ANAYASA MAHKEMESİ’NİN ELEKTRONİK TİCARET ARACI HİZMET SAĞLAYICILARININ SORUMLULUĞUNA İLİŞKİN KARARININ UYGULAMADAKİ ETKİLERİ
- Av. Özgür GÜL

- 5 gün önce
- 7 dakikada okunur
Dijitalleşme ve elektronik ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte tüketiciler, mal ve hizmetlere çoğu zaman doğrudan satıcı veya sağlayıcı üzerinden değil, elektronik ticaret platformları aracılığıyla ulaşmaktadır. Pazaryeri niteliğindeki bu platformlar, satıcı ile tüketiciyi aynı dijital ortamda buluşturmakta; ödeme, sipariş, teslimat, kampanya, iade ve şikâyet süreçlerinde fiilen önemli bir rol üstlenmektedir.
Bu gelişmeler karşısında hukuk düzeninin temel sorusu şudur: Elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları, yalnızca teknik bir aracı mıdır, yoksa tüketici işlemlerinden doğan bazı sonuçlardan sorumlu tutulmaları gerekir mi?
Anayasa Mahkemesi’nin 12.02.2026 tarihli ve E.2024/187, K.2026/42 sayılı kararı, tam da bu soruya cevap vermekte; tüketicinin korunması, mülkiyet hakkı ve devletin pozitif yükümlülükleri bakımından elektronik ticaret platformlarının sorumluluğunu yeniden tartışmaya açmaktadır.
I. Giriş
Dijitalleşme ve elektronik ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte tüketiciler, mal ve hizmetlere çoğu zaman doğrudan satıcı veya sağlayıcı üzerinden değil, elektronik ticaret platformları aracılığıyla ulaşmaktadır. Pazaryeri niteliğindeki bu platformlar, satıcı ile tüketiciyi aynı dijital ortamda buluşturmakta; ödeme, sipariş, teslimat, kampanya, iade ve şikâyet süreçlerinde fiilen önemli bir rol üstlenmektedir.
Bu gelişmeler karşısında hukuk düzeninin temel sorusu şudur: Elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları, yalnızca teknik bir aracı mıdır, yoksa tüketici işlemlerinden doğan bazı sonuçlardan sorumlu tutulmaları gerekir mi?
Anayasa Mahkemesi’nin 12.02.2026 tarihli ve E.2024/187, K.2026/42 sayılı kararı, tam da bu soruya cevap vermekte; tüketicinin korunması, mülkiyet hakkı ve devletin pozitif yükümlülükleri bakımından elektronik ticaret platformlarının sorumluluğunu yeniden tartışmaya açmaktadır.
II. Kararın Konusu
Karara konu olayda, elektronik ticaret yoluyla satın alınan bir malın ayıplı çıkması nedeniyle açılan davada, tüketicinin zararlarının tazmini talep edilmiştir. Davaya bakan mahkeme, uygulanması gereken bazı kanun hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine vararak Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.
İtiraz konusu hükümler özetle iki temel düzenlemeye ilişkindir:
Birincisi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 48. maddesinin 6. fıkrasında yer alan ve aracı hizmet sağlayıcının, bazı tüketici haklarının kullanılmasından satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulmasını sınırlayan ibaredir.
İkincisi ise 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, aracı hizmet sağlayıcının hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerikten ve içeriğe konu mal veya hizmete ilişkin hukuka aykırılıklardan sorumlu olmadığını belirten düzenlemenin “tüketici sözleşmeleri” yönünden uygulanmasıdır.
Anayasa Mahkemesi, bu iki düzenlemeyi tüketici sözleşmeleri bakımından değerlendirmiş ve tüketici aleyhine doğabilecek sonuçları dikkate alarak iptal kararı vermiştir.
III. Anayasa Mahkemesi’nin Temel Yaklaşımı
Anayasa Mahkemesi kararında elektronik ticaretin günümüz ticari hayatındaki önemini vurgulamıştır. Mahkemeye göre elektronik ticaret, mal ve hizmetlerin fiziki ortamdan bağımsız olarak alınıp satılmasına imkân tanımakta, bu durum tüketiciler açısından önemli kolaylıklar sağlamakla birlikte yeni hukuki riskler de doğurmaktadır.
Bu risklerin başında, tüketicinin işlemi yaptığı platform ile malı satan veya hizmeti sunan kişi arasındaki hukuki ve fiili ayrım gelmektedir. Tüketici çoğu zaman platformu güvenilir bulduğu için alışveriş yapmakta, ödeme ve sipariş sürecini platform üzerinden yürütmekte, hatta iade ve şikâyet aşamalarında da platformla muhatap olmaktadır. Buna rağmen platformun hiçbir şekilde sorumlu tutulmaması, tüketici açısından korumasız bir alan yaratmaktadır.
AYM’ye göre, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcısının yalnızca pasif bir teknik aracı olarak kabul edilmesi her zaman mümkün değildir. Platformun satış sürecindeki konumu, ödeme sistemine müdahalesi, kampanya düzenlemesi, satıcıyı denetleme imkânı, kayıt tutma yükümlülüğü ve tüketiciyle temas noktaları dikkate alındığında, bazı durumlarda platformun tüketicinin zararlarından tamamen uzak tutulması Anayasa’nın koruma mantığıyla bağdaşmamaktadır.
IV. Mülkiyet Hakkı Yönünden Değerlendirme
Kararın en önemli yönlerinden biri, meselenin yalnızca tüketici hukuku açısından değil, aynı zamanda mülkiyet hakkı açısından da ele alınmasıdır.
AYM, mal veya hizmetin ayıplı olması, teslim edilmemesi, eksik teslim edilmesi ya da tüketicinin kanundan doğan seçimlik haklarını kullanamaması hâlinde tüketicinin ekonomik bir kayba uğrayacağını kabul etmiştir. Bu kayıp, tüketicinin malvarlığı değerleriyle doğrudan ilgili olduğundan mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
Mahkemeye göre devlet, mülkiyet hakkının korunması bakımından yalnızca müdahale etmeme yükümlülüğü altında değildir. Aynı zamanda kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinde mülkiyet hakkının etkili şekilde korunmasını sağlayacak hukuki mekanizmaları kurmakla da yükümlüdür. Bu nedenle tüketicinin elektronik ticaret işlemlerinde zarar görmesi hâlinde, zararın tazmini için etkili ve uygulanabilir hukuki yolların oluşturulması gerekir.
Aracı hizmet sağlayıcının, tüketiciyle kurulan işlemde belirli ölçüde etkili olmasına rağmen tümüyle sorumsuz kabul edilmesi, tüketicinin mülkiyet hakkını koruyan mekanizmaları zayıflatmaktadır.
V. Tüketicinin Korunması İlkesi Yönünden Değerlendirme
Anayasa’nın 172. maddesi devlete tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alma yükümlülüğü yüklemektedir. AYM, bu hükmü kararında açık biçimde dikkate almış ve elektronik ticaret işlemlerinin tüketiciler bakımından özel bir koruma ihtiyacı doğurduğunu belirtmiştir.
Tüketici, elektronik ticaret ortamında çoğu zaman satıcının gerçek ticari gücünü, güvenilirliğini, malın kaynağını, teslimat kabiliyetini veya uyuşmazlık hâlinde ulaşılabilirliğini yeterince bilememektedir. Buna karşılık aracı platformlar, satıcıların sisteme kabulü, ilanların yayınlanması, tüketici yorumları, ödeme altyapısı, iade süreçleri ve kampanyalar üzerinde belirli ölçüde kontrol sahibi olabilmektedir.
Bu nedenle AYM, tüketiciye karşı bütün hukuki riskin yalnızca satıcıya veya sağlayıcıya yöneltilmesini yeterli görmemiştir. Özellikle tüketicinin satıcıya ulaşamadığı, satıcının ekonomik olarak zayıf olduğu, malın ayıplı olduğu, teslimatın gerçekleşmediği veya iade sürecinin aksadığı hâllerde platformun tamamen sorumsuz kabul edilmesi, tüketicinin korunması ilkesini zedeleyebilir.
VI. Kararın Elektronik Ticaret Platformları Bakımından Uygulamadaki Etkisi
Kararın uygulamadaki ilk ve en önemli sonucu, elektronik ticaret platformlarının tüketici işlemlerinde “ben yalnızca aracıyım” savunmasına mutlak olarak dayanamayacak olmasıdır.
Bu karar sonrasında platformların, tüketiciyle kurulan işlemdeki fiili rolleri daha dikkatli incelenecektir. Platformun yalnızca ilan yayımlayan pasif bir aracı mı olduğu, yoksa ödeme, teslimat, iade, kampanya, reklam, satıcı denetimi, şikâyet yönetimi ve kayıt tutma süreçlerinde aktif bir rol üstlenip üstlenmediği önem kazanacaktır.
Uygulamada mahkemeler şu hususları daha fazla dikkate alabilecektir:
Platform, bedelin tahsilinde rol almış mıdır?
Satıcı adına kampanya, indirim veya promosyon düzenlemiş midir?
Tüketicinin ön bilgilendirilmesinde etkili olmuş mudur?
İade, cayma veya ayıp ihbarı süreçlerinde tüketiciye muhatap olmuş mudur?
Satıcının güvenilirliğine ilişkin tüketicide güven oluşturmuş mudur?
Satıcıya ilişkin kayıtları tutmakta ve gerektiğinde tüketiciyle paylaşmakta mıdır?
Tüketicinin satıcıya ulaşamaması hâlinde çözüm üretme imkânına sahip midir?
Bu sorulara verilecek cevaplara göre, elektronik ticaret platformlarının sorumluluğu daha geniş yorumlanabilecektir.
VII. Tüketici Davaları Bakımından Etkisi
Karar, tüketici mahkemelerinde açılacak davalar bakımından önemli sonuçlar doğuracaktır. Özellikle ayıplı mal, ayıplı hizmet, teslim edilmeyen ürün, bedel iadesi, cayma hakkı, kampanyalı satışlar ve platform üzerinden yapılan mesafeli sözleşmelerde tüketiciler artık yalnızca satıcıyı değil, koşullar oluşmuşsa aracı hizmet sağlayıcıyı da davaya dahil etmeye yönelebilecektir.
Bu durum özellikle şu uyuşmazlıklarda önem arz eder:
Ürünün ayıplı çıkmasına rağmen satıcıya ulaşılamaması,
Satıcının ticari faaliyetini sonlandırması,
Bedel iadesinin yapılmaması,
Platformun iade sürecinde tüketiciyi satıcıya yönlendirerek çözüm üretmemesi,
Yanıltıcı kampanya veya promosyon nedeniyle tüketicinin alışveriş yapması,
Platformun satıcının güvenilirliği konusunda tüketicide güven yaratması,
Ürünün hiç teslim edilmemesi veya eksik teslim edilmesi,
Tüketicinin cayma hakkını kullanmasına rağmen bedel iadesi alamaması.
Bu karar, tüketicinin dava stratejisini değiştirecek niteliktedir. Tüketici vekilleri, dava dilekçelerinde platformun işlemdeki aktif rolünü, tüketicide oluşturduğu güveni, ödeme ve iade süreçlerindeki etkisini, kayıt tutma ve bilgilendirme yükümlülüklerini ayrıntılı şekilde ortaya koymalıdır.
VIII. Platformların Sözleşme ve İşleyişlerini Yeniden Düzenleme İhtiyacı
Kararın bir diğer etkisi, elektronik ticaret platformlarının kullanıcı sözleşmelerini, satıcı sözleşmelerini ve tüketiciye yönelik bilgilendirme metinlerini yeniden gözden geçirme zorunluluğudur.
Platformların sorumluluktan kaçınmak amacıyla genel işlem koşulları içine koydukları “platform hiçbir şekilde sorumlu değildir”, “tüm sorumluluk satıcıya aittir”, “platform yalnızca aracı konumdadır” gibi hükümler, karar sonrasında daha sıkı denetime tabi tutulabilecektir.
Platformların özellikle şu alanlarda daha güçlü iç süreçler kurması gerekecektir:
Satıcı kabul ve doğrulama süreçleri,
Satıcı bilgilerinin güncelliği ve erişilebilirliği,
Şikâyet ve uyuşmazlık çözüm mekanizmaları,
Cayma hakkı ve iade süreçlerinin takibi,
Ayıplı mal bildirimlerinin kayıt altına alınması,
Tüketiciye yapılan ön bilgilendirmenin ispatı,
Kampanya ve promosyonların satıcı onayı olmadan düzenlenmemesi,
Reklam içerikleri ile ürün bilgileri arasındaki uyumun denetlenmesi,
Tüketici taleplerinin süresinde cevaplanması.
Bu nedenle karar, yalnızca dava süreçlerini değil, elektronik ticaret platformlarının kurumsal uyum, risk yönetimi ve tüketici ilişkileri politikalarını da etkileyecektir.
IX. Satıcılar ve Sağlayıcılar Bakımından Etkisi
Karar, satıcı ve sağlayıcıların sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, tüketici hukukunda asıl sorumluluk çoğu durumda malı satan veya hizmeti sunan kişidedir. Ancak kararın etkisi, platformun bazı hâllerde satıcıyla birlikte sorumluluk alanına dahil edilebilmesidir.
Bu durum satıcılar açısından da yeni sonuçlar doğuracaktır. Platformlar, tüketiciye karşı sorumlu tutulma ihtimalleri nedeniyle satıcı sözleşmelerinde daha ağır denetim, teminat, rücu ve yaptırım hükümlerine yer verebilir. Satıcılardan teminat alınması, performans kriterlerinin sıkılaştırılması, ayıplı ürün oranı yüksek satıcıların platformdan çıkarılması veya tüketici şikâyetlerine cevap verme yükümlülüklerinin artırılması gündeme gelebilir.
Dolayısıyla karar, yalnızca tüketici-platform ilişkisini değil, platform-satıcı ilişkisini de yeniden şekillendirecek niteliktedir.
X. Derdest Davalar ve Geçiş Süreci
AYM iptal kararlarının yürürlüğe giriş tarihini ertelemiştir. Bu erteleme, doğacak hukuki boşluğun giderilmesi ve kanun koyucunun yeni düzenleme yapabilmesi amacı taşımaktadır.
Bu nedenle uygulamada, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihe kadar mevcut düzenlemelerin nasıl uygulanacağı, derdest davalarda kararın gerekçesinin ne ölçüde dikkate alınacağı ve mahkemelerin Anayasa’ya uygun yorum yapıp yapamayacağı tartışma konusu olacaktır.
Her ne kadar iptal kararının yürürlüğü ertelenmiş olsa da, kararın gerekçesi mahkemeler bakımından güçlü bir yorum kaynağıdır. Özellikle tüketicinin açıkça korumasız kaldığı, satıcıya ulaşılamadığı, platformun işlemde aktif rol aldığı veya tüketicinin platforma güvenerek işlem yaptığı durumlarda, mahkemelerin bu karardaki anayasal yaklaşımı dikkate alması beklenebilir.
XI. Kanun Koyucu Bakımından Beklenen Düzenleme Alanları
Karar, kanun koyucuya elektronik ticaret platformlarının sorumluluğunu daha açık, dengeli ve öngörülebilir şekilde düzenleme görevi yüklemektedir.
Yeni düzenlemede platformların her durumda sınırsız sorumlu tutulması beklenmemelidir. Ancak tüketicinin korunması amacıyla, platformun aktif rol üstlendiği veya tüketici üzerinde güven oluşturduğu durumlarda sorumluluğun açıkça belirlenmesi gerekir.
Bu kapsamda kanun koyucu şu alanlarda düzenleme yapabilir:
Aracı hizmet sağlayıcıların pasif ve aktif rol ayrımı,
Bedel tahsil eden platformların sorumluluğu,
Satıcı bilgilerini gizleyen veya eksik sunan platformların sorumluluğu,
Kampanya ve promosyon düzenleyen platformların sorumluluğu,
İade ve cayma süreçlerinde platformun yükümlülükleri,
Tüketici şikâyetlerine cevap süresi,
Satıcıya ulaşılamaması hâlinde platformun çözüm yükümlülüğü,
Rücu ilişkisi ve platformun satıcıya başvuru hakkı,
Kayıt tutma ve ispat yükümlülüğü,
Tüketiciye karşı sorumluluk sınırları.
Bu düzenlemeler yapılırken hem tüketicinin korunması hem de elektronik ticaretin serbest ve sürdürülebilir biçimde gelişmesi arasında makul bir denge kurulmalıdır.
XII. Kararın Pratik Sonuçları
Kararın uygulamada doğuracağı başlıca sonuçlar şu şekilde özetlenebilir:
Elektronik ticaret platformlarının sorumsuzluk alanı daralacaktır.
Tüketici davalarında platformların taraf gösterilmesi daha sık gündeme gelecektir.
Mahkemeler, platformun somut işlemdeki rolünü araştıracaktır.
“Yalnızca aracı hizmet sağlayıcıyız” savunması tek başına yeterli olmayacaktır.
Platformların ön bilgilendirme, kayıt tutma, iade ve şikâyet süreçlerindeki yükümlülükleri önem kazanacaktır.
Satıcı sözleşmeleri ve platform kullanım şartları yeniden düzenlenecektir.
Tüketicinin satıcıya ulaşamadığı durumlarda platformun sorumluluğu daha güçlü şekilde tartışılacaktır.
E-ticaret uyuşmazlıklarında mülkiyet hakkı ve tüketicinin korunması ilkesi birlikte değerlendirilecektir.
Kanun koyucunun yeni ve dengeli bir sorumluluk rejimi oluşturması gerekecektir.
XIII. Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin kararı, elektronik ticaret hukukunda tüketici lehine önemli bir dönüm noktasıdır. Karar, elektronik ticaret platformlarının tüketici işlemlerinde mutlak biçimde sorumsuz kabul edilemeyeceğini; platformun işlemdeki fiili rolü, tüketicide oluşturduğu güven, ödeme ve iade süreçlerindeki etkisi, kayıt tutma ve bilgilendirme yükümlülükleri dikkate alınarak sorumluluk değerlendirmesi yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu karar, tüketici hukukunun dijital ticaret gerçeklerine uyarlanması bakımından son derece önemlidir. Artık elektronik ticaret platformları, yalnızca teknik bir aracı olduklarını ileri sürerek tüketici uyuşmazlıklarının dışında kalamayabilecek; tüketicinin zarar gördüğü durumlarda somut olayın özelliklerine göre sorumluluk alanına dahil edilebilecektir.
Sonuç olarak karar, hem tüketiciler hem platformlar hem de satıcılar bakımından yeni bir hukuki dönemin başlangıcı niteliğindedir. Uygulamada tüketici vekillerinin, dava dilekçelerinde platformun aktif rolünü ayrıntılı şekilde ortaya koyması; platformların ise sözleşme, bilgilendirme, iade, şikâyet ve satıcı denetim süreçlerini bu anayasal çerçeveye uygun şekilde yeniden yapılandırması gerekecektir.
Kararın en kritik uygulama sonucu şu: e-ticaret platformları, tüketici işlemlerinde artık sırf “ben sadece aracıyım” savunmasıyla her durumda sorumluluktan kurtulamayacak; mahkemeler platformun işlemdeki gerçek rolünü inceleyecek.






Yorumlar