MURİS MUVAZAASINA DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVALARI “Teori, İçtihat, İspat, Uygulama ve Stratejik Dava Yönetimi Bakımından”
- Av. Özgür GÜL

- 19 May
- 13 dakikada okunur
Muris muvazaası, Türk özel hukuk uygulamasında miras hukuku, borçlar hukuku, eşya hukuku ve medeni usul hukukunun kesişim alanında yer alan en önemli uyuşmazlık türlerinden biridir. Mirasbırakanın gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstermesi, görünürdeki işlemin muvazaa nedeniyle; gizli bağışın ise resmi şekle aykırılık nedeniyle geçersizliği sonucunu doğurmaktadır. Bu davaların pozitif hukuktaki açık bir kanun maddesine değil, TBK m. 19’daki muvazaa ilkesi ile 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na dayanması, uygulamada doktrin ve içtihat eksenli bir hukuk alanı doğurmuştur. Bu nedenle davanın başarısı, yalnızca tapu kaydının incelenmesine değil; mirasbırakanın gerçek iradesinin, aile içi ilişkilerin, devir tarihindeki ekonomik koşulların, devralanın alım gücünün, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki farkın, bakım-minnet ilişkilerinin ve üçüncü kişilerin iyiniyet durumunun bütüncül biçimde ispatına bağlıdır.
I. GİRİŞ
Muris muvazaası, uygulamada en sık karşılaşılan miras uyuşmazlıklarından biridir. Sorunun kaynağında, mirasbırakanın sağlığında bazı mirasçıları kayırmak, bazılarını miras payından yoksun bırakmak veya aile içi dengeyi kendi iradesine göre yeniden kurmak amacıyla tapulu taşınmazlarını görünürde satış gibi göstermesi yatmaktadır. Ancak bu görünürdeki satış, çoğu zaman gerçek bir bedel karşılığı yapılmamakta; mirasbırakan malvarlığını fiilen bağışlamakta, fakat bu bağışı tapuda satış şeklinde göstermektedir.
Bu çalışmada davanın dayanağı, uygulanma alanı, dava hakkı, görev-yetki, ispat, üçüncü kişilere devir, tenkisle ilişki, ecrimisil, harç ve vekâlet ücreti gibi başlıklar geniş bir bilimsel çerçevede ele alınmakta; tezler, hukuk fakültesi dergileri, Yargıtay kararları ve öğretideki tartışmalarla birlikte sistematik bir inceleme yapılmaktadır.
Muris muvazaasına ilişkin literatürde, konunun kanunda açıkça düzenlenmemiş olmasına rağmen uygulamada çok sayıda dava doğurduğu ve bu nedenle Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen özgün bir alan hâline geldiği belirtilmektedir.
II. MURİS MUVAZAASININ HUKUKİ NİTELİĞİ
Muris muvazaası, klasik anlamda bir nisbi muvazaa türüdür. Nisbi muvazaada taraflar, görünürde bir hukuki işlem yapmakta; ancak gerçekte başka bir işlem üzerinde anlaşmaktadır. Muris muvazaasında görünürdeki işlem çoğunlukla satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesidir. Gizlenen işlem ise bağıştır. Bu nedenle işlem iki katmanlıdır:
Birinci katmanda tapuda resmi şekilde yapılan ve dış dünyaya açıklanan satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi vardır. İkinci katmanda ise tarafların gerçek iradesini oluşturan bağış sözleşmesi bulunmaktadır. Ancak gizli bağış, tapulu taşınmazlar bakımından TMK m. 706, TBK m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26 uyarınca resmi şekilde yapılmadığından geçersizdir. Görünürdeki satış ise tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için TBK m. 19 kapsamında muvazaa nedeniyle geçersizdir.
Bu yapı, muris muvazaasını sıradan muvazaa hallerinden ayırır. Çünkü burada yalnızca tarafların üçüncü kişileri aldatması değil, özellikle mirasçıların miras hakkından yoksun bırakılması amacı söz konusudur. TBB Dergisi’nde yayımlanan “Muris Muvazaası ve Muvazaa İddiasında Bulunulamayacak Bazı Durumlar” başlıklı çalışmada da muris muvazaası, mirasçıyı miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla karşılıksız kazandırmanın tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi gösterilmesi şeklinde açıklanmaktadır.
Bu nedenle muris muvazaasında üç temel unsur birlikte aranır:
Mirasbırakanın tapulu taşınmazını devretmesi,
Gerçek iradenin bağış olmasına rağmen tapuda satış veya benzeri ivazlı işlem gösterilmesi,
Mirasbırakanın mirasçılardan mal kaçırma kastıyla hareket etmesi.
Bu üçüncü unsur özellikle önemlidir. Her muvazaalı işlem muris muvazaası değildir. Mirasbırakan alacaklılarından mal kaçırmak, vergi yükünden kaçınmak veya başka bir ekonomik amaçla görünürde işlem yapmışsa, bu işlem genel muvazaa kapsamında değerlendirilebilir; ancak 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı anlamında muris muvazaası sayılması için mirasçılardan mal kaçırma amacı bulunmalıdır.
III. 01.04.1974 TARİHLİ 1/2 SAYILI İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI’NIN MERKEZİ ROLÜ
Muris muvazaası davalarının temel dayanağı, 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’dır. Bu karar, kanun koyucunun açıkça düzenlemediği bir uyuşmazlık alanında uygulamanın temel normatif kaynağı hâline gelmiştir.
1974 tarihli İBK’nın özü şudur: Bir kimse, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını tapuda satış gibi gösterirse, saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar tapu iptal ve tescil davası açabilir. Bu davada mirasçıların dava hakkı, mirasbırakanın halefi sıfatından değil, kendi miras haklarının ihlalinden doğar.
Bu kararın uygulamada doğurduğu başlıca sonuçlar şunlardır:
Birincisi, dava yalnızca saklı paylı mirasçılara tanınmış değildir. Saklı payı bulunmayan mirasçılar da muris muvazaasına dayalı dava açabilir. Bu yönüyle muris muvazaası davası, tenkis davasından daha geniş bir dava hakkı tanır.
İkincisi, dava yalnızca miras payının korunmasına değil, tapu sicilindeki yolsuz tescilin düzeltilmesine yöneliktir. Bu nedenle dava aynî niteliktedir.
Üçüncüsü, dava zamanaşımına veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Ancak çok uzun süre sonra dava açılmasının TMK m. 2 kapsamında hakkın kötüye kullanılması oluşturup oluşturmayacağı zaman zaman içtihat tartışmalarına konu olmuştur.
Dördüncüsü, 1974 tarihli İBK’nın kapsamı sınırsız değildir. Karar, tapulu taşınmazların tapuda satış veya benzeri görünürdeki ivazlı işlemle devredilmesi haline ilişkindir. Taşınırlar, tapusuz taşınmazlar, vasiyetnameler, şirket payları veya doğrudan bağışlar aynı karar kapsamında değerlendirilemez.
IV. MURİS MUVAZAASININ UYGULANMA ALANI VE SINIRLARI
1. Tapulu taşınmaz şartı
Muris muvazaasının klasik uygulama alanı, tapuya kayıtlı taşınmazların satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi gösterilerek devredilmesidir. Tapulu taşınmaz şartı, gizli bağışın şekle aykırılığına dayanan hukuki mekanizmanın sonucudur. Tapusuz taşınmazlarda veya taşınır mallarda elden bağış kural olarak şekle bağlı olmadığından, gizli bağış geçerli kabul edilebilir. Bu nedenle 1974 tarihli İBK’nın uygulanma alanı daralır.
2. Tapuda bağış yapılmışsa muris muvazaası olmaz
Mirasbırakan taşınmazı tapuda açıkça bağışlamışsa, artık görünürde satış-gizli bağış ayrımı yoktur. Gerçek irade ile dışa vurulan irade örtüşmektedir. Bu durumda muris muvazaasından değil; şartları varsa tenkis veya denkleştirme hükümlerinden söz edilir.
Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Çünkü muris muvazaası davasında işlemin tamamen geçersizliği ve tapunun iptali istenirken, tenkis davasında saklı pay ihlalinin parasal veya aynî giderimi gündeme gelir. Muris muvazaası davası tüm mirasçılar tarafından açılabilirken, tenkis davası saklı paylı mirasçılarla sınırlıdır.
3. Vasiyetname ve ölüme bağlı tasarruflar
Vasiyetname, muris muvazaasının konusu değildir. Çünkü muris muvazaasında aranan temel unsur, mirasbırakan ile karşı taraf arasında sağlararası danışıklı bir işlem yapılmasıdır. Vasiyetnamede ise tek taraflı ölüme bağlı tasarruf vardır. Bu nedenle vasiyet yoluyla yapılan kazandırmalar için koşulları varsa vasiyetnamenin iptali, tenkis veya mirastan çıkarma gibi miras hukuku kurumları gündeme gelir.
4. Taşınırlar, şirket payları ve kooperatif ortaklıkları
Yüklenen dosyada da belirtildiği üzere taşınırlar, kooperatif ve şirket ortaklık payları bakımından muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açılamaz. Bu tür kazandırmalarda işlemin türüne göre genel muvazaa, denkleştirme, tenkis, sebepsiz zenginleşme veya şirketler hukuku hükümleri gündeme gelebilir. Özellikle limited şirket pay devri gibi işlemler kendine özgü şekil şartlarına tabi olduğundan, muris muvazaası içtihadının taşınmazlara ilişkin yapısı doğrudan uygulanmamalıdır.
5. Kadastro tespiti sırasında üçüncü kişi adına tescil
Kadastro sırasında mirasbırakanın taşınmazın üçüncü kişi veya mirasçılardan biri adına tespitine muvafakat etmesi, her zaman muris muvazaası sayılmaz. Çünkü burada tapuda satış şeklinde yapılmış iki taraflı bir sözleşme bulunmayabilir. Bu tür hallerde dava, muris muvazaasından ziyade mülkiyet iddiası, kadastro tespitine itiraz veya tapu iptal ve tescil davası olarak yapılandırılmalıdır.
V. MURİS MUVAZAASINDA MİRASBIRAKANIN ASIL İRADESİNİN TESPİTİ
Muris muvazaası davalarının kalbi, mirasbırakanın gerçek iradesinin tespitidir. Çünkü her bedel farkı, her aile içi devir veya her düşük satış bedeli tek başına muvazaa anlamına gelmez. Yargıtay, mirasbırakanın gerçek iradesini belirlerken olayın tüm özelliklerinin birlikte değerlendirilmesini ister.
Zeynep Uyar Hatipoğlu’nun “Yargıtay İçtihatlarına Göre Muris Muvazaasında Miras Bırakanın Asıl İradesinin Tayini” başlıklı makalesinde, Yargıtay’ın muris muvazaası nitelendirmesi yapabilmek için mirasbırakanın asıl iradesinin dikkatle araştırılması gerektiğini vurguladığı belirtilmektedir. Makalede, murisin lehine kazandırmada bulunmak istediği kişinin üçüncü kişiden aldığı taşınmazın bedelini ödemesi halinde muris muvazaasının değil, şartları varsa tenkis hükümlerinin gündeme gelebileceği ifade edilmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik kriterleri genel olarak şu başlıklarda toplanır:
Mirasbırakanın işlem yapmakta haklı ve makul bir nedeni var mıydı?
Devralanın taşınmazı satın alabilecek ekonomik gücü bulunuyor muydu?
Tapuda gösterilen bedel ile gerçek değer arasında fahiş fark var mıydı?
Mirasbırakanın başka malvarlığı var mıydı, yoksa tüm veya büyük kısmını mı devretti?
Devir ölümden kısa süre önce mi yapıldı?
Devirden sonra mirasbırakan taşınmazı kullanmaya devam etti mi?
Mirasbırakan ile devralan arasında bakım, minnet, sadakat veya yakın ilgi ilişkisi var mıydı?
Diğer mirasçılarla mirasbırakan arasında husumet, kopukluk veya aile içi dışlama var mıydı?
Yörede kız çocuklarının mirastan pay almaması gibi sosyal eğilimler bulunuyor muydu?
Bu kriterler, tek tek değil, birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin satış bedeli düşük olabilir; ancak devralan uzun yıllar murise bakmış, murisin ciddi bakım ihtiyacı bulunmuş ve devredilen malvarlığı toplam terekeye göre makul oranda kalmışsa muvazaa kabul edilmeyebilir. Buna karşılık devralanın alım gücü yoksa, bedel ödenmemişse, muris ölümünden hemen önce tüm malvarlığını yalnızca bir çocuğuna devretmişse ve diğer mirasçılar dışlanmışsa muvazaa kabulü güçlenir.
VI. BAKIM, MİNNET VE ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMELERİ
Muris muvazaası davalarında en tartışmalı alanlardan biri, bakım ve minnet ilişkileridir. Mirasbırakan yaşlı, hasta veya bakıma muhtaç olabilir. Çocuklardan biri veya üçüncü kişi mirasbırakana fiilen bakmış olabilir. Bu durumda taşınmaz devri, her zaman mirasçılardan mal kaçırma amacı taşımaz. Bazen devir, fiilen verilen bakım hizmetinin karşılığıdır.
Yüklenen dosyada da, kendisine bakan evladına minnet duygusuyla taşınmaz devredilmesi hâlinde Yargıtay’ın bazı kararlarında muvazaa bulunmadığı görüşünün benimsendiği; ancak murisin özel bakım ihtiyacı yoksa veya çok sayıda taşınmazını bu gerekçeyle devretmişse muvazaa ihtimalinin doğabileceği belirtilmiştir.
Bu konuda sağlıklı değerlendirme için şu ayrım yapılmalıdır:
Mirasbırakanın gerçekten bakım ihtiyacı varsa, devralan uzun süre fiilen bakım hizmeti vermişse ve devredilen taşınmaz bu hizmetle orantılı ise, devir ivazlı bir karakter taşıyabilir. Bu durumda satış bedelinin para olarak ödenmemesi tek başına muvazaa sonucunu doğurmaz. Çünkü ivaz, para dışında emek veya hizmet olarak da kararlaştırılabilir.
Buna karşılık mirasbırakanın bakım ihtiyacı yoksa, devralan fiilen bakım vermemişse, devir malvarlığının tamamına yakınını kapsıyorsa veya görünürdeki ölünceye kadar bakma sözleşmesi fiilen hiç uygulanmamışsa, bu sözleşme muris muvazaasının örtüsü olabilir.
Bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde dava stratejisi yalnızca sözleşme metnine değil, sözleşmenin fiilen uygulanıp uygulanmadığına, bakım borçlusunun edimlerini yerine getirip getirmediğine, murisin bakım ihtiyacının derecesine, sağlık kayıtlarına, komşu ve akraba tanıklarına, banka ve fatura kayıtlarına dayandırılmalıdır.
VII. MURİS MUVAZAASI, TENKİS VE DENKLEŞTİRME ARASINDAKİ İLİŞKİ
Muris muvazaası, tenkis ve denkleştirme birbirine karıştırılmamalıdır.
Muris muvazaası, görünürdeki satış veya ivazlı işlemin gerçekte bağış olması ve bu bağışın mirasçılardan mal kaçırma amacıyla gizlenmesi halinde gündeme gelir. Sonuç, tapu iptali ve miras payı oranında tescildir.
Tenkis, mirasbırakanın geçerli sağlararası veya ölüme bağlı kazandırmalarıyla saklı payları ihlal etmesi halinde gündeme gelir. Burada işlem geçerlidir; ancak saklı payı aşan kısmın indirimi istenir.
Denkleştirme, mirasbırakanın sağlığında altsoyuna yaptığı bazı kazandırmaların miras paylaşımında hesaba katılmasıdır. Burada da işlem geçerlidir; fakat mirasçılar arasındaki eşitlik denkleştirme yoluyla sağlanır.
Bu ayrım özellikle şu hallerde önemlidir:
Mirasbırakan tapuda açıkça bağış yaptıysa, muris muvazaası değil, tenkis veya denkleştirme düşünülür.Mirasbırakan çocuğuna para verip üçüncü kişiden taşınmaz almasını sağladıysa, muris muvazaası değil, denkleştirme veya tenkis gündeme gelebilir.Mirasbırakan geçerli bir satış yaptıysa, satış ivazlı olduğu için kural olarak tenkise tabi olmaz.Mirasbırakan vasiyetname yaptıysa, muris muvazaası değil, vasiyetnamenin iptali veya tenkis gündeme gelir.
VIII. DAVA HAKKI VE TARAF SIFATI
Muris muvazaasına dayalı davayı, miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar açabilir. Bu mirasçılar saklı pay sahibi olmak zorunda değildir. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılar ve evlatlıklar bu davayı açabilir. Önemli olan, davanın açıldığı tarihte mirasçılık sıfatının bulunmasıdır.
Buna karşılık mirası reddeden, mirastan feragat eden veya mirasçılıktan çıkarılan kişinin dava hakkı kural olarak bulunmaz. Ancak mirasçılıktan çıkarma tasarrufunun iptali istenmişse, bu uyuşmazlık muris muvazaası davası bakımından bekletici mesele yapılabilir.
Dava, kural olarak muvazaalı işlemin tarafı olan kişiye karşı açılır. Taşınmaz daha sonra üçüncü kişiye devredilmişse, davanın üçüncü kişiye yöneltilebilmesi için üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunun ispatı gerekir. Aksi halde TMK m. 1023 gereğince tapu siciline güven ilkesi devreye girer.
Burada çok önemli bir stratejik ayrım vardır:
Taşınmaz hâlen ilk devralanın üzerindeyse, tapu iptal ve tescil talebi doğrudan ona yöneltilir.Taşınmaz üçüncü kişiye devredilmişse, üçüncü kişinin kötüniyeti ispat edilebiliyorsa tapu iptal ve tescil istenebilir.Üçüncü kişi iyiniyetliyse, tapu iptal ve tescil yerine tazminat talebi gündeme gelir.Davacı, doğrudan tazminat talebini de tercih edebilir.
Bu nedenle dava açılmadan önce tapu kayıtları, takyidatlar, tedavül zinciri ve satış tarihleri ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Devralan üçüncü kişinin akrabalık ilişkisi, taşınmazı edinme bedeli, ödeme şekli, ekonomik gücü, devir tarihi ve murisle/devralanla ilişkisi araştırılmalıdır.
IX. GÖREV, YETKİ, SÜRE VE DAVA AÇMA ZAMANI
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir ve bu yetki taşınmazın aynına ilişkin dava niteliği nedeniyle kesin yetkidir. Birden fazla taşınmaz varsa, taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılması mümkündür.
Bu davalar, mirasbırakan hayattayken açılamaz. Çünkü muris muvazaası davasında mirasçıların dava hakkı, mirasbırakanın ölümüyle doğar. Mirasbırakan sağ iken miras hakkı henüz doğmadığından, mirasçının muris muvazaasına dayalı dava açması mümkün değildir.
Zamanaşımı ve hak düşürücü süre bakımından ise muris muvazaası davaları özel bir konuma sahiptir. Dava, yolsuz tescilin düzeltilmesine yönelik aynî nitelikte olduğundan zamanaşımına tabi değildir. Bununla birlikte çok uzun süre sonra dava açılmasının dürüstlük kuralı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ayrı bir tartışma konusu olmuştur. Güncel ve yerleşik yaklaşım, sırf uzun süre geçmesinin davanın reddi için yeterli olmadığı yönündedir; ancak somut olayda hakkın kötüye kullanılması teşkil eden olağanüstü durumlar ayrıca tartışılabilir.
X. İSPAT REJİMİ
Muris muvazaası davalarında en kritik alan ispat hukukudur. Davacılar, mirasbırakanın gerçek iradesinin bağış olduğunu ve bu bağışın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla satış gibi gösterildiğini ispatlamalıdır.
Ancak davacı mirasçılar, muvazaalı işlemin tarafı değildir. Bu nedenle taraf muvazaasında geçerli olan yazılı delille ispat zorunluluğu burada aynı katılıkta uygulanmaz. Mirasçılar üçüncü kişi konumunda kabul edildiğinden, muris muvazaası her türlü delille ispat edilebilir.
Başlıca deliller şunlardır:
Tanık beyanları,
Tapu kayıtları ve resmi senetler,
Banka hesap hareketleri,
Satış bedelinin ödenip ödenmediğini gösteren belgeler,
Vergi ve harç kayıtları,
Keşif ve bilirkişi raporu,
Taşınmazın işlem tarihindeki ve dava tarihindeki değeri,
Mirasbırakanın sağlık kayıtları,
Bakım ihtiyacını gösteren belgeler,
Fatura ve kullanım kayıtları,
Aile içi yazışmalar, mesajlar, mektuplar,
Mirasbırakanın diğer mirasçılarla ilişkisini gösteren tanık anlatımları.
İspatta yalnızca “bedel düşük” demek yeterli değildir. Bedel düşüklüğü; devralanın alım gücünün bulunmaması, bedelin fiilen ödenmemesi, murisin satış ihtiyacının olmaması, terekeye para girmemesi, malvarlığının tamamına yakınının devredilmesi, kız çocuklarının dışlanması veya ikinci eş/ikinci evlilik çocuklarının kayrılması gibi olgularla desteklenmelidir.
XI. UYGULAMADA MURİS MUVAZAASINA İŞARET EDEN FİİLİ KARİNELER
Muris muvazaası çoğu zaman doğrudan belgeyle ispatlanamaz. Çünkü taraflar zaten görünürdeki işlemi resmi şekilde yaparak gerçek iradeyi gizlemektedir. Bu nedenle uygulamada fiili karineler büyük önem taşır.
En güçlü karineler şunlardır:
Mirasbırakanın taşınmazı devretmek için ekonomik veya makul bir ihtiyacının bulunmaması,
Devralanın taşınmazı satın alabilecek ekonomik güce sahip olmaması,
Tapuda gösterilen bedelin rayiç değere göre çok düşük olması,
Bedelin banka yoluyla ödenmemiş olması,
Satıştan sonra bedelin murisin malvarlığına girdiğinin ispatlanamaması,
Devirden sonra murisin taşınmazda oturmaya veya taşınmazdan yararlanmaya devam etmesi,
Devrin ölümden kısa süre önce yapılması,
Mirasbırakanın tüm veya büyük ölçüde malvarlığını bir mirasçıya devretmesi,
Diğer mirasçılarla husumet veya dışlama ilişkisi bulunması,
Kız çocuklarının veya önceki evlilikten olan çocukların dışlanması,
Devralanın murisle birlikte yaşamasına rağmen bakım hizmetinin olağan aile dayanışması sınırında kalması,
Muvazaalı devrin hemen ardından üçüncü kişiye devir yapılarak tapu iptal davasının zorlaştırılması.
Bu karineler, tek tek kesin delil değildir. Ancak birlikte değerlendirildiğinde hakimde muris muvazaası kanaati oluşturabilir. Bu nedenle dava dilekçesinde her karine ayrı başlık altında, deliliyle birlikte somutlaştırılmalıdır.
XII. ÜÇÜNCÜ KİŞİYE DEVİR VE TMK M. 1023 SORUNU
Muris muvazaası davalarında en zorlu sorunlardan biri, taşınmazın ilk devralan tarafından üçüncü kişiye devredilmesidir. Bu durumda TMK m. 1023 gereğince tapu siciline güven ilkesi gündeme gelir. İyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı korunur. Ancak üçüncü kişi kötüniyetliyse, yani murisin muvazaalı işlem yaptığını biliyor veya bilebilecek durumda ise, iyiniyet korumasından yararlanamaz.
Kötüniyetin ispatında şu olgular önemlidir:
Üçüncü kişinin aileden veya yakın çevreden olması,
Taşınmazı rayiç değerin çok altında alması,
Bedel ödemediğinin veya ödeme gücü olmadığının anlaşılması,
Muris muvazaası iddiasını bilebilecek konumda olması,
Devrin dava tehdidi veya ihtar sonrasında yapılması,Kısa aralıklarla tedavül yapılması,
Taşınmazın fiilen hâlen ilk devralan veya muris ailesi tarafından kullanılması.
Bu aşamada davacı yönünden ihtiyati tedbir talebi büyük önem taşır. Taşınmaz hâlen davalının üzerindeyken tedbir konulmazsa, yargılama sırasında üçüncü kişiye devir riski doğabilir. Bu nedenle dava dilekçesiyle birlikte taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir talep edilmelidir.
XIII. BEDEL, TAZMİNAT VE DENKLEŞTİRİCİ ADALET
Muris muvazaası davalarında asıl talep tapu iptal ve tescildir. Ancak taşınmazın üçüncü kişiye devredilmiş olması, iyiniyetli üçüncü kişi kazanımının korunması veya tapu iptalinin fiilen mümkün olmaması halinde tazminat talebi gündeme gelir.
Yüklenen dosyada da belirtildiği üzere, bu davalar uygulamada çoğu kez terditli açılmakta; tapu iptal ve tescil mümkün olmazsa bedel istenmektedir. Burada tazminat hesabında hangi tarihteki değerin esas alınacağı önemlidir. Uygulamada Yargıtay, muris muvazaasına dayalı bedel taleplerinde çoğu kez taşınmazın dava tarihindeki veya karar tarihine en yakın güncel değerinin dikkate alınması gerektiği yönünde değerlendirmeler yapmaktadır. Ancak somut talep, dava tarihi, ıslah, belirsiz alacak davası ve faiz başlangıcı bakımından dilekçenin dikkatli kurulması gerekir.
Dava yalnızca tapu iptal ve tescil olarak açılırsa ve sonradan taşınmaz devredilirse, davanın bedele dönüştürülmesi ihtimali ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle baştan terditli talep kurulması uygulamada daha güvenli bir stratejidir:
Öncelikle davacının miras payı oranında tapu iptali ve tescil,
Bu mümkün olmazsa davacının miras payına karşılık gelen taşınmaz bedelinin tahsili,
Şartları varsa ecrimisil,
Yargılama sırasında taşınmaz devredilmişse devralanın kötüniyetine göre davanın teşmili veya tazminata dönüşmesi.
XIV. ECRİMİSİL TALEBİ
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında, şartları varsa ecrimisil de talep edilebilir. Ancak ecrimisil bakımından intifadan men şartı önemlidir. Paylı mülkiyet ve miras ortaklığı ilişkilerinde, haksız kullanım nedeniyle ecrimisil istenebilmesi için kural olarak davalının kullanımdan men edildiğinin ispatı gerekir. Bunun istisnaları ayrıca değerlendirilmelidir.
Yüklenen dosyada da muris muvazaasında intifadan men şartı daha önce yerine getirilmemişse, davanın açılmasıyla birlikte ecrimisil alacağının doğmaya başlayacağı belirtilmektedir. Bu nedenle dava açılmadan önce ihtarname gönderilmesi, ecrimisil talebinin başlangıç tarihini güçlendirebilir. Ancak somut olayda taşınmazın niteliği, kullanım biçimi, davalının fiili hakimiyeti, davacının taşınmazdan yararlanmasının engellenip engellenmediği ayrıca incelenmelidir.
XV. HARÇ, VEKÂLET ÜCRETİ VE DAVA DEĞERİ
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davaları nisbi harca tabidir. Dava değeri, davacının talep ettiği miras payı oranındaki taşınmaz değeri üzerinden belirlenmelidir. Davacı yalnızca kendi miras payı oranında iptal ve tescil istiyorsa, harç ve vekâlet ücreti bu pay değeri üzerinden hesaplanır.
Dava dilekçesinde taşınmazın tamamı üzerinden değil, davacının miras payı üzerinden talep kurulması; hem harç hem vekâlet ücreti hem de hükmün infaz kabiliyeti bakımından önemlidir. Eğer terekeye iade isteniyorsa, tüm mirasçıların davada yer alması, onaylarının alınması veya terekeye temsilci atanması gerekebilir. Uygulamada en pratik yöntem, davacının kendi miras payı oranında tapu iptal ve tescil istemesidir.
XVI. DAVA ŞARTI ARABULUCULUK SORUNU
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davaları, taşınmazın aynına ilişkin davalardır. Bu nedenle ticari veya tüketici uyuşmazlığı niteliği taşımadıkça dava şartı arabuluculuk kapsamında değildir. Dava, tapu sicilindeki yolsuz tescilin düzeltilmesine yöneldiğinden arabuluculuk dava şartı aranmaz.
Ancak dava içinde yalnızca tazminat, ecrimisil veya miras payına ilişkin parasal talepler ileri sürülüyorsa, talebin niteliği ayrıca değerlendirilmelidir. Buna rağmen muris muvazaasının ana talebi tapu iptal ve tescil olduğunda dava şartı arabuluculuk gündeme gelmez.
XVII. UYGULAMA İÇİN DAVA DİLEKÇESİ STRATEJİSİ
Muris muvazaası davası açılırken dilekçe şu sistematikle kurulmalıdır:
Önce mirasçılık ilişkisi ve davacının miras payı açıklanmalıdır.
Sonra murisin dava konusu taşınmazı hangi tarihte, kime, hangi işlemle devrettiği belirtilmelidir.
Görünürdeki işlemin satış veya bakım sözleşmesi olduğu, gerçek iradenin ise bağış olduğu somut olgularla açıklanmalıdır.
Mirasbırakanın mal kaçırma kastı ayrı bir başlık altında gösterilmelidir.
Satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark, bilirkişi incelemesi ve emsal araştırmasıyla desteklenmelidir.
Devralanın alım gücü olmadığı banka, gelir, meslek ve sosyal durum delilleriyle ileri sürülmelidir.
Mirasbırakanın satış ihtiyacı bulunmadığı, satış bedelinin terekeye girmediği açıklanmalıdır.
Aile içi ilişkiler, dışlanan mirasçılar, kayrılan kişi ve yöresel gelenekler somutlaştırılmalıdır.
Taşınmazın halen kimin kullanımında olduğu belirtilmelidir.
Tedbir talep edilmelidir.
Terditli olarak tazminat talebi kurulmalıdır.
Şartları varsa ecrimisil talep edilmelidir.
Bu davalarda genel ifadeler yerine somutlaştırılmış vakıalar kullanılmalıdır. “Muris mal kaçırmıştır” demek yeterli değildir. Bunun yerine örneğin şu biçimde vakıa kurulmalıdır:
“Mirasbırakanın devir tarihinde herhangi bir borcu, satış ihtiyacı veya ekonomik sıkışıklığı bulunmamaktadır. Buna rağmen rayiç değeri yaklaşık … TL olan taşınmaz tapuda … TL bedelle davalıya devredilmiştir.
Davalının devir tarihinde düzenli geliri bulunmadığı gibi, banka kayıtlarında satış bedelinin ödendiğini gösteren herhangi bir hareket de yoktur. Devirden sonra taşınmaz muris tarafından kullanılmaya devam edilmiş; davalı fiilen taşınmaz üzerinde malik gibi tasarrufta bulunmamıştır.
Bu olgular birlikte değerlendirildiğinde görünürdeki satışın gerçek bir satış olmadığı, işlemin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılan gizli bağış niteliğinde olduğu açıktır.
XVIII. SONUÇ
Muris muvazaası, Türk hukukunda kanuni düzenlemeden ziyade içtihatla şekillenmiş, uygulama yoğunluğu yüksek, ispatı zor fakat doğru stratejiyle güçlü biçimde yürütülebilecek bir dava türüdür. Bu davalarda başarı, yalnızca 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’na dayanmakla sağlanamaz. Mirasbırakanın gerçek iradesi, devrin ekonomik gerçekliği, aile içi ilişkiler, satış bedeli, devralanın alım gücü, murisin bakım ihtiyacı, malvarlığının genel oranı, üçüncü kişilerin iyiniyeti ve delillerin bütüncül değerlendirilmesi gerekir.
Yüklenen dosya, uygulama bakımından son derece faydalı bir kontrol listesi niteliğindedir. Ancak dava pratiğinde bu başlıkların her biri, somut olayın özelliklerine göre derinleştirilmeli; özellikle ispat karineleri, üçüncü kişiye devir ihtimali, tedbir, terditli tazminat, ecrimisil ve tenkis-denkleştirme ayrımı dikkatle kurulmalıdır.
Sonuç olarak muris muvazaası davası, bir “tapu iptal” davası olmanın ötesinde, mirasbırakanın gerçek iradesini ortaya çıkarmaya yönelen çok katmanlı bir hukuki çözümleme gerektirir. Bu nedenle dava dilekçesi hazırlanırken hem borçlar hukuku anlamında muvazaa teorisi, hem miras hukuku anlamında miras hakkının korunması, hem eşya hukuku anlamında yolsuz tescil, hem de medeni usul hukuku anlamında ispat rejimi birlikte ele alınmalıdır.
ÖNEMLİ BİR NOT : Web sitemizde paylaşılan blog içerikleri, yayınlandığı tarihteki güncel mevzuata dayalı genel açıklamalar içerir. Her hukuki uyuşmazlığın kendine has dinamikleri ve detayları vardır. Bu nedenle, buradaki bilgiler somut durumunuza tam olarak uyarlanamayabilir. Karşılaşabileceğiniz riskleri en aza indirmek adına, sürecinizi bir profesyonelle yürütmeniz ve her halükarda bir avukattan hukuki destek almanız sağlıklı olacaktır.
Yararlanılan Seçilmiş Kaynaklar
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 01.04.1974 tarihli, 1974/1 E., 1974/2 K. sayılı karar.
Öztürk Aydın, Muris Muvazaası, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2022. (Nek İstanbul)
Esra Eviz, Muris Muvazaası, yüksek lisans/doktora literatürü kapsamında yayımlanmış çalışma. (Nek İstanbul)
Dilan Can Bayhan, “Yargıtay Kararları Işığında Muris Muvazaası Olarak Değerlendirilmeyen İşlemler”, Dicle Akademi Dergisi, 2022. (DergiPark)
Zeynep Uyar Hatipoğlu, “Yargıtay İçtihatlarına Göre Muris Muvazaasında Miras Bırakanın Asıl İradesinin Tayini”, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2017. (DergiPark)
“Muris Muvazaası ve Muvazaa İddiasında Bulunulamayacak Bazı Durumlar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi. (Türkiye Barolar Birliği Dergisi)
“Muris Muvazaası Davasında İspat”, Dergipark makale kaydı ve kaynakçası. (DergiPark)
Damla Kazancı, Muris Muvazaası, Hacettepe Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2024. (openaccess.hacettepe.edu.tr)






Yorumlar