını öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi zorunludur. Bu husus, banka tarafından tüketicinin mirasçıları (halefleri) hakkında dava açılabilmesinin ön şartıdır. Banka sadece poliçe limitinin yeterli olmadığı bakiye alacak için tüketicinin mirasçılarından talepte bulunabilir. Kredi kullanan tüketici adına yapılan hayat sigortası poliçesi mevcutken, bankanın tüketicinin ölümü nedeniyle, tüketicinin mirasçılarından ödenmeyen bakiye kredi alacağının tahsili için dava açması veya icra takibi başlatması, sigorta hukukunun temel ilkelerine ve sigorta yapılmasının amacına aykırılık oluşturacağı gibi sigorta yapılmasına duyulan güven ve itimadı da zedeler. Bu nedenle banka alacağını öncelikle sigorta poliçesinden tahsil etmelidir.”


8. Kapatılan Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 10.02.2020 tarihli, 2017/639 Esas, 2020/1772 Karar sayılı kararında “...tüketici işlemi niteliğindeki banka kredileri nedeniyle, hayat sigortası yapılmış olması durumunda, bankanın poliçe limitleri dahilinde kalan kredi alacağını öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi zorunludur. Bu husus, banka tarafından tüketicinin mirasçıları (halefleri) hakkında dava açılabilmesinin ön şartıdır. Banka sadece poliçe limitinin yeterli olmadığı bakiye alacak için tüketicinin mirasçılarından talepte bulunabilir. Kredi kullanan tüketici adına yapılan hayat sigortası poliçesi mevcutken, bankanın tüketicinin ölümü nedeniyle, tüketicinin mirasçılarından ödenmeyen bakiye kredi alacağının tahsili için dava açması veya icra takibi başlatması, sigorta hukukunun temel ilkelerine ve sigorta yapılmasının amacına aykırılık oluşturacağı gibi sigorta yapılmasına duyulan güven ve itimadı da zedeler. Bu nedenle banka alacağını öncelikle sigorta poliçesinden tahsil etmelidir,”


9. 6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu’nun dava şartları başlıklı 114.üncü maddesinin 1-h maddesinde “Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması” dava şartlarından sayılmış, 115.inci maddesinin ikinci fıkrasında da , “ Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. “ düzenlemesi getirilmiştir.


C. Değerlendirme


1.5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nda (SK) “Sigorta Sözleşmeleri” başlığı altında sigorta sözleşmelerinin kapsamı ve kurulması hakkındaki hükümlere yer verilmiş, ancak sigorta sözleşmesi tanımlanmamıştır. Sigorta sözleşmesi yukarıda açıklanan 6102 sayılı TTK’nın 1401. maddesinde tanımlanmıştır.


2. Sigorta sözleşmeleri her iki tarafa hak ve yükümlülükler yükleyen, karşılıklılık güven ve iyi niyet esasına dayalı olarak kurulan sözleşmelerdir.


3.Krediye bağlı hayat sigortalarına ilişkin olarak Türk Ticaret Kanunu’nda veya 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nda (SK) herhangi bir düzenleme mevcut olmadığı gibi, SK.nın 11. meddesi uyarınca hazırlanmış ayrı bir krediye bağlı hayat sigortası genel şartı da bulunmamaktadır. Bu nedenle uygulamada, krediye bağlı hayat sigortası sözleşmeleri, hayat sigortalarının özel bir türü olduğu gözetilerek, hayat sigortası sözleşmelerine ilişkin düzenlemeler ve hayat sigortası sözleşmesi genel şartları çerçevesinde akdedilmektedir. Bu nedenle Türk Ticaret Kanunu’nun hem tüm sigorta türleri bakımından ortak olan TTK m.1401 vd.deki genel hükümleri, hem de 1487 vd.da yer alan hayat sigortalarına ilişkin özel hükümleri krediye bağlı hayat sigortaları bakımından da uygulanacaktır.


4. Doğrudan ve özel olarak krediye bağlı hayat sigortalarına ilişkin hükümlerin yer aldığı tek düzenleme, 2015 tarihli “Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği”dir. Yönetmelikte, kredi kuruluşunun sözleşmenin yapılmasından önceki safhada kredi kullananı bilgilendirme yükümlülüğüne, sigorta teminat tutarı ve süresine, sigorta sözleşmesinin yenilenmesine dair ayrıntılı sayılabilecek bazı düzenlemeler bulunmaktadır.


5.Somut uyuşmazlıkta, sigorta poliçelerinin davacı banka tarafından açılan kredilere teminat olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Esasen kredi veren bankanın talebi ile tüketici tarafından yaptırılan hayat sigortası, tüketicinin kendi isteğiyle yaptığı bir sigorta olmayıp, bankanın talebi üzerine kredi alacağına teminat oluşturmak üzere yapılan bir sigortadır. Ve asıl amaç sigorta ettirenin bir ihtiyacının karşılanması olmayıp, bankanın kredi verdiği kişinin ölüm nedeniyle krediyi geri ödeyememesi nedeniyle maruz kalacağı riskin teminat altına alınmasıdır. Sigorta poliçesinde, tüketici sigortalı, banka lehtar ve sigorta poliçesini düzenleyen sigorta şirketidir. Tüketici kredisi sözleşmesinde ve tüm sigorta poliçelerinin üzerinde kredi veren bankanın adına dain ve mürtehin kaydı bulunacağının yazılı olduğu anlaşılmaktadır.


6.Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinde, sözleşmenin kredi kuruluşu veya kredi borçlusu tarafından akdedildiği önem taşımaksızın, genel şartlarda alacaklı kredi kuruluşunun “dain-i mürtehin” olarak atandığına ilişkin kayıtlara yer verildiğinden kredi borçlusunun ölümü hâlinde hak kazanılacak olan sigorta bedeli üzerinde “rehin hakkı sahibi alacaklı”yı ifade etmek üzere kullanılan bu kavram, Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği m. 4/1,a’da “Kredinin geri ödenmeme riskini ortadan kaldırmak amacıyla yaptırılan sigortalarda, riskin gerçekleşmesi üzerine ödenecek olan tazminat tutarından birinci derecede alacaklı olan gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır.


7.Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TBK) 954/1. maddesi uyarınca, “başkasına devredilebilen alacaklar ve diğer haklar üzerinde rehin tesis edilmesi” mümkündür.. Alacak rehninin ne şekilde kurulacağı TMK’nın 955. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre, “senede bağlanmış olan veya olmayan alacakların rehni için rehin sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması” gereklidir. Kredi kuruluşunun, krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinden doğan sigorta bedeli üzerindeki rehin hakkı ise uygulamada, poliçeye ve sözleşme genel şartlarına eklenen kayıtlar ile sağlanmaktadır.


8. Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinde, kredi kuruluşu banka “öncelikli (aslî) ve değiştirilemez lehtar” olarak belirlenmektedir. Buna göre, sigorta sözleşmesinin kredi borçlusu tarafından akdedildiği hâllerde, TBK’nın 129 maddesi anlamında olayda aynı zamanda “üçüncü kişi yararına sözleşme” bulunmaktadır. Öyle ki hayat sigortalarında lehdar tayini ilke olarak tam üçüncü şahıs lehine sözleşme şeklinde gerçekleştiğinden, riziko gerçekleştiğinde sigortacı tazminat ödemesini doğrudan doğruya lehdara (bankaya ) yapacaktır. Ayrıca, krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinde ise, sigorta ettiren kredi borçlusunun sigorta bedeli üzerindeki “tasarruf yetkisi” kredi kuruluşunun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1493 maddesi çerçevesinde değiştirilemez lehtar olarak atanması ile birlikte sona ermektedir.


9. Sigorta şirketi, lehtar konumunda olduğundan bankaya karşı tüketicinin sağlık sorunları olduğunu, örneğin, kalp hastası veya kanser hastalığını gizlediğini ileri süremez. Ülkemiz uygulamasında krediye bağlı hayat sigorta sözleşmelerinin neredeyse tamamına yakınında sözleşmenin tarafı olan sigorta şirketi ile kredi kuruluşu arasında TTK’nın .195.maddesi uyarınca “hâkim ve bağlı şirket ilişkisi”nin mevcut olduğu, sigorta poliçesini düzenleyenin, sigorta şirketinin kendisi veya yetkili acentesi olduğu gözetilmelidir. Yine tüketici işlemlerinde, tüketicinin çok defa işlemin karşı tarafına göre daha zayıf konumda olması, tüketicinin korunmasına yönelik özel düzenlemelerin yapılmasını gerektirmektedir. Ülkemizde de bu ihtiyaç “tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalar” bakımından sigorta sözleşmesi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri ile karşılanmaktadır.  Öyle ki krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinde, hem tüketici hem de sigortalı / sigorta ettiren sıfatını haiz olan kredi alanın, sigorta hukuku mevzuatının yanısıra tüketici hukuku mevzuatının özel düzenlemeleri ile çifte koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bankanın elinde hayat sigortası poliçesi gibi kolayca alacağını tahsil etme imkanı varken, sigortacının ödeme talebini geri çevirdiği şeklindeki bir gerekçeyle, poliçe limiti kapsamında kalan alacağı için icra takibi başlatması veya dava açması TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık oluşturur. Bu nedenle krediye bağlı hayat sigortalarında, sigorta bedelinin asli alacaklısı olan kredi kuruluşunun, sigorta bedelinin ödenmesi yönündeki talebinin tamamen veya kısmen reddedilmesi hâlinde, sigorta şirketine karşı dava açarak ve gerekirse (sigorta bedelinin ödenmeme gerekçesinin çok defa riziko şahsı ile ilgili bir sebebe dayandırılması karşısında) sigorta bedelinin ödenmesi için tüketilmesi gerekli yolları tüketerek, olumlu bir netice alınamaması hâlinde mirasçılara başvurması gerekir.


10. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tüketici işlemi niteliğindeki banka kredileri nedeniyle, hayat sigortası yapılmış olması durumunda, bankanın poliçe limitleri dahilinde kalan kredi alacağını öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi zorunludur. Bu husus, banka tarafından tüketicinin mirasçıları (halefleri) hakkında dava açılabilmesinin ön şartıdır.


Kredi kullanan tüketici adına yapılan hayat sigortası poliçesi mevcutken, bankanın tüketicinin ölümü nedeniyle, tüketicinin mirasçılarından ödenmeyen bakiye kredi alacağının tahsili için dava açması veya icra takibi başlatması, sigorta hukukunun temel ilkelerine ve sigorta yapılmasının amacına aykırılık oluşturacağı gibi sigorta yapılmasına duyulan güven ve itimadı da zedeler. Bu nedenle banka, alacağını öncelikle sigorta poliçesinden tahsil etmelidir. Medeni Kanun'un 2. maddesinde, "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmü düzenlenmiştir. Buna göre, tüm hukuki yollar kredi kuruluşu banka tarafından tüketilmeden mirasçılara karşı takip başlatılmış olması, dürüstlük kuralına uygun düşmemektedir.


11. Bu itibarla; davacı kredi kuruluşu banka tarafından kredi borcunu ödemeyen yasal mirasçılara karşı açılan eldeki dava, banka tarafından sigorta bedelinin elde edilmesi için başvurabilecek hukukî yollar tüketilmediği için erken açılan dava niteliğindedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18.02.2022 tarihli ve 2019/5 E., 2022/1 K. sayılı kararında; ifa zamanı gelmemiş (vadesi gelmemiş, muaccel olmayan, müeccel) bir alacak için açılmış dava, erken açılmış dava niteliğinde olduğundan, bu davanın açılmasında henüz hukukî yarar bulunmadığı, o nedenle, HMK'nın 114/1-h bendinde dava şartları arasında sayılan hukukî yararın bulunmadığı durumda, davanın esastan değil, HMK'nın 115/2. maddesi gereği usulden reddine karar verilmesi gerekir.


12. Açıklanan sebeplerle uyuşmazlığın esastan red şeklindeki husus dışında Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 20.10.2022 tarihli ve 202211 Esas, 2022/217 Karar sayılı kararının gerekçesi açısından genel hatları ile Dairemiz emsal kararlarına da uygun olduğu anlaşıldığından uyuşmazlığın yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan doğrultuda giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.


V. KARAR


1. Uyuşmazlığın, gerekçesi açısından Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 20.10.2022 tarihli ve 2021/11 Esas, 2022/217 Karar sayılı kararının genel hatları ile Dairemiz emsal kararlarına uygunluğu gözetilerek yukarıda açıklanan şekilde giderilmesine,


2. Dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,


3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,


10.04.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.


KARARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ


2023_856
.pdf
Download PDF • 17.80MB




66 görüntüleme0 yorum
bottom of page