top of page

MADDİ-MANEVİ ZARARLARIN TAZMİNİ İSTEMİYLE AÇILAN DAVALARDA ZAMANAŞIMI KONUSUNA İLİŞKİN YASAL DURUM VE YERLEŞİK UYGULAMAYA EGEMEN İLKELER

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen bir davada, özel zamanaşımı, genel zamanaşımı ve ceza zamanaşımından hangisinin, nasıl uygulanması gerekeceği yönündeki izahatları zamanaşımı savunmasının ne derece önemli olduğunu göstermektedir.
Buna göre: Zarar gören sözleşmeye aykırılığa dayanmışsa, sadece sözleşmeye ilişkin hükümler uygulanacağından ceza zamanaşımı süresi uygulanmaz. Ancak zarar gören sözleşmeye dayanmasına rağmen zamanaşımı süresi yönünden ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasını talep etmişse, hâkim işin esasına yönelik olarak sözleşmeye ilişkin hükümleri, süre konusunda da ceza zamanaşımı hükümlerini uygulamalıdır.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen bir davada, özel zamanaşımı, genel zamanaşımı ve ceza zamanaşımından hangisinin, nasıl uygulanması gerekeceği yönündeki izahatları zamanaşımı savunmasının ne derece önemli olduğunu göstermektedir. Buna göre:

 

“Haksız fiil sorumluluğunda zamanaşımının temel amacı ve işlevi, sorumluluğun zamanla sınırlandırılması, belirsiz süre boyunca sorumlu kişinin tazminat baskısı altında tutulmamasıdır. Bu sebeple özellikle sözleşme dışı sorumluluk hâllerinde objektif bir zaman noktası başlangıç alınmış ve sorumlu kişiye karşı tazminat taleplerinin bu azami süre içinde ileri sürülebilmesine izin verilmiştir. Bu anlamda zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.


Haksız fiil, BK’nın 41 inci maddesinde tanımlanmış, 60 ıncı maddesinde de haksız fiil sorumluluğundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açılacak davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 60 ıncı maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren on yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir.


Ayrıca 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72’nci maddelerinin de aynı yönde düzenlemeler içermektedir.

Aynı fiil bazen hem tazmin hem de ceza sorumluluğunu gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre ceza kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hâllerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira, cezalandırma müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK md. 72/I), özel olarak da özel kanunlarda düzenleme yapmıştır. 


Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tâbi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.


Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 29.05.2015 tarihli ve 2015/17-437 Esas, 2015/1471 Karar; 05.06.2015 tarihli ve 2014/17-2198 Esas, 2015/1495 Karar; 16.09.2015 tarihli ve 2014/17-116 Esas, 2015/1771 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Dolayısıyla, BK’nın 98’inci maddesi gereğince haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanması gerekeceğinden anılan hükümlerin tatbiki suretiyle ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. 


Öte yandan, BK’da düzenlenmeyen ancak TBK’nın 60’ıncı maddesinde “sebeplerin yarışması” başlığı altında “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkanı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir” hükmü bulunmaktadır.


Bazı durumlarda zarar doğurucu eylem hem borca aykırılık hem de haksız fiil teşkil edebilir. Başka bir deyişle borçlunun zarar görenle arasındaki sözleşmeye aykırı davranışı aynı zamanda genel bir davranış kuralının da ihlâlini teşkil etmekteyse, aynı olayda hem sözleşmeden doğan sorumluluk hem de haksız fiil sorumluluğu söz konusu olacaktır. Açıklanan durumun varlığı hâlinde Türk hukukunda hâkim olan görüş bu iki sorumluluğun yarışması (hakların telâhuku) görüşüdür. Hakların yarışmasında, zarar görenin tazminat istemini isterse sözleşmenin ihlâli isterse haksız fiil hükümlerine dayandırma yönünde bir tercih hakkının bulunduğu; dayanılan hukuki sebep açıkça belirtilmediyse, hâkimin önüne gelen olay bakımından hangi sorumluluk hâli zarar gören lehine ise o hükümleri bir bütün olarak uygulaması gerektiği kabul edilir. 

İddiaya dayanak kılınan hukuki düzenlemelerin ne olduğu konusunda açık hüküm veya dosyaya yansıtılmış taraf iradesinin bulunmadığı hâllerde, hangi hükümlerin zarar gören lehine olduğunun nasıl belirlenmesi gerektiğine ışık tutmak faydalı olacaktır.


Haksız fiil sorumluluğunda zarar gören, failin kusurunu ispatla yükümlü olduğu hâlde (BK md. 42; TBK md. 50/1), sözleşmeden doğan sorumlulukta durum tam tersidir; borçlu sorumluluktan kurtulmak için kusursuzluğunu ispat etmek zorundadır (BK md. 96; TBK md. 112). Böylece sözleşmeden doğan sorumlulukta, alacaklı borçlunun kusurunu ispat yükümlülüğünden kurtarılmak suretiyle daha iyi duruma getirilmiştir. Bu itibarla, borçlunun kusursuzluğunu ispatla yükümlü olduğuna ilişkin hükmün aksi taraflarca kararlaştırılmadığı takdirde, zarar görenin tazminat davasını sözleşmeden doğan sorumluluğa dayandırması kendisi için daha elverişlidir. Buna karşılık, haksız fiil teşkil eden fiille ihlâl edilen normun bir kusursuz sorumluluk hâlini düzenlemesi durumunda kusurun ispatı söz konusu olmayacağından, haksız fiil sorumluluğuna başvurmak zarar gören için daha avantajlı olur. Tazminat yükümlüsüne kurtuluş kanıtı getirerek sorumluluktan kurtulma imkânının tanındığı kusursuz sorumluluk hâllerinde de aynı sonuca varmak mümkündür. Zira sorumlu kişi için kurtuluş kanıtı getirmek çoğu kez kusursuzluğunu ispat etmekten daha zordur (Hukuk Genel Kurulunun 10.06.2020 tarihli ve 2017/11-14 Esas, 2020/395 Karar sayılı kararı). 


Şu hâlde zarar gören sözleşmeye aykırılığa dayanmışsa, sadece sözleşmeye ilişkin hükümler uygulanacağından ceza zamanaşımı süresi uygulanmaz. Ancak zarar gören sözleşmeye dayanmasına rağmen zamanaşımı süresi yönünden ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasını talep etmişse, hâkim işin esasına yönelik olarak sözleşmeye ilişkin hükümleri, süre konusunda da ceza zamanaşımı hükümlerini uygulamalıdır." YARGITAY HUKUK GENEL KURULU'NUN 31.05.2023 TARİH, 2022/597 ESAS VE 2023/545 KARAR SAYILI İLAMI



2022_597
.pdf
Download PDF • 10.74MB



84 görüntüleme0 yorum

Comentários


bottom of page