top of page

ANLAŞMALI BOŞANMADA “PAYLAŞACAK MALIMIZ YOKTUR” BEYANI MAL REJİMİ ALACAĞINDAN FERAGAT ANLAMINA GELİR Mİ?



Giriş

Anlaşmalı boşanma davalarında taraflar çoğu zaman duruşma sırasında veya protokolde “nafaka, tazminat, eşya ve başkaca talebimiz yoktur”, “paylaşacak malımız bulunmamaktadır” ya da “birbirimizden herhangi bir talebimiz yoktur” şeklinde genel ifadeler kullanmaktadır. Uygulamada bu beyanların, boşanmadan sonra açılacak mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarını engelleyip engellemeyeceği uzun süredir tartışmalıdır.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2024/7 E., 2025/498 K. sayılı kararı, bu tartışmaya önemli bir açıklık getirmiştir. Kararda, anlaşmalı boşanma sırasında tarafların duruşmada “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” şeklinde beyanda bulunmalarının, tek başına mal rejiminin tasfiye edildiği veya mal rejiminden kaynaklanan alacak haklarından feragat edildiği anlamına gelmeyeceği kabul edilmiştir.

Bu karar, özellikle anlaşmalı boşanma protokollerinin hazırlanması, mal rejimi alacağı davalarının açılması ve boşanma dosyasındaki beyanların sonraki davalara etkisinin değerlendirilmesi bakımından son derece önemlidir.


I. Karara Konu Olay

Somut olayda taraflar 26.10.1989 tarihinde evlenmiş, 2005 yılında anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Boşanma davası sırasında taraflar duruşmada “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Boşanma kararı 14.11.2005 tarihinde kesinleşmiştir.


Boşanmanın kesinleşmesinden sonra taraflardan biri, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazlar ve şirket hisseleri yönünden mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak talebinde bulunmuştur. Diğer taraf ise, boşanma sırasında tarafların paylaşacak mal bulunmadığını beyan ettiğini, bu nedenle sonradan mal rejimi alacağı davası açılamayacağını savunmuş; ayrıca kendisi de karşı dava açarak diğer eş adına kayıtlı taşınmazlar bakımından alacak talep etmiştir.


İlk Derece Mahkemesi, tarafların anlaşmalı boşanma sırasında “paylaşacak malları bulunmadığını” beyan etmeleri nedeniyle mal rejimini tasfiye etmiş sayılmaları gerektiği sonucuna varmış ve hem asıl davayı hem de karşı davayı reddetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi de bu kararı yerinde bulmuş, tarafların istinaf başvurularını esastan reddetmiştir.


Dosyanın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, boşanma protokolünde ve mahkeme hükmünde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığını, duruşmadaki genel beyanların feragat olarak kabul edilemeyeceğini belirterek kararı bozmuştur.


İlk Derece Mahkemesi bozma kararına direnmiş, uyuşmazlık bu nedenle Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir.


II. Temel Hukuki Sorun

Kararın merkezindeki temel hukuki sorun şudur:

Anlaşmalı boşanma davasında tarafların “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” şeklindeki beyanı, mal rejiminin tasfiye edildiği veya mal rejiminden kaynaklanan alacak haklarından feragat edildiği anlamına gelir mi?

Bu soru, yalnızca somut uyuşmazlık bakımından değil, tüm anlaşmalı boşanma protokolleri ve sonradan açılan mal rejimi davaları bakımından önemlidir. Çünkü uygulamada tarafların boşanma anında kullandıkları genel ifadeler, yıllar sonra açılan katılma alacağı, değer artış payı alacağı veya katkı payı alacağı davalarında sıklıkla itiraz sebebi yapılmaktadır.


III. Mal Rejiminin Tasfiyesi Boşanmanın Fer’î Sonucu Değildir

Hukuk Genel Kurulu kararında özellikle vurgulanan ilk husus, mal rejiminin tasfiyesinin boşanmanın fer’î sonucu olmadığıdır.


Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için tarafların boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hakkında anlaşmaları gerekir. Burada geçen “boşanmanın mali sonuçları” kavramı; maddi tazminat, manevi tazminat, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası gibi boşanmaya bağlı fer’î talepleri ifade eder.


Buna karşılık mal rejiminin tasfiyesi, boşanmanın fer’î sonucu değildir. Mal rejiminin tasfiyesi, eşler arasındaki malvarlığı ilişkilerinden doğan ayrı bir alacak hakkına ilişkindir. Bu nedenle anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesi için tarafların mutlaka mal rejimi konusunda da anlaşmış olmaları gerekmez.


Başka bir ifadeyle, taraflar anlaşmalı olarak boşanabilir; fakat mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan haklarını daha sonra ayrı bir dava ile ileri sürebilirler.


IV. Anlaşmalı Boşanmada Mal Rejimi Tasfiyesi Yapılabilir mi?

Hukuk Genel Kurulu, mal rejiminin tasfiyesinin boşanmanın zorunlu unsuru olmadığını belirtmekle birlikte, tarafların isterlerse anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejimini de tasfiye edebileceklerini kabul etmektedir.


Bu bakımdan taraflar, anlaşmalı boşanma protokolünde;

  • hangi taşınmazın kimde kalacağını,

  • araçların nasıl paylaşılacağını,

  • banka hesapları, şirket hisseleri ve diğer malvarlığı değerleri üzerinde nasıl anlaşma sağlandığını,

  • katılma alacağı, değer artış payı alacağı veya katkı payı alacağı talep edilip edilmeyeceğini,

  • tarafların birbirlerinden mal rejimi kapsamında herhangi bir alacak istemediklerini,

açıkça düzenleyebilirler.


Ancak burada belirleyici nokta, iradenin açık, somut ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde ortaya konulmasıdır. Çünkü mal rejiminden kaynaklanan alacak hakkı, ekonomik değeri olan ve bağımsız dava konusu yapılabilen bir haktır. Bu haktan vazgeçildiğinin kabul edilebilmesi için, vazgeçme iradesinin genel, soyut veya yoruma açık ifadelerden değil, açık ve kesin beyanlardan anlaşılması gerekir.


V. “Paylaşacak Malımız Yoktur” Beyanı Neden Yeterli Görülmedi?

Kararın en önemli yönü, Hukuk Genel Kurulu’nun “paylaşacak malımız yoktur” şeklindeki beyanı tek başına yeterli görmemesidir.


HGK’ya göre, somut olayda boşanma protokolünde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Boşanma kararının hüküm fıkrasında da edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine dair açık bir karar yer almamaktadır.

Tarafların duruşmada kullandıkları “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” şeklindeki ifade ise genel niteliktedir. Bu ifade, ev eşyaları yönünden bir talep bulunmadığını ifade edebileceği gibi, boşanmanın fer’î sonuçlarına ilişkin bir açıklama olarak da yorumlanabilir. Fakat bu genel beyanın, tarafların edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan tüm alacak haklarından feragat ettikleri anlamına geldiği söylenemez.

Feragat, açık ve kesin olmalıdır. Bir kişinin ekonomik değeri bulunan bir hakkından vazgeçtiği sonucuna varılacaksa, bu iradenin kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya konulması gerekir.


Dolayısıyla “paylaşacak malımız yoktur” ifadesi, tek başına;

  • katılma alacağından,

  • değer artış payı alacağından,

  • katkı payı alacağından,

  • şirket hisselerinden doğan alacaklardan,

  • taşınmazlar üzerindeki edinilmiş mal iddialarından,

feragat edildiği anlamına gelmez.


VI. Feragat ile Genel Beyan Arasındaki Fark

Kararın uygulamadaki en değerli yönlerinden biri, feragat ile genel beyan arasındaki ayrımı netleştirmesidir.


Feragat, kişinin dava konusu ettiği veya edebileceği bir haktan açık ve kesin şekilde vazgeçmesidir. Mal rejimi alacakları bakımından feragatin varlığından söz edebilmek için, vazgeçilen hakkın belirli veya en azından belirlenebilir olması gerekir.

Örneğin şu tür bir ifade, somutlaştırılmış bir feragat iradesine daha yakındır:

“Taraflar, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazlar, araçlar, banka hesapları, şirket hisseleri ve sair malvarlığı değerleri yönünden mal rejimini karşılıklı olarak tasfiye etmiş olup; birbirlerinden katılma alacağı, değer artış payı alacağı, katkı payı alacağı ve mal rejiminden kaynaklanan başkaca herhangi bir alacak talep etmeyeceklerini kabul ve beyan ederler.”


Buna karşılık şu tür ifadeler tek başına sorunludur:

“Paylaşacak malımız yoktur.”

“Eşya talebimiz yoktur.”

“Birbirimizden talebimiz yoktur.”

“Mal konusunda anlaştık.”

“Başka talebimiz yoktur.”


Bu ifadeler genel, soyut ve farklı anlamlara gelebilecek niteliktedir. Bu nedenle, özellikle ekonomik değeri yüksek taşınmazlar, araçlar, banka hesapları veya şirket hisseleri bulunan evliliklerde bu tür kısa ve genel cümleler ileride ciddi uyuşmazlıklara yol açabilir.


VII. Kararın Anlaşmalı Boşanma Protokollerine Etkisi

Bu karar, anlaşmalı boşanma protokollerinin hazırlanmasında daha dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir.


Protokolde yalnızca “tarafların birbirinden mal ve eşya talebi yoktur” denilmesi, mal rejimi tasfiyesi bakımından yeterli kabul edilmeyebilir. Eğer tarafların amacı gerçekten mal rejimini de tasfiye etmekse, protokolde bu husus ayrı bir başlık altında ve ayrıntılı biçimde düzenlenmelidir.


Özellikle şu ayrımlar yapılmalıdır:

Birincisi, ev eşyalarına ilişkin düzenleme ayrı yazılmalıdır.

İkincisi, boşanmanın fer’î sonuçları olan nafaka ve tazminat talepleri ayrı yazılmalıdır.

Üçüncüsü, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme ayrı ve açık biçimde kaleme alınmalıdır.

Dördüncüsü, tarafların mal rejiminden kaynaklanan hangi haklardan vazgeçtiği veya hangi malvarlığı değerlerinin nasıl paylaşıldığı net olarak belirtilmelidir.

Beşincisi, mümkünse taşınmazlar ada-parsel bilgisiyle, araçlar plaka bilgisiyle, şirket hisseleri şirket unvanı ve hisse oranıyla, banka hesapları ise hesap türü veya tarafların kabul ettiği kapsamla yazılmalıdır.


Bu yapılmadığında, tarafların boşanma sırasında kullandığı genel ifadeler, ileride açılacak mal rejimi davasını engellemeyebilir.


VIII. Kararın Mal Rejimi Davalarına Etkisi

Kararın mal rejimi davaları bakımından sonucu şudur:


Anlaşmalı boşanma sırasında genel nitelikte “paylaşacak malımız yoktur” beyanı verilmiş olsa dahi, protokolde ve mahkeme hükmünde açık bir tasfiye düzenlemesi yoksa, tarafların sonradan mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davası açmaları mümkündür.


Bu durumda mahkeme, davayı sırf boşanma dosyasındaki genel beyana dayanarak reddedemez. Tarafların iddia ve savunmaları kapsamında deliller toplanmalı, malvarlığı değerlerinin edinilmiş mal mı kişisel mal mı olduğu belirlenmeli, varsa katkı, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı hesaplanmalı ve işin esasına girilerek karar verilmelidir.


Bu yönüyle karar, şekli ve genel beyanlara dayanılarak mal rejimi alacağı davalarının reddedilmesinin önüne geçmektedir.


IX. Karşı Oy Görüşü

Kararda karşı oy da bulunmaktadır. Karşı oyda, tarafların boşanma davasındaki “paylaşacak malımız ve eşya talebimiz yoktur” beyanının mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu, bu beyanın sonraki mal rejimi davasında kesin delil olarak kabul edilmesi gerektiği savunulmuştur.


Karşı oy sahiplerine göre, tarafların boşanma sırasında bu şekilde beyanda bulunmalarına rağmen yıllar sonra mal rejimi alacağı talep etmeleri dürüstlük kuralına aykırıdır ve hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.


Ancak Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu bu görüşü benimsememiştir. Çoğunluk, ekonomik değeri bulunan mal rejimi alacaklarından vazgeçildiğinin kabul edilebilmesi için açık, somut ve duraksamaya yer vermeyen bir iradenin bulunması gerektiğini kabul etmiştir.


X. Uygulayıcılar İçin Pratik Sonuçlar

Bu karar, avukatlar ve uygulayıcılar bakımından önemli pratik sonuçlar doğurmaktadır.

Anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken “tarafların birbirinden talebi yoktur” şeklindeki genel ifadelerle yetinilmemelidir. Tarafların gerçekten mal rejimini de tasfiye etme iradesi varsa, bu irade açıkça ve ayrı bir başlık altında yazılmalıdır.


Malvarlığı değerleri tek tek gösterilmeli, hangi malın kimde kalacağı ve hangi haklardan feragat edildiği açıkça belirtilmelidir.


“Eşya talebi yoktur” ifadesi ile “mal rejiminden kaynaklanan alacak talebi yoktur” ifadesi birbirinden ayrılmalıdır.


Mahkeme hükmünde de protokolün mal rejimi tasfiyesine ilişkin hükümlerinin onaylandığı açıkça belirtilmelidir.


Sonradan açılan mal rejimi davalarında ise, karşı tarafın yalnızca boşanma duruşmasındaki genel beyana dayanarak davanın reddini istemesi her zaman yeterli olmayacaktır. Bu durumda davacı taraf, boşanma protokolünde mal rejimi tasfiyesine ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığını, hüküm fıkrasında da bu yönde karar verilmediğini vurgulamalıdır.


XI. Örnek Protokol Cümlesi

Taraflar gerçekten mal rejiminin tasfiyesini de anlaşmalı boşanma protokolü kapsamında sona erdirmek istiyorsa, protokolde şu türden açık bir hüküm kullanılabilir:

“Taraflar, evlilik birliği içinde edinilen taşınır ve taşınmaz mallar, araçlar, banka hesapları, şirket hisseleri, ziynet eşyaları ve sair tüm malvarlığı değerleri bakımından aralarındaki mal rejimini karşılıklı olarak tasfiye ettiklerini; birbirlerinden katılma alacağı, değer artış payı alacağı, katkı payı alacağı ve mal rejiminden kaynaklanan başkaca herhangi bir alacak talep etmeyeceklerini; bu konuda birbirlerini tamamen ibra ettiklerini kabul, beyan ve taahhüt ederler.”


Ancak bu tür bir hüküm dahi somut olayın özelliklerine göre dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle yüksek değerli taşınmazlar, şirket hisseleri veya karmaşık malvarlığı yapıları bulunan dosyalarda genel ibra cümlesiyle yetinilmemeli, malvarlığı değerleri mümkün olduğunca tek tek belirtilmelidir.


Sonuç

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2024/7 E., 2025/498 K. sayılı kararı, anlaşmalı boşanma protokollerinde kullanılan genel ifadelerin mal rejimi alacakları bakımından doğuracağı sonuçları netleştiren önemli bir içtihattır.


Kararın temel ilkesi şudur:


Anlaşmalı boşanma sırasında tarafların “paylaşacak malımız yoktur” şeklindeki genel beyanı, protokolde ve mahkeme hükmünde açık bir mal rejimi tasfiyesi düzenlemesi bulunmadıkça, mal rejiminden kaynaklanan alacak haklarından feragat anlamına gelmez.


Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokollerinde mal rejimi meselesi mutlaka açık, somut ve tereddüde yer vermeyecek biçimde düzenlenmelidir. Aksi hâlde, boşanma kesinleştikten sonra tarafların katılma alacağı, değer artış payı alacağı veya katkı payı alacağı davası açmaları mümkün olabilecektir.


Bu karar, hem anlaşmalı boşanma protokolü hazırlayan avukatlar hem de sonradan mal rejimi alacağı davası açacak veya bu davalara karşı savunma yapacak uygulayıcılar bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken güncel ve önemli bir içtihattır.





Yorumlar


bottom of page